• 25.10.2021 10:27

Gelmiş geçmiş en büyük eşkıya Çakırcalı Mehmet Efe?yi? DÜZCE?DEN GİDEN BİRLİK Mİ VURDU? Şu türkülere konu olmuş meşhur Çakırcalı Efe? Orijinalinden devşirilerek günümüze ulaşan o türküyü hatırlayalım: ?İzmirin kavakları dökülür yaprakları Bize de derler Çakıcı yar fidan boylu Yakarız konakları?? Çakırcalı lakabı zamanla Çakıcı?ya dönüşerek bu günlere gelmiş. Çakırcalı?yı tam manasıyla anlatmaya kalkışsak, Erkin Koray?ın şarkısındaki sözler gibi: Zamanın dili durur, denizler kudurur! Köşemizin izin verdiği ölçülerde özet mahiyetinde bir göz atalım. BİNDEN FAZLA İNSANI GÖZÜNÜ KIRPMADAN KATLETTİ! Çakırcalı Efe nasıl bir adamdı? 1872 yılında Ödemiş?in Birgi Bucağı?na bağlı Aysuret (Türkönü) köyünde doğmuş. Dağlarda hüküm sürdüğü 14 sene Ege halkını korkudan deyim yerindeyse titretmiş, kimi zaman fukara dostu kimi zaman kıyıcı olmuş; dönemin zenginlerini de haraca bağlamış birisinden söz ediyoruz. Hakkında gerek Türkçe, gerekse yabancı birçok eserler yazılmış, uluslararası şöhrete sahip olmuş bir kimlik. Osmanlı devletinde görev yapan yabancı diplomatların ve de gazetecilerin görüşmek için sıraya girdiği zorlu bir adam? Geride bıraktığı bilanço oldukça ağır! Bir rivayete göre 1009, diğerine göre 1015 insanın gözünü kırpmadan canına kıymış. Kimini tavuk keser gibi boğazlamış, kimini ise elinde tuttuğu martiniyi ateşleyerek ile ölüm kusmuş! Çakırcalı Efe, Osmanlı Padişahı?nın iradesiyle üç kez affedilerek ovaya inip, normal bir hayat sürmesinin yanı sıra hükümet kuvvetleriyle eşkıya kovaladıysa da gelişen olaylar onu yeniden asıl meskeni olan dağlara itmiş! OSMANLI DEVLETİ YÖNETİCİLERİNİN KORKULU RÜYASI Öyle bir korku salmış ki? Bu korkunun hem halk nazarında hem de devlet katında etkisi büyük olmuş. Eşkıyalık yaptığı Aydın?da kimsenin valilik yapmamaya yanaşmadığını söylersem hadisenin vahameti anlaşılır. Valiler demişken... 14 yıl boyunca Çakırcalı ve çetesinin bizzat takibinde görev yapmış devlet yetkililerine bir göz atalım: Kâmil Paşa (Sadrazam) Tevfik Paşa (Eski Konya Valisi), Şükrü Bey (Mabeyn Başkâtibi) Mahmut Muhtar Paşa, Nazım Paşa, Ödemiş Kaymakamları; Cemal Bey, Şakir Bey, Münir Bey, Çolak Hilmi Bey, Mehmet Ali Bey, Tevfik Bey. Jandarma Alay Kumandanları; Gürcü Ahmet Bey, Hıfzı Paşa, Yenişehirli Tevfik Paşa, Çerkes Tevfik Bey, Hüseyin Muhiddin Bey (ikinci kez) , Debreli Hayrettin Bey, Sadettin Bey, Hüsein Muhittin Bey, Takip Komutanları; Tatar Şakir Paşa, Ferik Hulki Paşa, Kara Sait Paşa, Tevfik Paşa (İzmir Fırka Kumandanı), Kara Sait Paşa (ikinci kez) ve Feriz Uzun Ali Paşa... Bu faslı kapatmadan önce hemen belirtelim ki, 1913-1918 yılları arasında isiminden söz ettiren Türk savaşçı, istihbaratçı ve ajanlarından biri belki de en önemlisi Kuşçubaşı Eşref ile Kuvâ-yi Milliye hareketine karşı ayaklanma başlatmış eski bir Osmanlı jandarma subayı ve Kuvâ-yi İnzibâtiye?nin ünlü kumandanı Ahmet Anzavur?un da Çakırcalı?yı ele geçirme operasyonlarında görev yaptığını notlarımıza ekleyelim? GİZLİ TEŞKİLATLARA PARMAK ISIRTACAK İSTİHBARAT Neredeyse iki üç kabine çıkacak bu isimler 12 yıl boyunca Çakıcı?yı neden ele geçirmemişlerdi? Bu sorunun cevabı ?Bize Derler Çakırca-19. Ve 20. Yüzyılda Ege?de Efeler? adlı benzersiz bir çalışmaya imza atan merhum Halil Dural?ın satırlarından okuyalım: ?(?) Bu Çakırcalı çetesi neden bir türlü ele geçirilemiyordu? Bunda sebep çoktu. Evvela halkı dehşetli korkutmuştu. İkinci olarak efenin beşinci kol teşkilâtı olağanüstü kuvvetli ve emniyetle çalışıyordu. O derece çalışıyordu ki, bu teşkilatın başında bulunan şehir, kasaba ve köylerin zenginleri, muhtarları ve insanları efenin hep yatakları idiler. Burada muhterem okuyucularımızın Yusuf deresi köyü hocası Salih Efendi?yi dinlemelerini bu hadiseyi ibretle muhakeme etmelerini rica ediyoruz: Ben her akşam yatsı namazını kıldırırım. Birinci vazifem odama çekilmek ve lambalı yakmaktır. O lambanın üç türlü ödevi vardı: 1- Lamba pencerede yanıyorsa, köyde hükümet kuvvetleri var demektir. O gece efe köyde zaptiyeler olduğunu bilir. 2- Lamba kısık ise köye hükümet kuvvetleri gelmişler ve gitmişler demektir. 3- Pencere lambasız ve karanlık ise köy boştur. O gün köye gelip giden yoktur (?)? VE SONUN BAŞLANGICI: KARINCALI DAĞI ÇATIŞMASI Osmanlıda Meşrutiyetin ilanıyla bir dönem sona ermiş yeni bir dönem başlamıştır. 1911 yılı Çakırcalı için zor bir kış olur. Kasım ayında bir taraftan asker ve jandarma, diğer taraftan gönüllü Çerkes müfrezeleri tarafından sıkıştırılmış olan Çakıcı, Nazilliye bağlı olan Arpaza gelmiştir.  Sabah çetesini üç koldan Arpaza sokar. Bu heyecan verici günleri sadece İstanbul hükümeti değil yabancı diplomat ve basın da izlemektedir. Köy basan, adam öldüren, fidye isteyen Çakırcalıdan kurtulmak ve devlet otoritesini yeniden kurmak için takip güçlerini arttıran Osmanlı idaresi,  efeyi Karıncalı dağında sıkıştırır. Vali Nazım Paşa emrindeki takip müfrezeleri çok kalabalık olduğundan Çakırcalı her zaman ustalıkla yaptığı gibi bu kez çemberi yarıp kaçamaz. Çatışma üç gün sürer. Üçüncü günün sonunda çetelerin ateş açmadığı görülür. Fransız Konsolos Muavini Dollof?nun yazdığına göre.  Çakırcalı çetesi ile asker, jandarma ve gönüllü Çerkez müfrezeleri arasındaki çarpışma 16 Kasım akşamı saat 4?de başlar, gece yansına kadar devam eder. 17 Kasım sabahı şafakla beraber kaldığı yerden devam eder.  Fransız diplomatı der ki: Çakırcalı bu defa mahvolduğunu anladı. İntihara teşebbüs etti. Fakat ölümü bir  düşman kurşunun isabeti ile  oldu!? Diplomatın bu satırları birazdan okuyacağınız anlatımlarla çelişmektedir. CAN ÇEKİŞEN ÇAKIRCALI?NIN VASİYETİ: BAŞIMI KESİN! Çakırcalı Mehmet Efenin ölümün, destanları, hikâyeleri ve hatta şarkıları ile yıllarca çalkalanmış olan koca Aydın vilayetinin halkı değil, fakat İstanbul bile inanmaz. Bir dönemin sona erdiği sahneye bakalım şimdi. Gecenin zifiri karanlığını yırtarcasına gelen serseri bir kurşun vızlayarak kayaya çarpar. Çarpan bu kurşun kayarak doğruca efenin sol kolundan kabasını yarıp koltuğunun altından ve boşluktan içeri girer.  Durum ciddidir. Can çekişen Efe?nin öldüğü takdirde başının kesilmesini emreder. Vurulduktan sonra ancak 20 dakika yaşayabilmiştir. Derhal vasiyeti yerine getirilir. Çakırcalı?nın çetesinden Çamlıcalı Mehmet Ali, efenin başını göğsünden ayırmış, göğsünün kıllı derisini yüzmüş, parmağındaki yüzüğü  (bu yüzüğü efeye İtalyan binbaşısı Korsini ve eşi hediye etmiştir) çıkarmak için parmağını kesmiş ve cesedi oracıkta bırakır. Ve kellesi de kaybedilir? Peki neden böyle bir vasiyette bulunmuştur Çakırcalı? Yaygın kanaate göre ana sebep Çakırcalının öldüğünün anlaşılmaması ve namının sürmesidir. Bir diğer görüşe göre de Abdüİhamid devrinde adet haline gelen bir şey de ünlü eşkıyaların kafasının kesilip halka gösterilmesiydi. Bunların ayrıca resimleri çekilirdi. Belki de Çakırcalı Efe bunun için vasiyet etmiş ve ölümünde kafasının kesilerek kaybedilmesini istemişti. ÇAKIRCALI EFE?NİN CESEDİNİ İLK EŞİ IRAZ TEŞHİS EDİYOR Dağdaki arama neticesinde bir mağarada kellesi ile bileklerinden elleri kesilmiş ve ayrıca göğüs derisi yüzülmüş halde bir gövde bulunur.  Kellesiz gövde, mağaradan çekilip çıkarıldığında cesedi soyup hemen sırtına bakan Bayındırlı Mülazim Mehmet Efendi?nin sesi barut kokan tepede yankılanır: - Çakırcalı bu! Nitekim Zeynel Besim?in kitabında naklettiğine göre, Çakırcalı Mehmet Efe, kırserdarı tayin edilip eşkıya takibinde iken bir gece Bayındırlı Mehmet efendi ile aynı odada kalmıştır.  Çamaşır değiştirirken de Bayındırlı, Çakırcalı?nın sırtında bir ben olduğunu görür ve 17 Kasım 1911?de de yıllar sonra bunu hatırlar ve teşhisi koyar: - Bu Çakırcalı Mehmet? Hükümet kuvvetleri buna kolaydan inanmaz. Ancak Bayındırlı Mehmet formülü bulmakta gecikmez. Çakırcalı?nın ilk eşi Iraz (Raziye) Ödemiş?ten apar topar Nazilli?ye getirilir ve ceset gösterilir. Karısı önce vücut bütünlüğü olmayan cansız bedeni tanıyamadığı için cesedin efeye ait olduğunu reddeder. Ancak Bayındırlı Mehmet Efendi, ?Iraz, sen efeyle yirmi yıla yakın geçindin ve bir yastığa baş koydun, onun tanıyamadın mı? (Eliyle efenin vücudundaki iri beni göstererek) Bu ben kime aittir Iraz?? diye seslenir. Bayındırlı?nın bu sözü üzerine Iraz hakikati anlar ve oracıkta yere yığılır kalır! Bu cesedin efeye ait olduğunun tescilidir. EFE?NİN ÖLÜSÜ BİLE DİRİSİ GİBİ HALKA KORKU SALAR! Bundan sonra kellesiz ceset,  Aşağı Nazilli?de mahkemenin kapısında ayaklarından asılır. Dönemin KÖYLÜ gazetesi olanları şöyle anlatır: Elsiz kolları aşağıya sarktı. Kesilmiş kafası yerinde siyahlanmaya başlamış kanlı etler iğrenç bir manzara arz ediyordu. Halk seyretti. Pis bir çaçan arabasına ceset konuldu. Bu manzara daha dehşetli idi. Hayvanın bulunduğu tarafa doğru göğüs ciheti getirilmişti. Geniş ve kanlı olan göğsü birçok kadın ve çocuğu bayıltacak derecede korkutmuştu. Araba Yukarı Nazilli?ye doğru çekildi. Ahali de yürüyerek takip ediyordu. İstasyonda bir müddet duruldu. Vali paşa, cesedi Kışla Meydanında kurulan sehpaya ayaklarından bir defa daha astırdı. Burada resmi alındı. Nazilli halkının, mezarlarına Çakırcalı?nın gömülmesini istemedikleri ve bu sebeple de gövdenin, çoğunlukla Rumların oturduğu Yukarı Nazilli civarında bir tarlaya gömüldüğü de yazılır. PEKİ ÇAKIRCALI MEHMET EFE?Yİ KİM ÖLDÜRMÜŞTÜ? Dönemin hükümeti Çakırcalı Efeyi vurana 4 bin lira ödül vereceğini ilan etmişti. İşte Çakırcalı da vurulmuştu ve şimdi iş parayı almaya kalmıştı. Ödülün büyüklüğü birbiriyle çelişen ifadeleri beraberinde getirir. Sözgelimi Çerkes İdris Çavuş Çakırcalıyı ben vurdum der. Bir dönemin ünlü ismi Ahmet Aznavur geri durmaz, bu şerefin kendisine ait olduğunu iddia eder.  Eski İstanbul Valisi ve belediye reisi Haydar Yuluğ, bölgede görev yaptığı dönemde Çakırcalıyı kendi ekibinin öldürdüğünü öne sürer.Bulgar ordusunun küçük rütbeli bir subayı iken kendisine ve Türklere kötü muamele eden binbaşısını döverek Osmanlı saflarında yararlılık gösteren ?Bulgar Sadık? da anıların da Çakırcalı?nın ölümüyle ilgili iddialara yer verecektir. Takip kolu kumandalarından olan yüzbaşı Şükrü Efendi ise Çakırcalıyı Çerkes Şaban veya Mustafa Çavuşun vurduğunu anlatır. Rivayetlerin sonu yoktur. Birilerine göre Çakırcalı kendisine isabet eden kör bir kurşunla Bir başka görüşe göre ise Çakırcalı Efenin ekibinden Sinanın yanlışlıkla efeyi vurduğu yönündedir. Sinan, Efenin cesedi soğumadan Çakırcalı çetesi tarafından infaz edilecektir. Tüm iddialar bir yana dursun öyle bir isim vardır ki, yıllar sonra ünlü romancı Yaşar Kemal?e bilgi ve belgeler ışığında konuşarak ?Çakırcalı?yı biz öldürdük? diyecekti. Bu isim dönemin Düzce Jandarma Komutanı iken hükümetin görevlendirmesiyle Düzce ve çevresinden topladığı müfreze ile Arpaz?a gidip bizatihi Çakırcalı Mehmet Efe ile çarpışan takip kumandanı, Karasulu Rüşdü Kobaş?tan başka birisi değildir. Kobaş?ın bir solukta okuyacağınız bu heyecan verici anılarını önümüzdeki haftaya bırakalım. GELECEK HAFTA: DÜZCE JANDARMA KOMUTANI RÜŞTÜ KOBAŞ ANLATIYOR: ÇAKIRCALI?YI BİZ VURDUK