• 9.05.2022 10:41

Çocukluk arkadaşım Hüseyin Özkan sosyalizan bir kimliğe sahipti.
Öyle kitap okumuşluğu falan yoktu.
Abilerinden etkilenerek bu kimliği edinmişti.
Bir Hıdrellez akşamında ateş yakıp üstünden atlayanları bana göstererek:
- Biliyor musun, hıdrellez herkesin, demişti.
Ne demek istediğini anlamamıştım.  
Bayram sofralarında zengin-fakir ayrımına dikkat çekmiş, Hıdrellez kutlamalarında böylesi bir sınıfsal farkın olmadığının altını çizmişti.  
Gerçekten de çocukluğumun Hıdrellez gecelerinde ateşin üstünden atlayacağımız ve elbiselerimizin is tutacağı için annemiz üzerimize eski-püskü şeyleri giydirip öyle yollardı bizi. .
Sosyalizan arkadaşımın ‘yoklukta eşitlik’e gönderme yaptığı bu tespiti bir kenara koyup, devam edelim.

DÜZCE’NİN FESTİVALLERİ

Baharın müjdecisi kabul edilen Hıdrellez'in Düzce'nin toplumsal yaşamında özel bir yeri olduğunu büyüklerimizden dinleyerek büyüdük.
Bir anlamıyla Hıdrellezler Düzce’nin adı konulmamış festivalleriydi dersem abartmış olmam. Çocukluğunun en güzel günlerini Düzce'de yaşayan annemden tanıklık ettiği Hıdrellezlerini anlatmasını istedim.

O anlattı ben not aldım...
Hemen belirtmeliyim ki, annemin anlattıkları Hıdrellez kutlamalarının sadece bir kesiti oluşturuyor.
Şimdi buyrun zaman tünelindeki yolculuğumuza:

HIDRELLEZ HEYECANI

Hıdrellez hazırlıklarına birkaç gün önceden başlanırdı. Mahalledeki genç kızlar büyük ablaların dolaştırdığı küp veya kavanozun içine toka, yüzük, küpe gibi takılar atardı. İçi su doldurulan küpün ağzı kapatılır ve bir gül ağacının dibine veya asmanın altına bırakılır, Hıdrellez günü açılırdı...

MANİLER EŞLİĞİNDE KÜP AÇILIRDI...

Küp bir yandan açıladursun, diğer yandan da Hıdrellez için hazırlanmış torbanın içine kâğıda yazılıp, atılan maniler kura usulü çekilirdi. Küpten alınan bir takının sahibi "Bu küpe/toka vs. benimdi" diyerek heyecanlanır, okunan mâniye kulak kabartırdı. Genç kızların gülüşmeleri arasında yapılan bu oyunu delikanlılar ancak uzaktan seyredebilir fazla yaklaştırılmazdı.

GÜL AĞACININ DALINA BAĞLANAN PARALAR

Hıdrellez aynı zamanda bir dilek/temenni bayramıydı.
Düzceli kadınlar beklentilerine uygun olarak evlerinin bahçesindeki gül dalına bir şeyler bağlar ve ertesi sabah güneş doğmadan bunları ağaçtan alırlardı.
Dala bağlama ritüelini şöyle anlatıyor annem:
Para isteniyorsa kırmızı iplikten örülen küçük keselere madeni para, çocuk isteniyorsa minyatür bir salıncağa konulan oyuncak bebekler, ev isteniyorsa yine kibrit kutusundan yapılan ev maketleriydi bunlar.

"BENİM DEĞİL HIZIR-İLYAS'IN ELİ DEĞSİN"

Bir gece önceden süt pişirilir ve ertesi gün için mayalanmaya bırakılırdı. Bu iş için özel maya kullanılmaz, bazen de sütün içine maden para atılırdı. Sütü mayalayan kişi iki parmağını tencereye sokarak, "Benim elim değil, Hızır-İlyas'ın parmakları değsin" derdi... Ertesi gün en geç öğle sonrası sütün mayalanmış olduğunu görürdük...

ASAR DERESİ'NE KURULAN DEV SALINCAKLAR

Hıdrellez kutlamaları bununla da sınırlı değildi elbette.
Asar suyunun etrafındaki dev söğüt ağaçlarına salıncaklar kurulurdu. Mani okuyan genç kızların yanına yaklaşamayan delikanlıların buraya gelmesi, salıncaklara binen kızları sallamasına izin verilirdi. Bu alanda erkekli-kızlı yapılan eğlencelerde yemek ziyafeti verilirdi.

EVDE YAPILAN DOLMALAR/BOYALI YUMURTALAR

Hıdrellez gününe has kuzu/koyun kesilirken ortaya kurulan sofralarda özenle sarılmış dolmalar dikkat çekerdi. Özellikle de boyanan yumurtalar tokuşturarak sofralar adeta bir şölene dönüşürdü...
Evet…
Annemin anlattıklarına göre de Hıdrellez herkesindi…