Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

1930'lu yıllarda Düzce Kastamonu'dan ileride

  • 6.06.2022 09:49

Tarihin garip bir cilvesi mi diyelim?
Bilemedim…
Osmanlı döneminde Kastamonu Vilayeti’nin Bolu Sancağı’na bağlı Düzce şehir merkezinin 1930’lu yıllarda toplumsal yaşamda hayli hareketli, renkli ve eğlenceli bir sosyolojiyi bünyesinde barındırdığını görüyoruz.
Bunu nereden mi biliyoruz?
Geçen hafta sözünü ettiğim Vakit muhabiri Gök Kaya’nın Kastamonu’daki meslektaşı Talat Mümtaz’a geçtiği notlardan…
Talat Mümtaz, 2 aydır Düzce'de kalıp düzenli gözlemlerini anlattığı Kaya’nın mektuplarından (geçen haftaki yazımız M.Ş.) yola çıkarak Kastamonu ile Düzce'nin karşılaştırmasını yapıyor.
26 yıldır Anadolu'dan İstanbul’daki Vakit gazetesine düzenli haber geçen Talat Mümtaz, meslektaşından gelen notları okuduğunda şaşkınlığını gizleyemiyor ve Kaya'ya övgüler dizmekten geri kalmıyor:
- Pazar yerlerinden tutun da gece hayatlarına kadar hepsi onun kaleminden başka türlü çıkıyor. Arkadaşımın görüşleri gerçekten bir yazı konusunu teşkil ediyorsa, bizim Kastamonu’da onun gibi ciltler dolusu kitap yazacak konular var…

“SİNEMALARIMIZ DÜZCE’DEKİ GİBİ DEĞİL”

Mümtaz’ın 7 Kasım 1930 tarihli Vakit Gazetesi’nin 8. Sayfasında ‘Memleket Mektupları’ köşesinde  “Kastamonu’da gece hayatı nasıl geçiyor” başlıklı yazısına bakılırsa seyirlik eğlence hayatında Düzce Kastamonu’ya fark atmış durumda:
- Düzce herhalde anlattığı gibi ise bizim sittin senelik vilayet merkezi olan Kastamonu'dan çok iyi... Gerçi bizim Kastamonu'da akşam dörtte başlayan uyku hastalığı yok, her taraf elektrikler içinde, fakat başka faaliyet de yok. Bir tek sinemamız var. O da müşterisizlikten sinek avlamaktadır. Dar ve basık bir yer. Sekiz perdelik bir film seyredebilmek için tam 18 defa dışarı hava almaya çıkmalı. Bugünlerde bir sinemanın daha açılması kararlaştırılmış. Fakat sinemalar Düzce'de olduğu gibi aynı cadde üzerinde değil.  Biri doğuda öbürü ise batıda.

“BİZİM TİYATROSEVER KİŞİMİZ YOKTUR”

Mümtaz yazısının devam eden satırlarında (geçen hafta söz konusu ettiğimiz M.Ş.)  Düzceli tiyatrosever vatandaşın belediyeye yaptığı arsa bağışına atıfta bulunarak Kastamonu’daki hemşerilerine hayli sitemlidir:

“Hele bugünlerde tiyatro falan gördüğümüz yok. Eksik olmasınlar, eskiden Düzce'ye uğrayan tuluatçıların buraya da uğradığı olmuştu. Şimdi o postayı da kestiler. Aynı zamanda gelenlerde şurada burada birkaç gruba ayrıldıktan sonra noksan kadro ile gelirler.
Hoş gelseler bile şimdiden sonra oynayacak yer de bulamayacaklar. Çünkü evvelce tiyatroların oyun oynadıkları binada demin söylediğim sinema tesis olundu. Yeni bir kumpanya gelirse eski ve yıkılmaya eğilimli kalan hanların çardaklarında perde kurup sekizinciyi, dokuzuncuyu oymamaktan başka çare kalmayacak.  Gerçek şu ki, bizim belediyemiz de tiyatroseverdir ama kerestesini, arsasına beleşten verecek açıkgöz tiyatrosever kişimiz yoktur”.

“AĞLANACAK HALİMİZE GÜLER OLDUK”

Şehir hayatının kültürel çoraklığından yakınan Vakit muhabiri Mümtaz, 1930’lı yıllarının Kastamonu vilayet merkezini şöyle tasvir ediyor:

“Biz burada gece hayatını çok boş geçiriyoruz. Koca şehirde oturacak belli başlı bir tek kahvemiz var. Adına da Ilgaz gazinosu diyoruz. Eskiden kış geldi mi buranın sahibi İstanbul'dan, şuradan buradan şarkıcı, sözcü kızlar getirir, onların şerefine yüz paralık kahveyi bize on kuruşa satardı. Biz de on dört kahve parası olan on kuruşu verdik diye her zaman iki saat oturmak adedimiz olsa da o zaman dört saat oturur yanan onluğun acısını çıkarırdık.  Kahve sahibi ara sıra çeşit değiştirmek amacıyla şarkıcıların yerine meddahı getirir ve onun Kastamonu taklitlerini tatlı tatlı dinler, ağlanacak halimize güler dururdu”.

“DÜZCE KAZASINA KARŞI KASTAMONU VİLAYETİ”

Ve Mümtaz en yakıcı notlarını yazısının sonuna bırakmıştır. Yazısının son cümlesini Düzce ile Kastamonu mukayesesiyle noktalıyor:
“Bu sene nedense, kış geleli hayli zaman olduğu halde, hâlâ ne meddahını, ne şarkıcıları görmek. Ramazan olmadığı için tombala da çekemiyoruz. Bu yüzden Ilgaz'da da fazla oturmuyoruz. Belki bir ay var ki bizim meşhur Nasrullah Köprüsü başındaki, memleketimizin bir genci olan diş muayenehanesinde, henüz taksimetreleri konmamış olan elektrikleri bol bol yakarak oturuyoruz. Şimdi her gece Kastamonu'nun birbirleri ile anlaşabilir delikanlıları burada birleşerek gece yarılarına kadar, gürültülü patırtılı olarak oturuyor, tam gece yarısı sönen elektriklerden yarım saat evvel dağılarak ve yaya olarak evlerimize dönüyoruz. Gitgide bu da tat vermiyor, bundan da usandık. Geceleri evlerde sıra gezeceğiz.
İşte Düzce kazasındaki gece hayatına karşı Kastamonu vilayetindeki gece hayatı…”


KAHVEHANE DEMİŞKEN…

1930’lı yılların Düzce’sinde durum böyle iken ilerleyen yıllarda durum nasıldı acaba?
Merhum Prof. Dr. Enver Konukçu hocamız Konukçu, katıldığı televizyon programında 1950-60’lı yılları şöyle resmetmişti:
“Merhaba kahvesine giderdim, orada eski tarihleri anlatırlardı, can kulağıyla dinlerdim. Sonra hükümetin karşısında bir kıraathane vardı oraya da mutlaka uğrardım. Büyük Camii'nin yanında bir fırın vardı. Orada “Makedonyalı Pepe” dediğimiz bir beyefendi bulunurdu. Okuma yazması yoktu. Fakat 1950-52'li yıllarda Makedonya’yı anlatırdı bize. Kuyumcu Osman Efendi vardı. Çok saygın bir ailesi vardı. Osman Efendi Mısır'dan Trabzon'a kadar buğday ticareti yapan bir kişiydi. Ondan da çok şey öğrendim. Eski yazıyı bilmezdim, işi çok olduğu halde eski yazı bilmemde bana yardımcı olurdu“
Prof. Konukçu’nun bahsettiği ‘Merhaba Kahvesi’ni gelecek yazıya bırakalım…




Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar