• 27.12.2021 09:22

Osmanlı’nın son dönem büyük çini ustalarından Kütahyalı Çini Ustası Hafız Mehmed Emin Efendi’nin bugüne kadar bilinmeyen çinili mihrabı İnebolu Tevfikiye Camii’nde bulunma hikâyesini anlatan Düzceli akademisyen Harun Agâh Altay, herşeyin sosyal medyada gözüne çarptığı o fotoğrafla başladığını söylüyor…

 

“Öğrencilik yıllarımda teorik derslerde çok başarılı değildim. Ama çizim kabiliyetim vardı. Özellikle ortaokul ve lisede Coğrafya ve Tarih derslerinde hocalarım haritaları tahtaya bana çizdirirdi. Teorik olarak da bu derslerde fena sayılmazdım. Bu alanlara ilgim vardı. Coğrafya, Tarih ve Arkeoloji okumayı hayal ediyordum. 2007’deki son girdiğim ÖSS sınavında istediğim sonucu alamayınca da Kütahya’da Sanat Tarihine kısmen daha yakın olan ve bir sanat dalı olarak iki yıllık Çini bölümünü tercih ettim. Çünkü üniversite okumayı hep istedim ve iki yıldan da olsa devam edip 4’e tamamlamayı istiyordum. ‘Ancak hobi olarak yaparım’ dediğim Çini sanatı mesleğim haline geldi” diye konuşan Düzceli akademisyen Harun Agâh Altay’la uzun soluklu bir söyleşi gerçekleştirdik.
İstedim ki, Altay’ın Kütahya ve Kastamonu basınında geniş yer bulan sanatsal keşfinden Düzce kamuoyunun da haberi olsun.
Ben sordum o cevapladı:

“DÜZCE’DE BU İŞİ YAPAMAZDIM”

Bu merakı akademik serüvenine de taşıdın. Oldukça heyecan verici bir çalışmaya imza attın. Osmanlı’nın son dönem çini sanatkarı Hafız Mehmed Emin Efendi’nin bilinmeyen bir eserini gün ışığına çıkardın. Mehmed Emin Efendi’nin izini sürme fikri nasıl oluştu?

Çini okuduktan sonra Düzce’de bu işi yapamazdım. Başka sektörlerde çalışmayı denedim. Bir gün şuan Düzce Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanı olarak görev yapan Prof. Dr. Ayhan Şamandar hocam bizim yanımıza geldi. Yanında o zaman Doç. Dr. olan merhum Tahsin Parlak vardı. Kaynaşlı MYO'da Geleneksel El sanatları Bölümü kurmuşlardı. Yaptığım çinileri görünce orada çini eğitimi vermemi sağladılar. Ve uzun yıllar başta orası olmak üzere Düzce’deki tüm resmi kurumlarda çini sanatının eğitimini verdim. Tabi üniversite ortamında bu işe başlayınca ister istemez akademik hayaller kuruyorsunuz. Yüksek lisans da bu hayallerimden biriydi. Çok şükür ki alanında çok önemli bir tez konusuyla bunu taçlandırmak nasip oldu. Aslında bu ikinci bir tez konumuzdu. İlk tezimizde bir talihsizlik yaşadık ve bu durum beni epey üzmüştü. Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden Sanat Tarihçi değerli dostum Battal Yalvaç Bey bir gün İnebolu’da eski bir cami olduğunu ve onun çinilerini inceleyebileceğimi söyledi. Biz de vakit kaybetmeden işe koyulduk. Başlangıçta eski bir caminin çinilerinin incelenmesini çalışıyorduk. Cami 105 yıllıktı ve çinileri eskiydi. Çinilerini kimin yaptığı ise bilinmiyordu. Hafız M. Emin efendiyi ise bir çinici olarak hiç duymamıştım.

İNCE ELEYİP SIK DOKUYAN ARAŞTIRMA

İnebolu Tevfikiye Camii'nde Hafız Mehmed Emin Efendi'nin mihrabını bulma hikâyesini anlatır mısın? Kayıtlarda rastlayıp mı izini sürdün; yoksa içindeki Çini aşkının sana güzel bir sürprizi miydi bu?

Kütahya’nın dünyaca ünlü çini sanatçısı merhum Sıtkı Olçar’ın kızı çini sanatçısı Nida Olçar hanımefendi sosyal medyada bir fotoğraf paylaşmıştı. Fotoğrafın arka fonundaki çiniler İnebolu’daki çinilere çok benziyordu. Kendisine fotoğraftaki yeri sorduğumda Kütahya Hükümet Konağı olduğunu söyledi. Ardından konuyu ilk kez kendisiyle paylaştım. Ama cevap gelmedi. M. Emin Efendi’nin Hükümet Konağı ve diğer benzerlerini yaptığını araştırıp öğrenince mihrapların benzerliğinden ötürü İnebolu’daki çinileri de onun yapmış olabileceğini düşündüm. Ancak bunu daha derin araştırarak tespit etmeliydim. Durumu Kütahya Çiniciler Odası’yla ve bir kaç müze müdürüyle de paylaştım. Onlar da benimle aynı fikirdeydi. Bu çiniler büyük ihtimalle bu sanatkâra aitti. Ardından M. Emin Efendi’nin tüm eserlerini inceledim. Benzerleriyle karşılaştırdım. Hakkında yazılan kaynaklarda İnebolu’daki eserinden bahsedilmiyordu. Hatta İnebolu Tevfikiye Camii’nin mimarisiyle ilgili başka bir tezde de çinilerinin kimin yaptığının belli olmadığı yazıyordu. Mihrap çinilerinin ona ait olduğu diğer benzer örneklerinin yanı sıra sadece M. Emin Efendi’ye ait bir desenin işlenmesiydi. Ve bu desen de sadece Kütahya’da onun yaptığı eserde ve İnebolu’da vardı.

KOPYA İLE REPLİKA ARASINDAKİ FARK

Konuyla ilgili olarak çeşitli yayın organlarına yaptığın açıklamada 'kopya' kavramından söz ediyorsun. Kopyanın yaşayan dilimizde negatif bir anlamı mâlum. Çini sanatında 'kopya'sını yapmak' nasıl bir etkinliğe karşılık geliyor?

Gerek mimaride gerekse sanatsal eserlerde genelde birebir aynısı olarak replikalar üretilir. Kopyalarda da bazen bu tabir kullanılır. Ancak burada bazı mihraplarda ufak detaylar dışında aynı desenler kullanılmış. Sultan II. Murat’ın 1432 yılında Damat İbrahim Bey’e hediye olarak yaptırdığı Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti Mihrabı 1907 yılında Karaman’dan İstanbul Arkeoloji Müzesi bahçesinde yer alan Çinili Köşk’e taşınıyor. Kütahyalı Ünlü Çini Ustası Hafız Mehmed Emin Efendi de işte tam bu dönemde yine 1907 yılında bu mihrabın ilk kopyasını boyutu da dahil olmak üzere ufak bir değişiklikle Kütahya Hükümet Konağı Mescidi’ ne yapıyor. Ardından birer ikişer yıl arayla yine ufak değişikliklerle 5 adet kopyasını İstanbul, Konya, Çorum ve Kastamonu İnebolu’ya yapıyor. Ancak İnebolu’daki eser hiçbir kaynakta yer almıyor. Burada bir eserin kopyası demek eserin motiflerine sadık kalarak benzerlerini üretmiş olmak demektir. Eğer desen ve motiflerde ya da mihrap boyutlarında hiçbir değişiklik yapılmasaydı o zaman bu çalışmalara replika diyebilirdik. Ancak adı geçen şehirlerdeki örneklerin bazı mihrapları orijinalinden uzun yapılmış. Dolayısıyla çok yüksek oranda benzerliğinden ötürü kopya diyoruz.

YARIN:  Gördüğü işkenceyle hayatı son bulan

Kütahyalı çini ustası Hafız Mehmed Emin Efendi