Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

Yıkık kentin yakışıklısı

  • 18.07.2022 09:48

Hikâyeler ayrı sevgiler bir…
Yılmaz Erdoğan, 1990’lı yılarda kaçırılıp öldürülen amcası Namık Erdoğan için yazdığı kitaba ‘Kayıp Kentin Yakışıklısı’ ismini vermişti… Ben de küçük dayım İbrahim Güreşir’e ‘Yıkık Kentin Yakışıklısı’ diyorum.
Başta deprem olmak üzere sel, yangın ve afetlerle yanıp yıkılıp küllerinden yeniden doğan Düzce’nin afilli kırantası…
Belleğimdeki bayramların tam merkezinde duran adam…

DÜZCE SEVDAMIN SORUMLUSU

Düzce’de yaşamayıp da Düzce’yi yaşıyorsam…
Sürekli Düzce’yi yazıyorsam…
Bu sevda ondan sorulur...
Başı sonu belli olmayan Düzce sevdamın milâdıdır.
Ve bu sevdanın miâdı yoktur…
Bizim toplumda genellikle dayılar amcalardan ziyade daha fazla sevilir, özlenir ve beklenir…
Benim için dayım da tastamam böyledir.
Babaları hayata çok genç yaşta veda eder. 6 kardeş yetim kalacak ve yetim olarak anılacaktır.
Ama o yetimlikle yetinmez…
Düzenli bir eğitim görmemiştir.
Hoş, görse ne olacak! Değme mühendislere taş çıkartan zekâ ve pratik becerisiyle ticari yeteneğini harmanlamış çevresini kendine hayran bırakır.

İSTANBUL’DA ŞENLİKLİ GÜNLER

İlk gençlik yıllarında bir müddet İstanbul’da çalışır İşyerinde kalır, hafta sonları soluğu Beykoz’daki evimizde alır. Şenlikli günler başlamıştır. Annem ve babam onun geleceği Cuma akşamlarını iple çekermiş. Daha o yaşlarda elinden düşürmediği sigarasını, tütün karşıtlığında pek yaman olan ablasının tüm kontrollerini atlatarak tereyağından kıl çeker gibi sokarmış eve. Yıllar sonra gözlerinin önünde bulunan semaverin demliğine sigara paketini zula ettiği anlaşılacak ve bu cinliği akrabalar arasında dalga dalga yayılacaktır. Boğaz kenarında olta ile balık tutmayı pek bir severmiş. Annem ve babamla hafta sonları gittikleri Emirgan kıyılarında olta sallarmış. Akşama doğru iskeleye yanaşan Beykoz vapuruna seyirten annem ve babam bağırırmış:
- İbrahim hadi gidiyoruz!
Her seferinde ‘siz binin, geliyorum’ dese de vapuru kaçırırmış!

KENDİ GEMİSİNİN KAPTANI

Eskilerin ‘serazat’ dediği özgür bir ruha sahipti. İstanbul,  Boğaziçi, balık derken birbirini fotokopi gibi tekrar eden günlerden sıkılmıştır artık. Düzce’ye döner. Bir tekstil fabrikasında işe başlar, kısa zamanda işinin ustası olur. Serazat ruh demem boşa değil. O’nun rüyalarını kendi gemisinin kaptanı olmak süslemiştir bir kere… El işinde çalışmak ona göre değildir. Evlendikten kısa bir süre sonra eşi Müzeyyen yengemin dedesinin işlettiği bakkalı devralır. Bu adeta onun ticarette stajyerlik dönemi olur. Her zaman gizli bir ajandası vardır; rotasını çizer ve şartların olgunlaşmasını bekler. Kısa bir süre sonra Eski Bolu Caddesi’nin Fatih Ortaokulu’na sapan yolun tam karşısında dükkânını açar. Dönemin şartlarına göre birçok yeniliğe yelken açarak çocukların yüreğini hoplatan dondurma tezgâhı ile sigara içen büyüklerin çakmak tamiri yine ondan sorulacaktır. Ancak bir zaman sonra burası da yetmez ona… Gizli ajandasında rotasını kalın bir kalemle çizmiştir:
- Bir gün mutlaka oraya!

DÜKKÂNDAN DAHA FAZLA BİR MEKÂN

Orası dediği yer 7/24 hayatın yaşandığı Kervansaray tesislerinin hemen karşısında adaşı Boşnak İbrahim’in arı kovanı gibi işleyen dükkânıdır.
Kararını vermiş, zamanını beklemektedir.
Gün gelir devran döner, İbrahim Bey, sıkı pazarlıkların ardından o mekândan Romalı komutan edasıyla çıkmıştır. Şimdi yeni yerindedir. İlk iş olarak sipariş verdiği o şık tabelayı gururla asar:
- Semt Bakkaliyesi…
Orası İbrahim dayımla birlikte bir dükkândan daha fazla bir yer olmuş çıkmıştır. Müşteri yoğunluğu bir yana günün her saatinde eş, dost ve ahbabın selam verip, hoşbeş ettiği, kısa sohbetlerin vazgeçilmez uğrak mekânıdır. İşte ilk aklıma gelenler; berber Salim, Küpçü Hüseyin, Talat Hoca ve meşhur Kobra Selahattin, Bızdık Ali, Maestro Sefer ve daha niceleri…  Esnaflık adabı gereği karşıdaki kahvehaneden çaylar söylense de, iflah olmaz bir çay tiryakisidir. Piknik tüpüyle demlediği çayla tüttürdüğü uzun Marlboro sigarası ayrılmaz ikilidir onun hayatında.
Eksik yazdım; mobileti ve olta takımını da eklemem lazım…

EVE DÖNEN ADAM

Yoğun bir ticaretin ardından eve dönme vakti gelmiştir. Eve dönmek sözün gelişi… Binbir meşakkatle yaptığı yeni evinin altındaki kahvehaneyi çalıştırır bir süre.
Yenilik ve arayış onun genlerine işlemiştir bir kere.
Bu kez de Düzce’nin parmakla gösterilen bilardo masası ustalığında görürüz İbrahim Güreşir’i. Kısa zamanda kavrayıp da geliştirdiği bu ustalık onu koca şehirde  ‘aranan adam’ haline getirmiştir. Kahvehane işletmeciliğinden de sıkılınca, evin bahçesine kendine özel bir adacık olarak gördüğü kulübeyi yapmış vaktinin çoğunu oradaki uğraşlarla geçirmektedir. Bir dönem otomobil kullandıysa da ilk aşkı mobilete geri dönmüş; dahası şimdilerde şehirde pek bir rağbette olan elektrikli motosiklet alıp, olta takımlarını titizlikle düzenleyip soluğu Muncurlu’daki gölette alacaktır. Bunu rutin haline getirir…
Ta ki o kahrolasıca Temmuz gününe kadar…
Muncurlu’dan dönüşte Dörtyol mevkiinde trafik kazası geçiren ‘yıkık kentin yakışıklısı’ yoğun bakıma kaldırılır.  Ve 7 Temmuz 2016’da gizli ajandasının son sayfasına ‘Benden bu kadar, hadi eyvallah’ notunu düşer…
Ardında her biri kendi alanında üstadlaşan  kuaför Mehmet, müzisyen Eyüp, bilardo montaj ustası Murat, cefakâr eşi Müzeyyen Hanım’la birlikte, vefakâr kızları Müjgan, Ayşe ve biricik torunlarını geride bırakarak…
Ha bir de…
Demli çay, sigara, motosiklet ve olta takımlarını yetim koyarak…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.