Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

USTALARIN USTASI

  • 14.11.2022 10:06

Düzce depreminde yitip giden 845 canımızdan sadece biri…

USTALARIN USTASI

İstanbul Seyrantepe'de günlük olarak yayımlanan Ayyıldız gazetesinin yazı işlerinde çalıştığım dönem.
Normal şartlarda 18.00'de paydos edip, evinin yolunu tutmam gerekirken o akşam ne olduysa gazeteden çıkmamış, laflamıştık.
Binada belli belirsiz başlayan sarsıntı kısa sayılmayacak bir süre devam etmişti.   
Haber merkezinde bulunanlardan kimi oturduğu masanın uçlarına tutunmuş, kimi ürkek, tedirgin ve korkulu bakışlarla olan biteni anlamaya çalışıyordu.  
O esnada ekonomi servisinden bir arkadaşımızın masanın altına girdiğini hatırlıyorum.  

"ANKARA İLE İSTANBUL'UN ORTASINDA"

Sallantı bitince televizyonun önünde kümelendik.   
CNNTÜRK kanalı rutin yayını kesip bizim gibi depremin nerede gerçekleştiğini alamaya çalışıyordu.
Canlı yayına bağlanan bir deprem uzmanı 'Ankara-İstanbul'un orta noktasında bir yerlerde oldu' der demez içim cız etti!
Yoksa...
‘Yoksa' kelimesinin 'Düzce' ile tamamlandığı cümlenin soğuk gerçekliği bir zaman sonra netleşmişti.
Hemen hemen tüm televizyonların son dakikasında 'Düzce'de deprem' KJ'si belirmekte gecikmedi.
Apansız telefona sarıldığım an dün gibi belleğimde canlılığını koruyor:
Ahizenin ucunda o kahredici anons:
- Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor!

BALKONDAN GÜRCÜ MAHALLESİNE SON BAKIŞ

O saatlerde Düzce’de…
Benim Adil Çelik eniştem...
‘Enişte’ demem lafın gelişi; enişteden çok ötesi…
Havva teyzemin kızı Emine ablamın eşi...
Düzce'de tüfek sanayinde parmakla gösterilen ustaların ustası...
Tam bir mütedeyyin, koyu bir Fenerbahçeli… Benim Fenerbahçe kimliğimin oluşmasında babamdan sonra öne çıkan en önemli ikinci
aktörü.
Akşam namazını eda etmenin huzuru içinde yatsıya hazırlanırken...
Aydınpınar Caddesi üzerinde bulunan apartman dairesinin balkonunda istiflediği odunları almak için adım attığında yerin altından adeta burguyu andıran o korkutucu sesle irkildi!
Apartman yaklaşık 30 saniye sonra yerle birdi...
Balkondan Gürcü Mahallesi'ne son kez baktığı gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı.

GETTOYU ANDIRAN SEVİMLİ BİR YAŞAM ALANI

Çelik Ailesi, depremi karşıladığı yeni apartmana geçmeden önce uzun yıllar birazdan bahsedeceğim yerde yaşamlarını sürdürmüştü. Aydınpınar Caddesi'nden Şaguc yönüne giderken sol tarafa düşen Bakkal Hayrettin'den yaklaşık 200 adım sonra içeride ortak kullanılan bir bahçeye açılan 4-5 evin birbirine yaslandığı sevimli bir alanda…
O bölge bu hâliyle gettodan farksız bir yaşam alanıydı.
Düzce'ye her gidişimizde o evde misafir oluyor, uzun yaz gecelerinde büyüklerimizin sohbetine kulak kabartıyorduk.   
Gündüzleri bahçede oynuyor, o evlerin dibinde bulunan yuvalara girip çıkan tavuk ve ördekleri seyrediyorduk. İstanbul'da yaşayan bir çocuk için hayli ilginç bir şeydi bu. Hemen her gün yuvalardan yumurta topluyor, tüm uyarılara rağmen yumurtadan yeni çıkan civcivleri sevmek için koşuşturuyorduk.

EMİNE ABLAMIN DİLLERE DESTAN SÜTLACI...

Rahmetli Emine ablam da tam ablalık yapmıştı bize.
Her yaz tatilinde ben, Ayşe ablam ve kardeşim Atilla ile birebir ilgilenirdi. Sevdiğimiz yemekleri yapmakta da pek bir mahirdi. İlerleyen zamanlarda ne zaman karşılaşsak/buluşsak kardeşim Atilla'nın 'sütlaç'a 'sütağacı' dediğini anlatır ve kahkahalarla gülerdik.
Aslen Kuşaçma Köyü'nde muhacir bir ailenin oğlu olan Adil eniştemin Emine ablayı Ak Ailesi’nden istediğini duymuştuk.
Serde delikanlılık vardır ya...
Rahmetli Abdurrahman, Abdullah ve Şeref abiler önce bu işe racon gereği somurtmuş, Adil eniştemi tanıdıktan sonra işler değişmişti.  Adil Enişte çok kısa bir zaman sonra sülalenin vazgeçemediği bir şahsiyet olup, çıkmıştı.

AV TÜFEĞİ SANAYİNİN ARANAN ADAMI

Adil eniştem Düzce'de parmakla gösterilen bir av tüfeği ustasıydı.
İrili ufaklı tüfek imalathaneleri onun peşindeydi.
Mesleğinde zirveye adımlarını sadece Türkiye değil; dünya çapında bir marka haline gelen Sarsılmaz fabrikasında atmıştı.
Adil eniştemle en son bir yaz mevsimi Gökçe Köyü'nde Leman teyzemin evinin arka bahçesinde bulunan devasa ağaçların gölgesinde oturup söyleşmiştik. Rahmetli babam gibi o da yeme-içme konusunda çok titiz davranır; sağlığına çok dikkat ederdi. O gün aklımda kalan bunaltıcı yaz sıcağından terlemiş ve vakit geçirmeden sırtına havlu koymuştu.
Bir de 'zaman geçiyor' diyerek vakit namazını kılmak için eve koşuşturmasını…

OTOPARK CAMİİ'NİN ÖNÜNDE ŞAŞIRTICI BİR TESADÜF

Merhum babamla çok iyi anlaşır ve birbirlerini pek severlerdi. Bir yaz tatili Ramazan ayına denk gelmişti. Babam ve Adil eniştem her gece o zamanlar ulaşımda saltanatını ilân eden Murat 124 taksilerini çağırır Düzce'de ne kadar cami varsa teravih namazına giderdi.
İşte o gecelerden birinde Adil eniştem, hafızamda 'Diyanet Camii' olarak kalan Otopark Camii'ne götürmüştü bizi. Caminin içindeki ahşap işçiliğinin göz kamaştırıcı bir incelikte yapıldığı çocuk belleğimde yer etmişti.
Geçtiğimiz yaz Düzcespor-Ankaraspor karşılaşmasını izlemek için İlhami Baş ile geldiğimiz Düzce'de, kafelerdeki karton bardakla çay içmeyi reddedip, güzel bir çay ocağında oturup cam bardaklı demli bir çay içmeyi teklif etmiştim. İlhami Baş, Necmettin Hoca (Şahin), Yaşar Yıldırım, İhsan Baba'nın oğlu Ömer Çetin ve ben Otopark Camii'nin önündeki çay ocağında otururken yıllar önce geldiğimiz bu mekânın önünde o Ramazan gecesini düşünürken Adil eniştemin büyük oğlu Murat yanımızda belirmişti… 
Tesadüf mü?
Yoksa tevafuk muydu bu?  
Bilemedim…

Depremde yitirdiğimiz Adil Eniştem ve 844 canımızı rahmetle anıyorum...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.