Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

YUNAN MİMARLAR VE BULGAR BALIKÇILAR…

  • 17.10.2022 09:16

Eski çağlardan yakın geçmişe bir zamanlar Efteni Gölü’nde YUNAN MİMARLAR VE BULGAR BALIKÇILAR…

Geçen hafta ana akım medyada İHA kaynaklı Efteni Gölü’yle ilgili bir haber çıkıp da haber sitelerine yansıyınca dikkat kesildim.
Hele hele Damla gazetemizin haber müdürü sevgili Elif Varol da habere konu olan Efteni Gölü ile konuştuğu okuyunca merak ve dikkatim ikiye katlandı.
Okumayanlar için aktarmakta fayda var.
“Sonbaharda doğaseverleri mest ediyor” başlıklı haber şöyle devam ediyor:
“Düzce'nin Gölyaka ilçesinde bulunan, ismini de Bizans kraliçesi Eftelya'dan alan Efteni Gölü, sonbahar aylarındaki görsel güzelliğiyle doğaseverlerin uğrak mekânı oluyor. Türkiye’de ender görülen kuş türlerine de ev sahipliği yapan göl, nilüfer çiçekleri, sazlık alanları ve habitatlarıyla fotoğrafçıların uğrak noktası oluyor.
Efteni Gölü'nü ziyaret eden Elif Varol, ‘Gölün çok güzel bir hikâyesi var. Hem o hikâyeyi bu ortamla bütünleştirmek istedim hem de sonbahar da burayı görmek istedim. Burada yeşilin ve kahverenginin tüm tonları hâkim. Bire bir bunları görmek istedim. Burası çok güzel. Ağaçlar, kuşlar, nilüferler var. Doğanın her türlü imkânını burada bulmak mümkün’ dedi”.

“ELE GEÇMEZSE EĞER SEVDİĞİMİZ”

Benim çocukluğum söylenceleri ve göz kamaştıran güzelliğini dinlemekle geçmişti.
1980’li yıllarda Düzce’de lise öğretimi görürken şartlar kısıtlıydı.
Ulaşım bu kadar geniş bir ağı kapsamıyordu.
Bereket versin ki, bir gün köyümüzün ‘Cambaz’ lakaplı Nurettin Amcası (Acar), bir gün bize ‘Haydi sizi Efteni’ye götürüyüm” deyince heyecanım doruk noktasına ulaştı.
Hep birlikte atladığımız traktörün römorkunda varsa eğer böbreğinizdeki taşları düşürecek yollardan Efteni’ye vardığımda manzara tam bir hâyâl kırıklığı olmuştu.
Çocukluk tahayyülümde masalımsı bir yer olarak kurguladığım Efteni Gölü kıyısı sazlık ve üstünde buhar tutan koskoca bir bataklıktan farksızdı.
Göl dedikleri de bataklığın ortasında var kalma mücadelesi veren küçük bir su birikintisinden ibaretti.
Bereket versin ki, son zamanlarda Efteni Gölü koruma altına alındı, kıyısına son sel felâketiyle birlikte kullanılamayacak hale gelen tesisler yapıldı.
Şimdiki haliyle kuş cenneti kimliğine büründü.
Abant’tan hiç de aşağı kalır bir yanı olan bu güzelim yurt köşesinin acaba başka bir yerde olsaydı neler olurdu diye düşünmeden edemiyorum.
Neyse buna da şükür…
Hat sanatçısı Uğur Derman 'Türk Hat Sanatının Şaheserleri' albümünde ne diyordu:
Ele geçmezse eğer sevdiğimiz/ Çare ne? Eldekini sevmeliyiz…

DEPREM ENKAZINDAN ÇIKAN ELMAS

Şimdi uzun bir parantez açmam gerek.
Düzce’nin geçmişindeki kültür/sanat hayatına damgasını vurmuş olan çok önemli bir şahsiyetin kaleme aldığı ‘Düzce Notları’nın 1999’dai deprem enkazından tesadüfi olarak bulunup, günümüze kadar muhafaza edilmiş olduğunu söylemekle yetineyim şimdilik.  
Çok sevgili Nejad Özsoy ve Fatih Özçelik dostumuzun elinde bulunan 110 sayfalık fotokopi demeti tam anlamıyla bir hazineyi oluşturuyor.
Bu değerli bilgileri ‘deprem enkazından çıkan elmas’ olarak nitelendiriyorum.  
Özsoy ve Özçelik’in ricası üzerine geçtiğimiz yaz mevsimi mesaimden arta kalan zamanda hiç üşenmedim, oturdum ve büyük bir heyecanla fotokopideki solmaya yüz tutan metinleri Word dosyasına yazdım.
‘Düzce’nin kayıp notları’ veya ‘Düzce’nin kayıp defteri’ adı verdiğimiz bu tarihi dökümanlar, önümüzdeki süreçte ete kemiğe bürünerek kitap olmayı bekliyor.
Yeri ve zamanı gelince bu köşede tüm ayrıntılarıyla ilgili bu notların kime ait olduğunu ve bize neler anlattığını açıklamanın heyecanını taşıyorum.
Parantezi kapattım…

EFTENİ’DE YUNAN MİMARLAR

Şimdi adı bizde mahfuz olan merhum üstadımızın Efteni Gölü ile heyecan verici notlarına gelelim. Şöyle yazıyor kahramanımız:
Bitinya tarihini incelerken rastlamıştım. Bu çevre Roma'nın eline geçince, Anadolu Eyaleti unvanıyla bir vali tarafından idare edilmeye başlamıştı. Eyalet merkezi Nikomedia (İzmit) idi. Roma krallarından biri, çok sevdiği o zamanın yazarlarından birini bu eyalete vali tayin etmek ister. Yazar, kralın bu isteğine teşekkür ederek mazeret diler. "Haşmetlû kralım, ben belki sizleri memnun edecek kadar yazı yazabiliyorum. Ama, bir eyaleti idare edebilecek gücü, yeteneği kendimde göremiyorum. Beni bağışlayınız" der. Kral ise, "sen git, karşılaştığın müşküllerini hemen bana yazı ile bildir kâfi" cevabını vererek o yazarın Nikomedia'ya (İzmit) vali olmasını sağlar. Vali de her müşkülünü Roma'ya yazmak suretiyle halle çalışmış. Bu yazılar toplanarak sonradan kitap haline getirilmiş. İşte bu kitaptan öğrenildiğine göre Bolu ve çevresi halkı, Bolu ve çevresinde şifalı suların fışkırdığını, bu şifalı sulardan halkın yeterince fayda sağlaması için, değerlendirilmesi gereğini valiye duyururlar. O da bu konuyu hemen Roma'ya duyurarak bu hususta ne yapması, nasıl hareket etmesi gerektiğini sorar. Roma'dan "Çok yakınımızda Yunanistan'da değerli hamam ustaları var. Oradan ustalar getirmek suretiyle bu işi hallet" emrini alır. Ve bu emre uyarak Bolu ılıcaları ve Efteni hamamı yaptırılarak halkın hizmetine açtırılır.


GÖLDE BULGAR BALIKÇILAR

Üstadın Efteni notları bu kadar da değil.  
Bu bölümde yazdıkları da birçoğumuz için ilk kez duyacağı bilgiler.
Şöyle anlatıyor:
“Efteni Gölü Düzce'nin 12-14 km. güney batısında Kızılcık köyü ile Hamamüstü köyü arasında dağ kenarında denizden 118 metre yüksekliktedir. Evvelce Düzce ovasına inen bütün akarsu, dere, derecik ve selciklerin sularıyla beslenirdi. Kapladığı alan genişti. Kenarları bataklık ve sazlık idi. Kalabalık da denilen yayın, sarıbalık, çivirdek balıkları meşhurdu. Gölün yükseldiği zamanlar balık ağılı denilen yerlerde yakalanan, bir tanesini (bir manda arabası) zorla çekebilen balıklara rastlanırdı. Çok iyi anımsadığıma göre, yine Köprübaşı Ömer Efendi köyü kasabına manda arabası ile getirilerek arada kesilip parçalandıktan sonra satışa çıkarılan bir karabalığın başını basküle koymak suretiyle tarttılar. Tam 55 kg. geldiğini söylediler. Hatta gölü bir kaç yıllığına Bulgar balıkçıları kiralamışlardı. Motorlu araçlarıyla ve ırıp denilen balık avlama araçlarıyla gölün balığını pazarlamasını İstanbul'da yapıyorlardı. Gölün çevresi balta girmemiş ormanlarla kaplıydı. Ve bu ormanlarda kara av hayvanlarının tümü vardı. Her zaman sülün avlamak bile olanak dışı değildi. Avcıların merak ettiği bir yerdi. Şimdi kurutuldu. Kurutulan yerler sanırım hazine malı oldu”.

Not: Gelecek hafta Düzce’de geçen çocukluğumda hiç unutamadığım balık tutma metodu ve tanıklıkları almaya çalışacağım (M.Ş.)


Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.