Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

Düzce'nin masalımsı pazarları

  • 13.06.2022 10:59
  • (2)

Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı

DÜZCE’NİN MASALIMSI PAZARLARI

Arşivlerde Cumhuriyet döneminin ilk yıllarına ait gazetelerine göz atıyorum da, gördüğüm tablo karşısında hayranlığımı gizleyemiyorum. Dönemin basit teknolojisi ve kısıtlı şartlarında yayımlanan gazete sayfalarında memleketin en ücra köşelerine giden muhabirlerin yaptığı haberler gerek edebiyat lezzeti ve gerekse mevcut manzarayı ortaya koyması açısından oldukça göz doldurucu.  
Onlardan biri de Anadolu’da Vakit Gazetesi.
Dikkatli okurlarımızın gözünden kaçmayacaktır. Son üç yazımı ayırdığım Vakit Gazetesi’nin sayfalarında cömertçe yer verilen Düzce haberleri karşısında hayranlığımı gizleyemiyorum.
Düzce’nin hâl ve ahvalini gözlemlemek üzere bizzat şehre gelip 2 ay kalan Gök Kaya’nın haberi bu bakımdan oldukça dikkat çekici.
Daha önce Düzce’deki gece/eğlence hayatından düzenli haberler geçen Kaya’nın odağında bu kez günümüzde de aynı geleneği sürdüren Perşembe pazarı var.
Gazetenin 20 Kasım 1930 tarihli nüshasının 5. Sayfasında yer alan haber “Düzce’de Perşembe Pazarları” başlığını taşıyor. 
Gök Kaya’nın haberini sindire sindire okuduğumuzda ortaya çıkan manzara masallardan farksız. Habere bakılırsa Perşembe günleri kurulan Düzce pazarında oluşan mahşeri kalabalık görülmeye değer:

HARARETLİ ALIŞVERİŞLERE SAHNE OLAN PAZAR

- Düzce'de her hafta perşembe günleri büyük bir pazar kuruluyor. Pazarın yeri, belediye dairesinin önündeki meydanla bu meydana açılan muhtelif yollardır.  Perşembe günleri, bazı geceden, bazı da sabaha karşı, daha gün iyice ağarmadan, civardaki köylerden, kasabalardan, hatta yakın vilayet merkezlerinden akın akın binlerce adam geliyor. Ve siz sabahleyin pazar yerine gittiğiniz zaman, oranın mahşerden bir örnek olduğunu görüyorsunuz. Pazar halkının bir kısmı satıcı, öbür kısmı alıcıdır.  Bir yere çömelen iki kısım halk arasında sabahtan öğle sonuna kadar hararetli alışverişler devam ediyor.

SARI VE ÇOPUR SURATLI ÇERKES PEYNİRİ

Gök Kaya, pazardaki ürünleri sayarken gazete okurlarının iştahının kabardığına eminim:

- Bu pazarda neler, neler yok? Bir orman ve ziraat memleketinin bütün ürünleri buradadır. Tahta kutular içinde, üstleri tülbentle örtülü tereyağlar, okkası 120 kuruş! Bu yağlara parmağınızı değdirip ağzınıza götürüyorsunuz, ne acılık var, ne de katkı maddeleri konulan yağların feci lezzeti! Bilakis çok güzel kokulu, çok tatlı ve çok nefis... Kalıp kalıp beyaz peynirler... Sonra bir cins Çerkes peyniri var ki kiremit gibi katı, sarı ve çopur suratlıdır. Bu peynir, usulüne göre yıkanıp hazırlanırsa pek lezzetli oluyormuş. Sergi halinde meyveler: Köylü yumruğu gibi iri, biçimsiz, mamrı yumru armutlar... Fakat gayet sulu... Yeşil kabuğunu dişinize dokundurur dokundurmaz ağzınıza nefis bir meyve usaresi doluyor; okkası beş kuruş! Elmalar, Sapanca'nınkiler kadar gösterişli değiller, fakat hepsi de tatlı. Okkası keza beş kuruş…

İSTANBUL KESTANELERİ BÖYLE DEĞİL

Kaya Pazar izlenimlerini şöyle sürdürüyor:

- Civar ormanlarda kestane ağacı çok olduğu için, meyvası da o oranda pek çok. Taze kestaneni ne güzel bir rengi var; Koyu kahverengi, parlak bir renk! İstanbul'da satılan kestane de kahverengindedir, ama onlarda bu cilalı parlaklık yok. Okkası yedi buçuk ila on kuruş. Ceviz... Parmakla kırılabilecek kadar ince kabukluları var: Okkası 10-11 kuruş. Fakat bir okkaya ne kadar çok ceviz düşüyor!

YUMURTA PAHALI TAVUK UCUZ

Muhabirimiz Düzce’de karşılaştığı yumurta ile tavuk fiyatları arasındaki ters orantıya dikkat çekip bu çelişkinin sebebini kendisi açıklıyor:

Daha sonra, birçok meyvelerle - hatta kocayemiş bile var!- mevsimin bütün sebzeleri.  Yumurta hem çok bulunmuyor, hem de pahalı. Tanesi 4 ila 4,5 kuruş. Bunun sebebi de, tüccarı elden toplayıp dışarıya sevk ediyormuş. Madrid elçimiz Yahya Kemal Bey'in (şair Yahya Kemal’den bahsediyor M.Ş.) geçenlerde ticaret odasına yumurta hakkında müracaatı vardı. Bu müracaat galiba Düzce pazarında tesirini gösterdi. Lakin yumurta ne kadar pahalı ise, tavuk ve piliç o kadar ucuz. Pilicin tanesi 15-20 kuruş.. Bedava yahu!

AYNA, MENDİL, MAKARA İPLİK, İĞNE

Pazarda sadece yiyecek ve hayvansal ürünler satılmıyor elbette…  Haberde gündelik hayatta ihtiyaç duyulan maddelerin hemen bir çoğunu burada bulmanın mümkün olduğunu okuyoruz:

- Burada bir kahvede, bir lokantada filan oturdunuz mu idi, derhal başınızın ucunda vız vız arılar uçuşuyor. Belli ki burada arı çok... Fakat bala pazarda hiç tesadüf etmedim. Artık zamanı mı değil ne? Vakıa pazarda kaymak da yok... Yok ama, köylülere ısmarlanınca getiriyorlar. Okkası 100-110 kuruş! Kat kat katlanmış süt kokulu, halis kaymak.  Bunlar pazarda yiyeceğe, içeceğe ait şeyler... Bir de yenilip içilmeyen kısım var ki, onlar da gayet enteresan. Mesela, çiçek resimli tahta kaşıklar... Örnek yağlık oyaları... Yüzü, tırnakları renkli, önüne gelen kısımda süsler, nakışlar bulunan el işi yün çoraplar... Bir arkadaş yün çorapçının Konyalı olduğunu söyledi. Bu adam sırtında çorap dolu heybesi, Anadolu'yu şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak çorap satıyor ve tabii para kazanıyormuş... Bir de bizde teşebbüsü şahsi, ticaret falan yok derler! Laf!.. Pazarın başka bir köşesinde Avrupa mamulatı eşya: Ayna, mendil, makara, iplik, iğne, renkli cam düğme vesaire...

DEHŞETLİ KALABALIK YERİNİ TENHAYA BIRAKIYOR

Gazete haberi adeta arı kovanı gibi olan Pazar yerinin akşam güneşinin batmaya yüz tutmasıyla birden bire tenhalaşmasıyla noktalanıyor:
- Bir yanda demir emtia: Nal, saban, zincir, çivi, anahtar vesaire... Bir başka tarafta birçok eskiciler: pat küt... pat küt... Köylülerin eski ayakkabılarını tamir ediyorlar. Daha uzak bir yerde hayvan alım satımı.  Pazar yeri öğleye kadar dehşetli kalabalıktır. Köylü, malını paraya tahvil ettikten sora, pazarda alamadığı eşyayı tedarik için çarşıya çıkıyor. Bu sefer de çarşı kalabalıktan geçilmiyor.  Daha sonra köylüler, beşer onar manda arabalarına binip köylerin yolunu tutuyorlar. Düzce tenhalaşıyor, adeta boşalıyor...
Bolluğun, bereketin ve ucuzluğun hâkim olduğu böylesi bir pazara ‘masalımsı’ demekle haksız mıyım?
Ne dersiniz?


Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (2)

  • Ömer SİVRİKAYA
    Ömer SİVRİKAYA
    15.06.2022 10:42

    O masalın Asar Deresi boyundaki son zamanlarını hatırlıyorum.

  • Nejat Özsoy
    Nejat Özsoy
    13.06.2022 12:41

    Muhteşem bir anlatım ve konu. Ellerinize sağlık Mehmet Şimşek.

Resmi İlanlar