• 29.12.2021 09:02

Düzceli sanatçı Harun Agâh Altay ile söyleşimizin önceki gün yayınlanan ilk bölümünde Kütahyalı Çini ustası Hafız Mehmed Emin Efendi’nin şimdiye kadar bilinmeyen eserinin gün ışığına çıkarılma hikâyesinin bir parça kapısını aralamıştık. Bu heyecan verici keşfin çarpıcı detaylarını ve Mehmed Emin Bey’in hayatına ilişkin önemli noktaları söyleşimizin bu bölümüne bıraktık.

İşkence İle Hayatı
Son Bulan Sanatkâr”


Düzceli sanatçı Harun Agâh Altay ile söyleşimizin önceki gün yayınlanan ilk bölümünde Kütahyalı Çini ustası Hafız Mehmed Emin Efendi’nin şimdiye kadar bilinmeyen eserinin gün ışığına çıkarılma hikâyesinin bir parça kapısını aralamıştık. Bu heyecan verici keşfin çarpıcı detaylarını ve Mehmed Emin Bey’in hayatına ilişkin önemli noktaları söyleşimizin bu bölümüne bıraktık. 
Kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Hafız Mehmed Emin Efendi'nin oldukça renkli bir kişilik olduğu anlaşılıyor. Ermeni meslektaşı ile bir işletme açması onun müteşebbis yönüne işaret ediyor. Üstad ve sanatkâr bir kimliğin savaşta şehit düşmesi de ayrıca ilgi çekici bir nokta. Üstaddan bir parça bahseder misin?

Osmanlı’da çini sanatı 18. yüzyıl sonlarından 19. yüzyıl sonlarına kadar adeta durma noktasına geliyor. Bu dönemde Kütahya’da birkaç atölye kalıyor. Mehmed Emin Efendi de ustasından devraldığı atölyeyi büyüterek Kütahya’da faaliyet gösteren Ermeni asıllı Hacı Minasyan ve kardeşleri Artin, Karabet ve David’le ortaklık kuruyor. Ve bu dönemde çini sanatının gelişmesine büyük bir katkı sunuyor. Hatta dönemin İkdam Gazetesi’ne yaptığı bir röportajda Mehmed Emin Efendi “Dedelerimizin sanatını büsbütün mahvolmadan kurtarmaya çalışıyoruz. Hangi çini parçalarını verseler kopyalayacağım.” diyerek çini sanatını geleceğe aktarmak için mücadele ettiğini aktarıyor. Milli mücadele yıllarında da Yunan kuvvetlerince işkence yapılarak 1922’de şehit oluyor.

“KÜTAHYA İLE İZNİK ÜSLUBUNU BİRLEŞTİRDİ”

Hafız Mehmet Emin Efendi'nin eskilerin deyişi ile mümeyyiz vasfı; yani sanattaki ayırd edici özelliği, üslubu hakkında bilgi verir misin?

Mehmed Emin Efendi yukarıdaki röportajında dediği gibi o zamana kadar kalmış tüm eski çinilerin kopyasını yapıp geleceğe aktarmak istiyordu. Bu yüzden eserlerinde İznik ve Kütahya üslubunu birleştirmiştir. Dolayısıyla geleneksele her zaman bağlı kalmış bir sanatkardır. En önemli ayırtedici özelliği de budur.

Hafız Mehmed Emin Efendi'nin kopyasının bulunduğu Tevfikiye Camii'ndeki eserin gerçekten ona ait olmasındaki parametreleriniz nelerdi? Yanılma payı olasılığı var mıdır?

Her şeyden önce diğer benzer tüm çinili mihrapları aynı kişi yapmıştı ve aralarında birer ikişer yıl vardı. Diğer adı Yeni Camii olan Tevfikiye Camii ise 1916 yılında tamamlanıyor. Ancak elbette bu bilgiler de işi netleştirmiyordu. Zira burada devreye çok önemli bir detay giriyor; M. Emin Efendi’nin ilk kopya eseri olan Kütahya Hükümet Konağı Mescidi’nde kullandığı ulama Rumi deseni sadece Tevfikiye Camii çinili mihrabın niş bölümünde kullanılmıştı. Ve bu desen ona aitti.

“BÖLGEMİZDEKİ EN ESKİ ÇİNİLER 30-40 YILLIK”

Çini sanatında yüksek lisans tezine imza atan bir kişi olarak Düzce'deki camilerimizin tezyinatlarını değerlendirme fırsatın oldu mu? Sözgelimi camilerde çiniler kullanılmış mı? İç mekândaki tezyinatlar ne kadar eskiye dayanıyor? Sanatsal açıdan bir karşılığı var mı?

Düzce’de yüzyıllara meydan okuyan ahşap yapımı eski camilerde zaten çini yok. Yakın zamanda yapılan modern camilerde ise çok azında çini kullanılmış. Dolayısıyla bu bölgede en eski çinili cami benim bildiğim 30 – 40 yıl öncesine gidiyor. Tamamen çini kaplı cami birkaç adet var ama onlar da yeni olduğu için tam anlamıyla tarihi bir değere sahip değil. Tabi ki çini olmasının önemi ayrı. Ancak burada el yapımı olması da önemli. Günümüzdeki pek çok cami fabrikasyon çinilerle donatılıyor. Oysa eski camilerdeki çiniler öyle değil. Dolayısıyla bir şeyin tarihi bir değere sahip olması için üzerinden en az yüz yıl geçmiş olması gerekiyor. Onun dışında zaten klasik tezyinatı yapılmış tüm camiler çini desenlerine benzese de Kalemişi tekniği dediğimiz teknikle bezeniyor.

KONURALP’TE ÇÖMLEK ATÖLYESİ HAYALİ

Sendeki çini aşkının akademik çalışmalarla sınırlı kalmayacağı ve bir ömür süreceği anlaşılıyor. Bundan sonraki hedefin neler?

Her ne kadar Düzce gibi sanatsal vadiden pek nasibini almamış bir şehirde yaşasam da çini sanatı yaşamımın bir parçası haline geldi. Kütahya’da çini okurken bana “Düzce’den kalkıp çinici olmak için mi buraya geldin?” dediklerinde verecek cevabım yoktu.  Ancak hayat  şükür ki bu noktaya getirdi. Elbette gerçekleştirmek istediğim hedeflerim var. Akademik olarak ilk fırsatta doktora da yapmak istiyorum. Bunun yanında en çok istediğim şey yaşadığım bölgeye bu konuda bir katkı sunmaktır. Konuralp toprağını işleyerek bir çömlek atölyesi kurup bölgeye bir katkı sunmayı hayal ediyorum. Çünkü Konuralp toprağı bu iş için oldukça uygun. Sadece biraz o işin delisi olmalısınız. Çini atölyeleri de cabası.

Eklemek istediklerin var mı?

Çini sanatı dünyada binlerce yıldır, Anadolu’da bin yıldır ve Düzce’de de on yıldır yapılıyor. Gerek mimaride gerek süs eşyalarında çok geniş bir yelpazede bu sanatı icra etmek mümkün. Bu anlamda çok eskiye dayanan bir sanat olması yapılan işlere de değer katıyor.  Düzce’nin diğer sanat dallarıyla birleşerek bir sanat şehrine dönüşmesini hayal ediyorum. Sanatla ilgilenen kişilere daha çok imkanlar sunulmalı. Resmi makamlar sanatsal projelerde o şehrin sanatkarlarıyla toplantılar yapıp daha sık fikir alışverişinde bulunmalıdır. Zira olması gereken de budur. Çok teşekkür ederim.

KİMDİR?

Harun Agâh Altay 1986  Düzce doğumlu. Düzce Lisesi’nden 2003 yılında mezun olup 4-5 yıl babasının yanında çalıştı. 2007-2009 yılları arasında Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Meslek Yüksek Okulu’nda Çini İşlemeciliği bölümü okudu. Kısa bir gazetecilik serüveninin ardından Düzce Üniversitesi Kaynaşlı MYO’da Halkeğitim, Üniversite ve İş-kur ortaklığında açılan Çinicilik kurslarında görev aldı. Ardından Düzce Valiliği ve Düzce Belediyesi’ de dahil Düzce’deki tüm resmi kurumlarda bu alanda eğitimler verdi. Bu süreçte İstanbul ve Antalya başta olmak üzere pek çok sempozyum ve fuara katıldı. Anadolu Üniversitesi AÖF'den İşletme lisans mezuniyetini aldı. 2021’de de Kastamonu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat ve Tasarım alanında yüksek lisansını tamamladı.