• 21.05.2022 09:56

ÇERKES SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI

Çarlık Rusya’sının, stratejik açıdan önemli gördüğü Kafkaslardan Çerkes halkını sürgüne göndermesinin üzerinden 158 yıl geçti. İnsanlık tarihin en yakıcı olaylarından biri olarak bilinen Çerkes sürgünü, her yıl Türkiye ve dünyada yaşayan Çerkesler tarafından anılageldi.
Sürgün yıldönümleri her yıl İzmit’in Kefken ilçesinde deniz kenarında "Nart ateşi" yakıp çevresinde "mezar taşı nöbeti" tutulan anma törenleri ile başlayıp "Sürgün Andı" okunması ile sona eriyordu. Bu yıl düzenlenen anma programı için Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), Çerkeslerin Çarlık Rusya’sı tarafından soykırıma uğradığı ve sürgün edildiği 21 Mayıs 1864’ün yıl dönümünde; yani 21 Mayıs Cumartesi günü (bugün) İstanbul Yenikapı miting alanında toplanma çağrısı yaptı.  Düzce’mizde de her yılın 21 Mayıs’ında anma ve mevlid programları Düzce Adige (Çerkes) Kültür Derneği tarafından büyük bir duyarlılıkla yapılıyor.
Şimdi gelin o mahşeri günlere gidelim.


“ÇOĞU İNSANIMIZ ÖLDÜ, KALANLAR DÖRT BİR YANA DAĞILDI”

Mayıs ayı Çerkes halkının tarihindeki en büyük kırılmanın yaşandığı ay olarak hafızalarda yer etti. Çocukken Kafkasya’dan sürülen ve bu kıyımı bizzat yaşayan Adığe Nuri Bey sonradan Osmanlı ordusunda subay olur.
Nuri Bey anılarında şöyle yazar:
“Bizi köpeklermiş gibi yelkenli gemilere atıyorlardı; aç ve susuzduk, havasızlıktan boğuluyorduk. Kimse ne ihtiyara ne çocuğa ne hastaya bakmıyordu, hamilelere bile acıyan yoktu! Rusya hükümetince tahsis edilen ve göçmenlere harcanması gereken paraların tamamı bir yerlere akıp gidiyordu ama nereye? Biz bu parayı görmedik! Bize hayvan muamelesi yapıyorlardı, yüzlerce insanımızı hasta, çocuk, yaşlı, kadın demeden aynı teknenin, kayığın içine atıveriyorlardı, en yakın Türk kıyı noktasına fırlatıyorlardı. Çoğu insanımız öldü, kalanlar dört tarafa dağıldılar.”(1)

İstanbul’daki İngiliz elçisi Bulwer’in İngiliz Dışişleri’ne gönderdiği 12 Nisan 1864 tarihli rapor ekinde ‘Çerkeslerin Kraliçe Viktoria’ya iletmek üzere verdikleri 9 Nisan 1864 tarihli dilekçedir’ ibaresini taşıyan notta şöyle denmekteydi:

“BİZ ÇERKESLER DÜNYA YÜZEYİNDEN SİLİNİRSEK BİLİNSİN Kİ…”

"Rusya 80 yılı aşkın bir süredir dünya yaratıldığından beri bizim evimiz ve yurdumuz olan Çerkezistan’ı işgal etmek ve bizleri kendisine tabi kılmak için her türlü gayrimeşru yola başvurmaktadır. O Rusya’dır ki, çocuklarımızı, çaresiz kadınlarımızı ve yaşlılarımızı mezbahalık koyunlar gibi kesmekte, kafalarını süngülerle kavun doğrar gibi doğramaktadır. İnsanlık ve medeniyet tarihinde Çerkeslere reva görülen bu zulmün ve baskının bir eşine daha rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden bizler, Rusya’nın vahşetine son verebilmek, vatanımızı ve halkımızı kurtarabilmek için insanlığın ve adaletin yılmaz savunucusu olan İngiliz hükümeti ve halkının çok değerli yardımlarını ve aracılığını talep ediyoruz. Eğer bu türden bir yardım mümkün olmayacaksa o zaman da Rus mezalimi altında inleyen çocuklarımızın ve kadınlarımızın güvenli bir yere gönderilmesi için yardım eli uzatılmasını istiyoruz. Ama bu taleplerimizden hiç birisi dikkate alınmaz ve biz Çerkesler dünya yüzeyinden silinirsek bilinsin ki kâinatın yaratıcısının huzurunda dahi biz gasp edilen haklarımızı aramaktan vazgeçmeyeğiz".(2)

Çerkeslerin vatanlarında kalmalarına engel olan itici nedenlerin en başında Rusya İmparatorluğu’nun uyguladığı Pan-Slavizm politikaları yer almaktadır. Çerkesler derin bir tarihi geçmişi olan ve birçok aşamadan geçen bu politikaları kabullenememiş ve sürekli direnmişlerdir. Sonunda bu direnç kırılmış ve Rusların istemiş olduğu Çerkeslerden arındırılmış bir Kafkasya coğrafyası şekillenmiştir.

BOYUN EĞMEYEN ÇERKESLER’İ BİTİRMEK İSTEMİŞLERDİ

Kafkasya Valisi Prens Dondukov’un talimatıyla yazdığı eserlerinde, Veydenbaum adlı Rus etnograf, Batı Kafkasya’da gerçekleşen bu sürgünün arka planını şöyle değerlendirmiştir:

“Kırım Savaşı sonrasında imzalanan Paris Barış Antlaşması’na göre Rusya’nın Karadeniz’de filoya sahip olmaması gerekiyordu. Bundan dolayı Rusya, Dağlılar ve Türkiye arasındaki ilişkileri takip edemiyordu. Türkiye, Dağlıları Ruslara karşı gizlice destekliyor ve Çerkez topraklarına kendi ve yabancı siyasî ajanlarını gönderiyordu… Olası bir dış savaş durumunda Kırım olayında olduğu gibi, Avrupalı düşmanlarımız yeniden bize karşı Çerkezlerden yararlanabilir ve Kafkasya kıyılarına kolayca ulaşabilirlerdi. Bu gerekçeler doğrultusunda Baryatinskiy, boyun eğmeyen Çerkez kabilelerini kesin kez bitirme gerekliliğinin farkına vardı. Bu da sadece ve sadece Batı Kafkasya’nın yamaçlarında Rus kolonileri kurma, Dağlıları dağdan ve deniz kıyılarından çıkartıp Kuban ovalarına yerleştirme yoluyla mümkündü. Kozak yerleşim yerleriyle çevrili olacaklarından dolayı Çerkezler bizim için zararsız hâle geleceklerdir. Bunu kabul etmeyenler Türkiye’ye göç edebilir, zaten Türk hükümeti onları kabul etmeye ve boş arazilere yerleştirmeye razı olmuştu.”

KORKUNÇ AÇLIK VE ÖLDÜRÜCÜ HASTALIĞIN PENÇESİNDE

Veydenbaum
, Çerkeslerle yapılan savaşların sonucu için: “...Dağlılar olağanüstü hırsla savaştılar... Ancak, inatçı bir direniş gösterdikten sonra, ilerleyen Rus askerlerinin önünden adım adım denize doğru çekildiler. Yenilmiş, ancak boyun eğmemiş olarak kitleler hâlinde Türkiye’ye göç ettiler ve sadece küçük bir azınlık Kuban bölgesinde kendilerine gösterilen yerlere yerleşti” (3) ifadelerini kullanır.

Rus askeri ve etnografyacı Arnold Zisserman savaşın sonunda Çerkeslerin düştüğü durumu şu sözlerle özetler: “... adım adım ovalardan dağların yamaçlarına, dağların yamaçlarından tepelerine, dağların tepelerinden deniz kıyısına doğru sıkıştırılan yarım milyon Dağlı, yok edici savaşın tüm dehşetini, korkunç yoksunlukları, açlığı, öldürücü hastalıkları yaşadılar. Kendilerini Karadeniz kıyısında bulduklarında kurtuluşu Türkiye’ye göç etmede aramak zorunda kaldılar.” (4)

KUŞLARIN ERKEK SAKALLARI İLE KADIN SAÇLARINDAN YUVA YAPTIĞI GÜNLER!

Resmi olmayan rakamlara göre 1,5 milyona yakın Çerkes bir ay içinde sürgüne tabi tutulurken yol şartları, salgın hastalıklar, açlık gibi nedenlerden dolayı yaklaşık 500 bin Çerkes hayatını kaybetti.
Sürgünde yaşananlar tam anlamıyla insanlık atına utanç verici olaylardı...
İşte binlerce tanıklıktan sadece biri…
Çerkes sürgününden uzun zaman sonra, 1929 yılının bahar mevsiminde Rusya’nın Adıgey Cumhuriyeti’ne bilimsel bir çalışma için giden Gürcü tarihçi ve dilbilimci Simon Canaşia’ya, Karadeniz sahilinde bir yerleşim olan Dzhubga’da (Cubga) karşılaşmış olduğu 91 yaşındaki bir ihtiyar Karadeniz sahilinde gözlediği durumu şöyle anlatır:

“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”(5)
Çerkesler büyük sürgün sonrası çok uzun bir süre Karadeniz’den çıkan balıkları yemediler. Çerkes yaşlıları arasında halen Karadeniz’den çıkan balığı yemeyenler vardır.

DÜZCE’DEKİ ZENGİN KÜLTÜREL YAPININ AYRILMAZ BİLEŞENLERİ

1864’lü yıllar ve 1877–1878 Osmanlı - Rus Savaşı ile bağlantılı olarak 1869 yılına ait Kastamonu Vilayeti Salnamesindeki ifadesiyle “...külliyetli muhacirin-i Çerakese iskân olundu…” denilerek Çerkeslerin Düzce’ye oldukça kalabalık olarak iskan edildiğine dair kayıt düşülmüştür. Bolu Sancağının Karadeniz sahilinde bulunan kazaları dağlık olduğundan buralara sınırlı sayıda muhacir iskân edilmiş, Düzce ovası tercih sebebi olmuştur.
İşte Çerkesler bu acıklı sürgün hikayesi sonrası Düzce’de yeni bir hayat kurdular. Onların torunları ise bugünkü Düzce'nin zengin kültürel yapısının ayrılmaz parçaları oldular.
Sürgün yollarında hayatını kaybedenlerin Ruhları Şad Olsun.