• 6.09.2021 13:32

Ne zaman okullar açılmaya yüz tutsa aklıma hep Düzce Ticaret Lisesinde eğitim gördüğüm o altın yıl gelir. Bir yıl sürecek olan o ?altın yıl?ın bir ömre bedel olduğunu söylemez isem bu fasıl eksik kalır. İstanbuldaki sağ-sol çatışmalarından çok çekmiş olan ablamın yaşadıklarından olumsuz etkilenince soluğu geçici olarak ana kucağı dediğim Düzcede almıştım. Tesadüfe bakın ki, kayıt yaptıracağım gün 12 Eylül askeri darbesi oldu. Ülke üzerinde dolaşan kara bulutların kurşuni ağırlığı her yerde hissediliyordu. Elbette bundan Düzce de nasibini alacaktı. Konumuza döneyim. ?Fettah Bey Tarlası? olarak bilinen arazinin doğu tarafına düşen bej renkli yeni binanın ilk öğrencileri biz olmuştuk. Gururluyduk elbette. Yüreğimiz kıpır kıpır... Ta o zamanlardan günümüzü düşünerek ?Bu binanın ilk öğrencileri biz olduk? diye içten içe gurur duyardım. Söylemek bile fazla. Mevsim sonbahardı. Ama ben som bahar diyorum. Mâlumunuz som altın diye bir ibare vardır ya? ?BU İTİBARLA?? Eylül sabahlarında güz güneşi belli belirsiz yüzümüze gülümsemeye devam ediyordu. İlk zamanları rahmetli İbrahim dayımın eski Bolu Caddesinin hapishane yolu üzerinde bulunan evinden okula yürüyerek gidip geldim. Bir zaman sonra rotayı Gökçe Köyüne (Ortaköy) çevirip, Leman teyzemin evine geçtim. Okul müdürümüz Ahmet Türkmen Beyin klasik Pazartesi sabahı ve Cuma çıkışı konuşmaları dün gibi aklımdadır. İki elini ceketinin önünde birleştirip tane tane konuşan Ahmet hocamızın tekrar etmekten hoşlandığı bir kelime vardı: - Bu itibarla... Söz öğretmenlerden açılmışken Onların ismini bir çırpıda sayabilirim: İlhan Yavuz, rahmetli Kemal Çakır, Hasan Hüseyin Turan, Şükrü Parlak, Gülten Parlak, Talat Topaloğlu, Özer ve Çiler Erateş hocalar, Nuri Türker, Mustafa Tola, rahmetli Bedrettin Yılmaz, Erol Hoca, Saffet hoca. Ve şimdi aklıma gelmeyen bir nice değerli isim. İLK ARKADAŞLARIM... İstanbul Beykozdan gelip Düzcede öğrenci olmak kendi başına ilginç bir durumdu. İlk haftalarda geçen sessizlik dönemi bitmiş, ortaya renkli atmosfer çıkmıştı. İşte ilk arkadaşlarım: İlhami Baş, Deniz Hancı, İsmail Acar, Ayhan Kılıçarslan, İsmail Durdu, Hasan Sivrikaya, Ramazan Yüksel, Faruk Yıldırım, Hikmet Büyükuçar. Ve hatırlayamadığım birçok isim? Hemen hepsiyle çok güzel anılarımın oldu. Bunlardan özellikle Ayhan Kılıçarslanı anmazsam haksızlık olur. Ayhan şehrin önde gelen ailelerinden Artezyenci Mecit Beyin (Düzcede artijan denirdi) oğluydu. Ayhan o yaşlarda motosiklet kullanacak ustalıkta bir sürücüydü. Motosikletin yanında bir sepet vardı. Düzce?de emsalsiz bir araçtı. Ne zaman trafiğe çıksak bütün gözler üzerimize çevriliyordu... Okulun paydos zili çaldığında çarşıda bir parça vakit geçirdikten sonra Ayhanların Azmimilli Mahallesinde bulunan eve gidip de rahmetli annesinin yaptığı leziz yemekleri yemenin ardından motosikletin yanına yanaşan Ayhan bana göz işareti yapardı: - Hadi bin! Sepete atlar o zamanlar ikamet ettiğim Gökçe Köyüne teyzemin evine giderdik. O yolculukları hiç unutamam. KALK BORUSU ÇALINMIŞ GİBİ! Fettah Bey Tarlasında bulunan ticaret lisesinin hemen çaprazında yeni inşa edilmiş bir apartmanı hatırlıyorum. Maalesef o bina depremle yerle bir oldu! O binanın hemen giriş katında yeni bir kahvehane açılmıştı. Bizler de okul çıkışında tereddütlü adımlarla o mekâna girer bazı oyunları yeni öğrenmenin heyecanıyla yemyeşil çuhalarla kaplanmış masalara otururduk. Bazen pişti, bazen ellibir ama çoğu zaman okey... Ocakta bulunan amcanın özene bezene demleyip de servis ettiği güzelim çayları yudumlarken, ıskatalardaki okey taşlarını şakırdatırdık! Oyunlar her zaman normal seyrinde devam etmezdi tabii ki? Heyecanın doruğa çıktığı zamanların çoğunda kapıda Düzce Ticaret Lisesi öğretmenlerini belirince  kalk borusu çalınmış gibi ayağa fırlardık! Yüreğimiz hoplardı! Tek tek numaralarımız alınırdı. Olabilecekleri düşünerek mekânı hızlı adımlarla terk ederdik. Birkaç gün sonra kahvehane tayfası tek tek müdür yardımcısının odasına çağırılır önce dikkatlerimiz daha olmadı kulaklarımız çekilirdi. Ha bir de unutmadan! Kahvehanelerdeki oyunların yarı kalması bir yana hesaplar da hocalar tarafından ödenir ama bunun hesabını bize sorarlardı. Her güz mevsimi olduğu gibi Eylül ayı bana bunları düşündürdü. İyi güzler?