• 12.07.2021 09:00

Refik Halidin kaleminden Düzce ve Düzceliler... Cumhuriyet dönemi Türkiye Edebiyatı?na tartışmasız damga vuran isimlerden biri de hiç şüphesiz Refik Halid Karay?dır. Karayın edebiyatımıza kazandırdığı birbirinden önemli eserleri aynı zamanda yazarın üslup ustası olduğunu ortaya koyar. Oldukça renkli bir kişilik olan Karay?ın siyasi inadını dillere destandır. Habertürk yazarlarından Muhsin Kızılkaya, o?nun bu özelliğini 16 Haziran 2021?de kaleme aldığı yazıda şöyle dile getiriyor: Refik Halit, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başlattığı Anadolu hareketine ilk başlarda inanmadı. Bu girişimi de her melanetin başı olan İttihatçıların yeni bir manevrası sandı. Onunkisi tam bir basiretsizlikti. Sivas Kongresi?ni tertipleyenleri ?Sivas kuzuları?, Ankara Hükümetini kuranları da ?Ankara keçileri? diye tiye aldı. Canlıydı, ele avuca sığmıyordu, şakacıydı, yaradılıştan mizahçıydı, kalemi kıvraktı. İşin aslı dönünce, hareketin bir milli kalkışma olduğunu anlayınca memleket dışına kaçtı. Sonradan bir daha yurda dönemeyecek olan ?150?likler? listesine girdi, Suriye ve Lübnan?da yaşamaya başladı, orada kitaplar ve gazetelere yazılar yazmaya devam etti. (Ama onun, münevverler arasında pek rastlanmayan bir başka özelliği vardı. Hatasını kabul etme basiretini göstermek? Atatürk, belki de sadece o yurda dönebilsin diye (zira onu çok seviyordu) 150?liklere Kemalistlerin bütün karşı çıkmalarına rağmen af çıkartınca, memlekete döner dönmez bu ?hatasını? yüksek sesle ilan etti, büyük ?basiretsizliğini? efendice kabullendi.) ÖLMEDEN ÖNCE ÖLEN YAZAR 1924 yılında yurt dışında iken Halep?te memleket hasreti ile yanıp tutuşurken aklına bir muziplik gelir. Öldükten sonra ardından ne yazacaklar diye merak eder ve gazetelere şöyle bir ilân verir: ?Refik Halit iltihab-ı sehâyadan (menenjit) vefat etti.? Haber Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır. Ölüm haberi bir anda bütün memlekete yayılır. Hakkında peş peşe makaleler yayınlanır, onu sevmeyenler timsah gözyaşları döker, övgü yağdırmaktan geri durmazlar. Refik Halid badem gözlü olmuştur artık ?DÜZCE?DEN GELEN KIZ? Yazarın damga romanlarından birisi de Bugünün Saraylısıdır. Romanın birinci bölümü "Düzceden Gelen Kız" başlığını taşır.  İnkılab 2002 tarihli baskısının 28. sayfasında usta romancı Düzcelilerin konuşma dilini şöyle özetler:  "(...) Ata Efendinin bir düşündüğü de Aşyenin şivesiydi; taşradakilerine pek az çalıyordu. Mesele basit, peltekliği, Çerkez anasiyle, Çeçen analığından... İlk Türkçesini de o kadınlardan öğrendiği için, saray terbiyesinin devamı, tatlıydı. Köylerde pek eğlenmemişti. Zaten Düzcede halk karışık olduğundan öyle dangul dungul konuşulmazdı (...) 1956 TARİHLİ BİR YAZI Karay?ın Düzce ile ilgili kaleme aldığı metin romanıyla sınırlı değildir elbette. Son İstanbul Gazetesinin 1956 tarihli nüshası bizler için son derece dikkat çekici bir yazısı yayımlanmıştır. Anadoluda Kırk yıl evvel - Kırk yıl sonra başlıklı gezi yazılarının 40. bölümünü Boluya ayıran usta yazar çok kısa da olsa Düzce?ye de değinmeden geçmez. Bolu?dan övgüyle söz eden Karay, Adapazarı?na dönüş yolunda aracın penceresinden bakmakla sınırlı olan Düzce izlenimlerini şöyle aktarmaktadır: MİNARE SÜSLEME MERAKI ?(?) Boludan itibaren şose gayet meskûn ve refahlı bir bölgeden, Düzce ile Hendekten geçiyor. Yolun işlek bir şehir caddesinden farkı az. Bütün köyler bakımlı. Hepsinin mescidi yeni, minare şerefeleri ise elvan elvan renklerle süslü. İzmir-Aydın ve havalisinde bile cami yaptırma, minare süsleme merakı bu dereceyi bulmamıştı. Herhalde şu bölgede müminler pek çok... O nispette de dini istismar edenler, geçim kapısı yapanlar çok olacak! Bir takım açıkgözlerin son cereyanları fırsat bilerek dua ve din kitabı yazıp satmak, hacca gitmek isteyenlerden sekiz on kişinin vekâletini birden almak, dini inşaattan hisse çıkarmak suretiyle işlerini-bir zamanların harp vurguncuları gibi- yoluna koyduklarını seyahatim sırası birçok kişiden dinledim. Doğru olabilir. Zira din en fazla istismara müsait bir sahadır. Sonu nereye varır? Az çok bilirim. Onun içindir ki halktaki bu iyi ve lüzumlu duyguyu, beşeri ihtiyacı hususi menfaat kaynağına çevirenlerin ihtirasını frenlemek umumi menfaat icabıdır, sanıyorum (?)? Önümüzdeki hafta lümünün 55 yıldönümünde (18 Temmuz 1965) usta yazarı saygıyla ve rahmetle anıyorum. TÜRKİYE EDEBİYATININ TEMEL TAŞLARINDAN 1888 yılında Beylerbeyinde doğan Refik Halid, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnudan İstanbula göçen Karakayış ailesindendir. Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i Hukukta okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe başlamıştır. Kısa sürede üne kavuşmuş, Fecri Ati edebiyat topluluğu kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Ve Terakki hükümetince Anadolunun çeşitli yerlerine gönderilmiş, ancak 1. Dünya Savaşının son yılında İstanbula dönebilmiştir. Dönüşünde bir süre öğretmenlik yapmıştır. Başyazarlık ve Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Ay dede mizah dergisini de çıkarmıştır. Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Halepe yerleşerek Vahdet gazetesini çıkarmıştır. Hatayın Türkiye topraklarına katılmasında katkıları olmuştur.1938 yılında yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.1965 yılında ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatının temel taşlarından biri olmuştur.