• 7.04.2022 10:11

“Beni Aşiyan’da toprağa verin”

Düzce’den gelen telefonla apar topar yola çıkan Salih Nuri, amansız hastalığa yakalanan babasını İstanbul’daki hastaneye yerleştirir. Bir süre sonra durumu anlayan Mehmet Nuri Bey, hayattaki tek erkek çocuğuna şu vasiyette bulunacaktır: Beni Aşiyan Mezarlığı’na toprağa verin. Mezar taşıma da Hayfa ve Alasonya Mahkeme Başkanı Avukat Mehmet Nuri Tüzel yazdır…

Boğaziçi Lisesi’ndeki okul yıllarında müdürün Atatürk’e müthiş benzerliğini anlatan Salih Nuri Bey, konuşmasına devam ediyor:
Bizim okulun müdürü Hıfzı Tevfik Gönensay isimli bir zattı. Hıfzı Tevfik Gönensay gerek kıyafeti gerek fiziği itibariyle yan yana koysanız hangisi Atatürk diye bulmakta güçlük çekeceğiniz bir insandı. O da Atatürk gibi Selanik kökenliydi. Tesadüfe bakınki, Atatürk'ün okul arkadaşıydı. Atatürk'ün son hastalığı sırasında Savarona yatıyla karşısına gelir, çoğu zaman okulumuzun önüne demir atardı. Ve oradan motorla bizim okula gelirdi Atatürk'ün müdür beye ziyarete geleceği duyulduğu zaman bütün okul sıraya girer beklerdi. O sebeple biz Atatürk'ü yakından görmek ve elini öpmek gibi şansa da sahip olduk. Muhteşem insanlardı. O binada döner sahne vardı. İstanbul'un tek döner sahnesiydi. Bu sebeple operalar bizim okulda oynanırdı

“SALİH HEMEN DÜZCE’YE GEL! BABAN ÇOK HASTA”

Düzce’den gelen telefo hayatında ve kariyerinde büyük bir rol oynayan babası Avukat Mehmet Nuri için sonun başlangıcı olacaktır. Derin bir iç geçiren Salih Bey, o günü dünmüş gibi hatırlıyor:
Düzce’de babam rahatsızlandığı zaman annem telefon ederek, ‘Salih hemen Düzce’ye gel baban rahatsız’ diye konuşmuştu.  Apar topar Düzce’ye gittim.  Eve girdiğimde baktım ki babam yok. Annem 'baban mahkemede' dedi. 'Ağır hasta dediniz, mahkemede nasıl olur’ diye serzenişte bulundum. Ama gerçekten de öyle imiş. Mahkeme bizim evin karşısında kaymakamlık binasının birinci katında.  Koşar adımlarla oraya gittim. Bir de baktım ki, babam mahkemede savunma yapıyor. Beni görünce eliyle ‘bekle’ diye işaret etti. Bir zaman sonra celseden çıktığında  'Çok hastayım Salih, hemen senin arabanla İstanbul'a gidelim' dedi.  Alman Hastanesi’nde tedavi olmak istiyordu. Hemen yer ayırttım.

“BABANIZIN 20-22 GÜNLÜK ÖMRÜ KALDI”

O zamanlar Alman Hastanesi’nde Prof. Quincke isimli ünlü bir Alman başhekim vardı. Akşam geldik hastaneye. Haberli olduğu için bizi bekliyordu. Odasına yatırdık. Ertesi gün tetkikler yapıldı. Prof. Quincke beni çağırdı, 'evladım babanız maalesef kanser' dedi ve ekledi: Benim tahminim 20-22 gün yaşar. Bunu ona söylersek mutsuzluk yaşatırız. Bu yaştaki bir insanı ameliyat etmenin faydası yoktur, eziyet ederiz. Onun için ‘çok bir şeyiniz yokmuş, gripmiş iyileşinceye kadar nerede kalmak istersiniz diye soralım. Burada kalmak isterse deniz manzaralı odasında kalır, başka yere gitmek istiyorsa oraya götürürsünüz’ diye konuştu. Üst kata çıkıp durumu babama anlattım;  önemli bir şey olmadığını söyleyerek ‘Grip hastası imişsiniz. Burada da kalabilirsiniz arzu ederseniz başka bir yere de gidebiliriz’ dedim. 

KRAL DAİRESİ’NİN DE ÜSTÜNDE…

Babam da bunun üzerine;  ‘madem önemli bir hastalık yok, ben o zaman Ortaköy Şifa Yurdu'na gitmek isterim’ dedi. O tarihte Ortaköy Şifa Yurdu, hala o bina duruyor.  Köprünün sağ tarafında. Şu anda bir holdingin merkezi. İffet Halim Oruz ile kocasının işlettiği bir sağlık merkezi. Oraya gittim, durumu anlattım. ‘Babam burada kalmak istiyor geçek hastalığı şu, ama grip diyoruz’ şeklinde konuştum. Onlar da bana; ‘İkinci katımızda Ürdün Kralı kalıyor. (Ürdün Kralı Hüseyin’in babası Kral Talal M.Ş.)  En üst katta bizim idare odamız var, sol tarafta en köşede. Biz odayı boşaltalım, madem böyle imiş, siz de evladı olarak onun istediğini yapmak istiyorsunuz. Rahat geçirsin son günleri’ dediler.  Allah razı olsun öyle de yaptılar. Aşağıda Ürdün Kralı, yukarıda babam. Bütün kardeşlerim eşleriyle birlikte İstanbul'a geldi. Babam da kardeşlerim ve annemi hastanede baş ucunda görünce durumu anladı. Bana dedi ki, ‘Salih ben eğer iyileşemez de vefat edecek olursam Bebek Aşiyan'daki mezarlıkta yatmak isterim. Sen şimdi lütfen git oradan mezar yeri al. Bana belgesini getir.

“ŞİMDİ GİT ÇANKIRILI MEZARCILARI BUL”

Sayılı günler başlamıştır artık. Genç avukat Salih Nuri, acısını içine gömerek babasının son isteğini yerine getirmek için çabalamaktadır. 

O günleri anlatırken oldukça duygulu konuşuyor Salih Nuri Bey:  

Aşiyan Mezarlığı'nda yer almak için İstanbul Mezarlıklar Müdürlüğü'ne birkaç gün gidip geldim. Nihayet bir mezar yeri verdiler. 2 kişilikti. Babam her gidişimde avukatlık refleksi gösterip, ‘belgeyi göreyim’ diye ısrar ediyordu.  Nihayet gösterdim, ‘tamam’ dedi. ‘Salih bu yetmez şimdi git orada Çankırılı mezarcıları bul, mezarımı yaptır ve mezar taşıma Hayfa ve Alasonya Mahkeme Başkanı Avukat Mehmet Nuri Tüzel yazdır’ dedi. Ustalar mezarı yaptılar. Babamın istediği yazıyı mezar taşına kazıdılar. 1930'larda Soyadı Kanunu çıkınca Tüzel soyadını almıştı. Tüzel ‘adliyeci’ demekti. 1956'da vefat etti. Hemen yanıbaşındaki mezarda annem Şadiye Nuri Tüzel yatıyor. O zaman baba ismi ile anılırdı insanlar. Benim Salih Nuri ismim de babamın ismiyle. Nüfustaki kaydım Burhanettin’dir.