• 18.04.2022 09:18

Yazar İlhan Akın “Zor Bey Konur Alp” romanını Düzce Damla gazetesine anlattı:

Romancı İlhan Akın, ‘Zor Bey – Konur Alp’ romanının arka planını anlatırken yazarlık anlayışının kırmızı çizgilerini şöyle çekiyor: Roman yazarken başkalarına ait olan, o alanda yazılmış eserlerden uzak durmaya çalışırım. Çünkü yazdığım eserin “ben” gibi olmasını isterim.  Ancak büyük üstatların açtığı yoldan ilerler, onları ‘takip’ ederim asla ‘taklit’ etmem…

GİRİŞ…

“Zor Bey-Konur Alp”
ismiyle müsemma gerçekten ‘zor’ bir roman… Bu düşüncemde yalnız olmadığımı İlhan Akın’la konuşurken bir kez daha anladım. Osmanlı dönemi Düzce’nin tarihinde önemli bir figür olan Konur Alp’e ait bilgiler maalesef çok sınırlı.  Akın’dan ödünç alarak söylersem;  romanın kahramanıyla ilgili günümüze ulaşan [birkaç bilgi kırıntısı, 1400 ile 1484 yılları arasında yaşamış olan Aşıkpaşazade’nin yazdığı “Tevarih-i Al-i Osman” adlı eserinde sadece birkaç cümle] den ileri geçmiyor…   İlhan Bey’le yaptığım söyleşiyi yazıya döktüğümde ‘zor’ sıfatının bu metne yön veren kuşatıcı kavramlardan biri olduğunu fark ettim. Tesadüfe bakın ki,  Akın bir soruma verdiği cevapta şu cümleyi kuracaktı: “Ama beni zorlarsanız, ben de kendimi zorlarım ve zorlama hislerimle”… 
Cümlenin devamı sürpriz olsun ve ikinci bölüme kalsın…


Daha önce hiç yazılmamış bir kahramanın romanı “Konuralp”i yazarak “zor” bir işe imza attınız.  Bir yazara sorulmaması gerektiğini bilmeme rağmen yine de “zor”u tercih ederek “Zor Bey Konur Alp” romanının ne kadarı olgu ne kadarı kurgu olduğunu sorarak başlamak istiyorum.

İLHAN AKIN: Öncelikle, ilk kez benim kaleme aldığım ve geçen yıl Metamorfoz Yayınları’ndan çıkan “Zor Bey Konur Alp” Romanı eleştirel bir gözle okuduğunuz ve değerlendirdiğiniz için sizlere çok teşekkür ederim. Şunu da söylemek isterim ki, bu kitabın bir an önce çıkmasını ve okuyucuyla buluşmasını bir önceki valimiz, şimdi ise Samsun Valisi olan Sayın Zülkif Dağlı çok istemişti. Evet ben bir roman yazarıyım. Sizin de bildiğiniz gibi bir roman yazarı için doğru ve isabetli kurgu her zaman çok önemlidir. Ancak doğru kurgu yapabilmek için de olayların geçtiği zamanı iyi değerlendirmek; o devrin sosyal, ekonomik, kültürel hayatını yeteri kadar irdelemek ve iyi gözlem yapmak gerekir.  Tabi ki Konur Alp Bey’in hayatını yazarken ben de kurgu yaptım. Ancak kurgumun, tarihi bilgilere uygun olması için azami gayreti gösterdim. Zira benim romanlarımın hiçbirinde “kütüphane” bilgisine ters düşecek bilgiyle karşılaşmazsınız. Buna elimden geldiği kadar dikkat ederim. İsterim ki benim okuyucum romanımı sıkılmadan zevkle okusun, okurken de sayfalar arasında kendini bulsun, toplumun öz değerlerine ve gerçek bilgiye ulaşsın.  

Romanda geçen olaylar Selçuklu’nun son dönemi ile Osmanlı’nın kuruluş döneminin ara kesitinde bir yerde duruyor. Bu alanda Kemal Tahir’in “Devlet Ana”, Tarık Buğra’nın “Osmancık”, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Dünkü Türkiye” serisi ve Sevinç Çokum'un “Ağustos Başağı” adlı romanlarını okuyan bir kişi olarak sormak isterim:  Bu eserlerden esinlendiniz mi? Yoksa tamamen tarihi kaynaklara mı inerek kaleme aldınız?

“SÖZCÜKLERLE DANS ETMEK GİBİ BİR ŞEY”

AKIN: Ben kendime bir konu seçip roman yazmaya karar verdiğimde ilk başvuracağım yer kütüphanedir. Çok zorda kalınca da Ankara’da bulunan Milli Kütüphane herkesin imdadına yetişir zaten. Dediğim gibi ben önce yazacağım konuyu kafamda belirlerim. Sonra o konuyla ilgili bilgileri toparlar, kurgumu öyle belirlerim.  Sonra oturur kâğıt ile kalemin buluşmasındaki o eşsiz hazzı yaşarım.  İşte bana göre roman yazmak tam da burada başlar. Hangi sözcüğün hangi sözcük yanında daha mutlu olduğunu, hangi sözcüğün hangi sözcük yanında daha zarif durduğunu, hangi sözcüğün hangi sözcük karşısında daha anlam bulduğunu, hangi sözcüğün kulağa daha hoş geldiğini, hangi sözcüğün yazarın yüreğinde hissettiği duyguları ve asıl anlatmak istediği meramını daha iyi ifade ettiğini belirlemek yazarın kalitesini gösterir. Sözcüklerle dans etmek gibi bir şey yani. Ben roman yazarken başkalarına ait olan, o alanda yazılmış eserlerden uzak durmaya çalışırım. Çünkü yazdığım eserin “ben” gibi olmasını isterim. O yüzden bana, hangi yazardan ya da hangi eserden daha çok etkilendiniz diye sorarsanız, ‘hiçbirinden’ diye cevap veririm. Ben ancak büyük üstatların açtığı yoldan ilerler, onları ‘takip’ ederim asla ‘taklit’ etmem. Hem bu benim yapıma da uygun değil zaten. Dolayısıyla “Zor Bey Konur Alp” adlı romanı yazarken var olan tarihi bilgilerden, devrin yaşam şartlarından ve coğrafya ve sosyal hayatın işleyişinden yararlandım. O alanda yazılmış başka kitaplara bakmadım ve okumadım. Bunu hiçbir zaman da yapmayacağım. Zaten Konur Alp ile ilgili birkaç bilgi kırıntısı, 1400 ile 1484 yılları arasında yaşamış olan Aşıkpaşazade’nin yazdığı “Tevarih-i Al-i Osman” adlı eserinde sadece birkaç cümleyle geçiyor, o kadar. Gerisi kurguya dayanıyor.

“FANTASTİK HARİÇ HER ÇEŞİT ROMAN YAZDIM”

Bu romanı tarih olarak mı; yoksa tarihi roman olarak mı okumalıyız?

AKIN:   Şunu öncelikle söylemem gerekiyor Mehmet Bey. Ben şimdiye kadar özellikle dünya medeniyetleriyle ilgili 28 tane roman, 5 tane de hikâye yazdım. Bunların bazıları yabancı dillere de çevrildi. Bu kitapların her biri alanında yazılmış ilk kitaplar.  “2011 Yılının Romanı” seçilen, 2012 yılında da benim “Yılın Romancısı” seçildiğim “Ganj’ın Gözyaşları” adlı Hindistan ile ilgili yazdığım roman da alanında ilkti.  Zaten o yüzden kitaba Hindistan Devleti o kadar ilgi gösterdi. İzmitli Azize’nin hayatını anlattığım “Santa Barbara-Nikomedia” adlı roman da öyleydi, “Mahşerin Esrarı” adlı roman da öyle, “Sessiz Feryat” da öyle, “Adalet Savaşçısı” da öyle. Fantastik roman hariç her roman çeşidinden yazmaya çalıştım. Sosyal Roman da yazdım, Biyografik Roman da yazdım, Mitolojik Roman da yazdım, Tarihi Roman da yazdım.  “Zor Bey Konur Alp” adlı romanımı ise “tarihi roman” sınıfında okuyabilirsiniz.

Romanı okurken dikkatimi çeken bir noktayı tartışmak isterim. Satırlarınızda Konur Alp'in âşık olduğu Rum kızı Sumru’nun babası “Demir Ustası Sarkis Efendi” olarak geçiyor. Oysa biliyoruz ki, “Sarkis” bir Ermeni ismi. Burada yazarımızın okura bir oyunu veya tuzağı mı söz konusu?

AKIN: Aslında ilk başta bunun bir hata olduğu dikkatimi çekmişti. Ancak biraz düşündükten sonra düzeltmekten vazgeçtim.  Çünkü Selçuklular, iki milletten de çok rahat bir şekilde evlilik yapabiliyorlardı. Madem öyleydi “Rum” ifadesinin geçtiği yerde “Ermeni”leri çağrıştıracak bir ifadenin de geçmesi isabetli olur diye düşündüm ve bir Ermeni ismini, bir Rum’a vermekte bir sorun görmedim. Bu bir hataysa da benim bilerek yaptığım bir hatadır.

GELECEK BÖLÜM: KONURALP’İN GERÇEK TÜRBESİ NEREDE?