• 17.01.2022 10:14

Düzceli eski FIFA kokartlı hakem Maksut Balta Damla Gazetesi’ne konuştu:

Televizyon ekranlarındaki Süper Lig karşılaşmalarında onu çoğu bayrak sallarken  izledim. Karşılaşmalarda tansiyonun yükseldiği anlarda sakin, soğukkanlı tavırlarıyla dikkat çekiyor, babacan tavırlarıyla futbolcuları yatıştırmayı bilen bir kimlik olarak öne çıkıyordu. Uzun bir zaman sonra Düzceli olduğunu öğrenince o’na sempatim daha da arttı. Düzce’ye son gelişimde gelenek olduğu üzere İhsan Çetin’in ofisinde çayımı yudumlarken, kapıda orta boylu bir adam belirdi. Çetin, ‘tanıyor musun?’ diye sorduğunda karşımdaki adama mahcup olmamak için ‘bir yerlerden gözüm ısırıyor’ ama diye zaman kazanmaya çalıştım. Bereket versin ki, İhsan Çetin bilmecenin cevabını daha fazla uzatmadan ‘Meşhur hakemimiz Maksat Balta’ deyince şaşkınlıkla sevinç duygularımı bir arada yaşadım. Kısa bir tanışma faslından sonra bu fırsatı kaçırmak istemedim ve kendisiyle söyleşiye başlayınca ortaya böylesi güzel bir röportaj çıktı.

Düzce’de doğduktan sonra ilk, orta, lise ve üniversite eğitimi için İstanbul’a gittiniz. İş hayatı, hakemlik derken uzun bir zaman sonra memleketinize geri döndünüz? Neden Düzce?

İlk önce şunu belirtmek istiyorum bu röportaj için teşekkür etmek istiyorum. Evet, sorunuza cevap vermek gerekirse Düzce anavatanımız doğduğum yer anamın ve babamın büyüdükleri yer çocukluğumun geçtiği yer. Yaz tatillerimizi iple çekip heyecanla geldiğim kaldığım hatta tatil bittiğinde dönmek istemediğim ağlayarak İstanbul’a döndüğüm günleri anımsıyorum. Kısacası bizim jenerasyonun söylediği hatta bildiği bir söz vardır “Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği kürkçü dükkânıdır” derlerdi büyüklerimiz biraz da öyle oldu diyebiliriz. Fakat İstanbul da çalışırken bir gün gelip de Düzce ye geri dönüp yerleşeceğim inanın aklıma dahi gelmezdi. Ayrıca doğduğum memleketime bir vefa borcum olduğunu bunu ödemek ve hedeflerim arasındaki eğitim sektörüne girmek ve bu alanda katkı sağlayıp çalışmalarımı aktarmak ve yeni yetişen gençliğe birikimlerimizi paylaşmak vatana millete değerli evlatlar yetiştirmek için eğitim sektörüne girmek istedim. Bunu da layığıyla yaptığımı düşünüyorum. Düzce de hep ilkleri yaptık.  Düzce’mizde olmayan Özel Sağlık Meslek Lisesi’ni kurduk. Yüzlerce hemşire yetiştirdik. Onlarla gurur duyuyorum Düzce deki üniversite hastanelerinde ve özel hastanelerde çalışan öğrencilerimizi görünce mutlu oluyorum. Bu sene beşinci yılına giren yine Düzce’mizde bir ilk olan özel okullar arasında en büyük öğrenci kapasitesine sahip olan Özel Mimar Sinan Teknoloji Koleji’ni kurduk 850 öğrencisi ile Düzce’mize hizmet ediyoruz. İşte bu nedenlerle hizmet etmek amacıyla döndüğümü söyleyebilirim.

İlkokula başlayana kadar Düzce’de kısa bir süre çocukluk hayatınız oldu. Bu sürede Düzce ile ilgili belleğinizde kalan kırıntılar var mı? Neler hatırlıyorsunuz?


“ESKİDEN DÜZCE’DE YAĞAN KAR EVLERİN YARI BOYUNU KAPLARDI”

O dönemlerden aklımda kalan köydeki evimizde babamların amcamlarla birlikte kadayıf döktüklerini yani kadayıf imal ettiklerini hatırlıyorum. Biz de at arabası ile civar köyleri dolaşıp sattığımızı hatırlıyorum. O zamanlar köylerde çok fakirlik vardı. Ailemiz ancak geçinebiliyordu fakat o dönemler aileler birbirine çok yardımcı oluyorlardı, şimdiki gibi değildi. İstanbul’a ilk gittiğimiz gün kaybolduğumu hatırlıyorum. Babamla pazara alışveriş için çıkmıştık bir ara elini bıraktığımı hatırlıyorum daha sonrası ise karakolda polislerin yanında olduğumu adres falan bilmediğim için akşama kadar polis karakolunda kaldığım dün gibi hatırımda. Köyde çocuk da olsanız özgürce bir yaşam vardı; doyasıya koşuşturma, herhangi bir kaybolma korkusu yok. Bir de eskiden kış çok olurdu evlerin yarısına kadar kar yağardı evlerden zor çıkardık. Şimdilerde öyle kış yaşamıyoruz.

İstanbul’da başarılı bir iş hayatınızın yanı sıra aynı şekilde başarılı bir spor adamlığına imza attınız. Böylesi bir göz kamaştırıcı grafikten sonra Düzce’de yaşamak nasıl bir duygu?

“DÜZCE’DE YAPTIĞINIZ HER OLUMLU İŞ SİZE GERİ DÖNÜYOR”

-Evet haklı olabilirsiniz başarılı bir iş hayatı ve hakemlik kariyerimden sonra en üst zirvelere de çıktım ama her zaman şunu biliyordum; yaptığım her işten sonra hep iz bırakmak istedim bunda da başarılı olduğumu düşünüyorum. Hiç bir zaman insanlara tepeden bakmayı düşünmedim. Hem çalıştığım şirketlerde hem de hakemlik hayatımda. Hep baki kalan bu kubbede hoş bir seda bırakmayı düşündüm. Hep dost biriktirmeye çalıştım. Ülkemizin 81 vilayetinde gerçek dostlarım oldu. Bu neticenin de zamanında biriktirdiğim dürüstlüğün neticesi olduğunu düşünüyorum. Düzce ye gelecek olursak gerçekten de Düzce kendi çapında küçük lakin yaşanılacak bir şehir. Küçük şehirlerde yaşıyor olmak ve yaptığınız her olumlu şey size artı olarak dönüyor. Yaptığınız her şeyden haz alıyorsunuz ayrıca kendi memleketinize hizmet ediyorsunuz bir değeri oluyor. Burası İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük bir şehir değil. Tekrar olacak ama yaptığınız her iyi iş size artı olarak geri dönüyor. Çok çabuk tanınıyorsunuz.  Daha önceden tanınmış biri de olunca işler çok daha da iyi oluyor. Siz iyiyseniz zaten sıkıntı yok Özetle; iyi olanlar daima kazanır diye düşünüyorum.

“DÜZCESPOR TARAFTAR AÇISINDAN ŞANSLI BİR KULÜP”

Düzce’de spora karşı özellikle de futbola karşı müthiş bir ilgi var. Düzcespor neredeyse ‘Düzceli’ kimliğinin ortak paydası? Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Evet Düzce de spora karşı müthiş bir ilgi alaka var. Sizin de dediğiniz gibi bilhassa futbol çok daha önde. Futbolun dışında diğer branşlarda da yani bireysel spor dallarında da başarılı sporcularımız var. Düzce bu konuda gerçekten de bir spor şehri olduğunu düşünüyorum. Üniversitemizin de buna katkı sağladığını düşünenlerdenim. Ayrıca Düzcelilerin takımlarına sahip çıkan ortak bir yapıları var Düzcespor bu konuda çok şanslı bir kulüp. Ona gönülden bağlı bir seyirci topluluğu var. Ben de çeşitli zamanlarda yönetim kurulunda görev yapmış biri olarak bunu yaşadım ve bizzat gördüm. Seyirci artık sadece takımı destekliyor.  Eskiden seyirci taşkınlık nedeniyle takıma ceza aldırıyordu lakin şimdi çok daha iyi işler yapıyorlar sadece takımı destekliyorlar ve karşılığını alıyorlar. Bu çizgide devam etmeliler diye düşünüyorum. Uzun lafın kısası birlik ve beraberlik olunca neler yapabildiğimizi görüyoruz yanılıyor muyum?