Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

“Üniversiteye bağışlandı”

  • 27.06.2022 10:15

Av. İsmail Kemal Sayğan, Düzce’deki paha biçilmez kitapların akıbetini anlatıyor:

“ÜNİVERSİTEYE BAĞIŞLANDI”


Çocukluk yıllarının Düzce’de geçtiğini anlatan Av. İsmail Kemal Sayğan, sahaflık hassasiyeti ile gördüğü bir manzarayı şöyle anlatıyor: “Sonra ben Düzce'den evlendim. Arsallar ailesinin kızıyla hayatımı birleştirdim. Rahmetli Hüseyin Hüsnü Arsal benim kayınpederim. Kayınpederimin ağabeyi ise Hasan Tahsin Arsal.  Şu anda Düzce'deki Anadolu Lisesi'ne arsayı bağışlayan kişi.  Bolu Milletvekili merhum Avni Akyol’un Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemde amcamızı ikna ederek arsayı bağışlatmış. Adapazarı'nda eşimle evlenmemizin ardından yanılmıyorsam yine bir deprem sonrası Düzce’ye kayınpederime ziyarette bulunmuştuk. Evin arkasında depremde kullanılmak üzere yapılmış sundurma dedikleri bir yapı dikkatimi çekmişti.  Bir odalı ve bir yataklı küçük bir mekân.  Gittiğimizde orada odun yoktu; ağzına kadar tıka basa dolu eski kitaplar vardı. Hatta eski el yazısı bir kitap gördüm. Kitapları sorduğumda eşimin dedesinin olduğunu öğrendim”.

FATİH MEDRESESİ’NDEN GELEN BİR MÜDERRİS

Burada kısa bir parantez açmanın sırası… 
İsmail Bey’in ‘eşimin dedesi’ dediği Düzce eski müftüsü ve müderrisi Ahmet Şevki Efendi’den başkası değil. Kayıtlarda 1886 doğumlu olan Ahmet Şevki Efendi’nin ‘Göleli Süleyman Bey'in oğlu’ olduğu yazıyor. Fatih Medresesi'nde okuyan Ahmet Şevki Efendi Soyadı Kanunu'ndan sonra 'Arsal' soyadını almış. İsmail Bey daha ayrıntılı anlatıyor:
“Bilirsiniz eskiden salnameler vardı. Orada her şey yazar. Şimdiye kadar iki tane Bolu Salnamesi yayınlanmıştır. En son salnamenin üzerinde Sultan Reşad'ın resmi vardır. Salnameyi açtığınız zaman Diyanet’te, nüfus memurluğunda kimler var hepsini görmeniz mümkün. Teker teker isimler yazar. Kayınpederimin babası müftü-müderris imiş. Ders de verirmiş. Elime geçen bu kitap onunmuş. Eşimin amcası Hasan Tahsin Arsal Beyefendi, biraz önce bahsettiğim gibi odunluktaki dedeye ait olan  o kitapları Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne bağışlamış.

‘AMİN ALAYLARI’NI ANDIRAN BİR TABLO

Av. Sayğan, çocuk iken Düzce’de bizatihi tanıklık ettiği bir olayı anlatınca ister istemez Osmanlı döneminde öğrenime başlama yaşına ulaşmış çocukların mektebe gitmeleri dolayısıyla düzenlenen ‘âmin alayı”na benzeyen bir manzarayı hatırlıyoruz:
“Mahallemizde Tatar Camii vardı. Kur'an Kursu'na giderdik. Kız kardeşim düzenli olarak gitti, ben devam edemedim.  Bir gün sokakta oynuyordum, Bir baktım cami tarafından bizim eve doğru bir kalabalık geliyor. Önde bir adam, yanında kız kardeşim. Arkalarından çocuklar geliyor. Şaşırmıştım. Yaklaştıkça baktım öndeki adamın kafasında simit tablası var. Asker nizamıyla geldiler. Adam tablayı koydu. Kısa bir konuşma yaptı. Kız kardeşimi işaret ederek, 'Suna evladımız Kur'an kursunu tamamlamıştır. Şimdi size simit dağıtacağız' dedi. Sokakta bulunan evlerin penceresine çıkmış herkes 'Allah kabul etsin' diye sesleniyordu. Kız kardeşim de simit dağıtma töreninden sonra icazetini almış oldu. O günü de hiç unutamam”.

PANAYIRCILARIN ANNEANNEYE YAPTIĞI JEST

Ve gelelim dillere destan Düzce panayırına.
Belli yaşta olan her Düzceli gibi İsmail Sayğan’ın da panayırla ilgili unutulmaz hatıraları var:
“Panayıra gece gidemezdik, sabahları uğrayabilirdik. Sadece bakardık. Hiç unutmam bir adam vardı, kılıç bir yerinden girmiş, bir yanından çıkmış görüntüsü verirdi. Bir denizkızı vardı komikti. Atlı karıncalar vardı. Havada dönen salıncaklar vardı. Korkudan binemezdik. Motosikletli adamı da unutmam mümkün değil. Çadır tiyatrosu bize yasaktı. Sebze ve meyveler satılırdı. Bir de kader-kısmet diye şans oyunu vardı. Orada ipler var. Parayı veriyorsun bir ip çekme hakkın oluyor. Her ipin ucunda bir hediye var. Ufak bir gofret falan çıkıyor. Anneannem anlatmıştı.  Bir gün panayıra gitmiş, panayırcı esnafı 'Ooo Hacer Hanım teyze gelmiş' diye karşılamış. 'Gel bir kader kısmet çek' demişler. 7Oğlum ben istemem’ dse de çok ısrar edip, 'şu ipi çek' diye tüyo vermişler. Bir çekmiş ki ne görsünk? En büyük ikramiye. Anlayacağınız anneaneme jest yapmışlar.

ÇUVALDAKİLERİ ŞEKER SANIP YİYİNCE…

Ve Düzce’deki meşhur Vehbi Koç faslına geliyoruz…
Sayğan’a sorduğumda ‘hatırlamaz mıyım’ diyerek anlatmaya koyuluyor:
Vehbi Koç'un bakkalını hatırlıyorum. Dükkanın önünde çuvallar vardı. Çuvalların birinin içinde toz şeker var sandım.  'Biraz yiyeyim' dedim, ama o da ne! Kimyasal gübreymiş! Ölüyordum. Kimseye bir şey diyemedim, anneme söylesem daha fazla dayak yerdim. O zamanlar öyleydi; okulda dayak yer, anneme söyleyince bir de ondan dayak yerdim.

“SEFER BEY KONAĞI MÜZE OLAMAZ MIYDI?

Günümüzde Düzce ile iletişimin olup olmadığını soruyorum İsmail Bey’e.
Şöyle cevap veriyor:
Düzce'ye aşağı yukarı 4 sene öncesine kadar gidiyordum. Araba almıştım, bakımı için götürüyordum. Fakat kimse kalmadı. Hanımın abisi Ereğli'de evlenmişti, oraya gidiyorduk. Oradan Akçakoca'ya geçiyorduk. Düzce'ye gittiğim zamanlar köfte yerdim. Düzce'de Zincirlikuyu'yu hatırlıyorum. Miroğlular'ın çok güzel bahçeli evleri vardı. Bahçesiz ev yoktu gibi. Dedemlerin arka bahçesi çok büyüktü. Benim hayatta hiç oyuncağım olmadı. Bizim eve gelen sokağın başlangıcında Sefer Bey Konağı vardı. Mükemmel bir ahşap konuttu. O ahşap konak nasıl yıkılır? O ev müze olamaz mıydı?”


FAY HATTININ HUKUK FAKÜLTESİ’NE

Son olarak Sayğan’a biraz da çocukluk arkadaşlarından bahsetmesini istiyorum. Hatırlayabildiklerini anlatıyor; ancak o günlerden günümüzde iletişimde olduğu bir arkadaşının olmadığını öğreniyorum.
Diyor ki: Tuncay abi vardı. Bizden büyüktü. Daha sonra Almanya'ya gitti. Terzinin oğlu İlyas vardı. Mustafa vardı. Yemişçi Burhan vardı. Onun kızı vardı. Suzan Miroğlu vardı. Babası meşhur avukattı. Rahmetli Suzan benim arkadaşımdı Suzan. İlkokuldaki öğretmenlerimi de hatırlıyorum. Samiye Biğ vardı, Beden eğitimi öğretmeni Necdet Bey vardı. Çok komik adamdı, ıslık çalar, bizle şakalaşırdı. O yıllarda karabiber gibi heriftim. Lakabım yer cücesiydi.  Boyum kısaydı, Karambel gibiydim. Yaramaz bir çocuktum. Mahallede bir cam kırılınca ‘kim kırdı’ diye soruşturmazlardı. 'İsmail kırmıştır' derlerdi.  Çok büyük deprem oldu. 5. sınıftayız. Dediler ki, 'bahçede imtihan yapacağız'. Basit sorular sordular, herkes geçti. Bana tarihten sordular. Hoca beni görünce diğer öğretmenlere 'çete reisi geliyor' dedi. 'Denizlerin reisi kimdir?' dedi. Hızır Ali Reisleri saydı bana, ben cevap veremedim. Aile bilgisi dersi vardı. El işiyle ilgili. 'Pilav neyle yenir' dedi. 'Kaşıkla' dedim. Meğerse çatalla yenirmiş, daha sonra okudum. O yıl herkesi geçirdiler. İstanbul Hukuk fakültesinde okurken bana ‘ot’ derlerdi. Kitaplarımın arasına ot koyup şakalar yaparlardı.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.