Küçük şehrin büyük vizyoneri

Çocukları Can ile Ela, torunları Hanne ile Damla Ali Beşer’i anlattı:

Önce 31 Mart Mahalli İdareler Seçimi, ardından 9 günlük Ramazan Bayramı tatili sebebiyle merhum üstadımız Ali Beşer’i yâd ettiğimiz yazı dizisine 2 hafta ara vermek zorunda kaldık. Okuyucularımızın anlayışına sığınarak yeni bölümle kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Beşer’in Düzce matbuatında getirdiği yeniliklerle öncü bir kimliğinin yanısıra örnek bir aile büyüğü olduğunu ikinci ve üçüncü kuşağın anlatımlarından öğreniyoruz. Dizimizin ilk bölümünde Damla Gazetesi’nin dümeninde bulunan Asu Beşer Karpuz Hanım’ın babasıyla ilgili sözlerini yayınlamıştık.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Bu bölümde Beşer’in öncelikle torunları Damla Karpuz ile Hanne Sare Yılmaz’a kulak veriyoruz.
Ve ardından Ali Bey’in oğlu Can Beşer ve küçük kızı Ela Yılmaz’ı dinliyoruz.

‘İLK TORUN’ DEDESİ ALİ BEŞER’İ ANLATIYOR

"SAATLERCE SOHBET ETMEYİ ÖZLEDİM"


İlk söz Kocaeli Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gören ve aile için çok ‘anlamlı’ bir isme sahip olan ‘ilk torun’ Damla Karpuz’un… “Aslında dedemle ilgili olarak anlatacağım bir sürü anım var” diye söze başlıyor Damla:

“ Onun hakkında en sevdiğim şey , küçükken birlikte her şeyi yapmamızdı. Bir gün beni gezmeye getirirdi, bir gün oyuncakçıya, bir gün de dondurmacıya. Bir de her zaman eve gitmeden manava uğrardı. Beni de mutlaka çağırıp en sevdiğim meyveleri alırdı. Köfteyi çok sevdiğim için de hep bana köfte alıp masasında yediğimi de anlatmadan geçemem. “Köfteleri ben yiyeceğim , sen ekmek ye” derdim çok küçüktüm çünkü o da ‘Köfte yesem olmaz mı’ diye kızdırırdı beni…

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Dedeme bir keresinde demiştim ki , ‘’Sen hiç dede gibi değilsin. 40-45 yaşında gibisin. Gençsin’’ Bunu dememin sebebi de diğer gördüğüm dedelere hiç benzememesiydi. Hala daha dedem gibi birini görmedim.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Kitap okumayı , resim yapmayı çok severdi . Köpekleri çok severdi:Araştırmayı çok severdi… Dedeme kalmaya gittiğimde yapmayı en sevdiğim şey çizdiği tablolara bakmaktı ve boyalarını karıştırmak tabi :) O da hiçbir şey demezdi . Bana küçük tuval verip resim yaptırırdı. Yüzündeki tebessüm hala unutamam.

Ayrıca odasındaki kitaplara bakmayı da çok severdim. Çünkü bir duvarı boydan boya kitap doluydu ve tabi ki diğer en sevdiğim şeyse birlikte köpeği Yumoş’u sevmek, gezdirmekti. Köpeklere olan sevgimin başlamasının büyük sebebi de dedemdir. O kadar çok severdi ki köpekleri yanına gittiğimde komik/tatlı köpek videoları izler gülerdik birlikte.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Okul çıkışı gazeteye gelip koşarak dedemin yanına giderdim ve neler yaptığımı anlatırdım. O da beni dinlerdi. Dedemle saatlerce sohbet ediyorduk. Aklımda sorular varsa ona sorardım. O da bana anlatırdı hep. Onun hakkında en çok özlediğim şeylerden biri bu diyebilirim. Şu an yanımızda olsaydı eminim çok daha fazla konu hakkında konuşurduk. Birlikte resim yapardık köpekleri severdik…

“OKU AMA NEYİ; YAŞA AMA NASIL?”

Damla’nın dedesini tanımladığı kuşatıcı sözlerinden sonra ‘ikinci torun’ Hanne Sare Yılmaz’a dönüyoruz. 17 yaşında lise son sınıf öğrencisi Hanne’nin anlattıkları da kuzeni Damla’yı tamamlar nitelikte… Hanne kişiliğinin yapılanmasında en önemli aktörlerden birisi olarak gördüğü Ali Dede’siyle ilgili sözleri her toruna nasip olmayacak anılar/zenginlikleri oluşturuyor.

Dedesini kaybetmesiyle ‘hayatın zorlaştığını’ düşünüyor Hanne:

“ Dedem hayatıma en çok dokunan ve beni şekillendiren kişiydi. Birlikte saatlerce sohbet ederdik, kitaplar hakkında konuşurduk. Bana tarihi anlatırdı, hayatı anlatırdı. Benim düşüncelerimi şekillendirdi ve hayata nasıl bakmam gerektiğini öğretti. Onunla anılarımızı düşündüğümde hep şakaları gelir aklıma. Sürekli şakalar yapar ve benle uğraşırdı. Ben de bunu çok sever ve hep ona karşılık verirdim.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Onu kaybettiğim günü hatırlıyorum. Yaşamın zorlaşmasıyla onun yokluğunun hissi büyümeye devam etti. Büyüdükçe ve hayatı gördükçe onunla daha çok konuşmak, ona sorular sormak istedim. Her anımda hep onunla konuşmak istedim. Ne yapacağımı nasıl yaşanacağını sormak istedim. Hepsini sormuş olmayı, hiçbir anımızı kaçırmamış olmayı dilerdim. O yokken bile bu anlarda hep onu yanımda hissettim. Fikirleri, sözleri hep benimle kalmaya devam etti. Hala yanımda varmış gibi hissettim, yokluğunda bile vardı.

En çok özlediğimse evinde geçirdiğimiz vakitler. Evi herkes için sıcacık bir yuvaydı. Oyunlar oynar, konuşur, sohbet eder, yemek yerdik. Resim odası tablolarıyla doluydu ve hepsini tek tek incelerdim. Kocaman bir kitaplığı da vardı. Benim kitaplığımın oluşma sebebi de dedem olmuştu. Benim kitaplara olan ilgimi hep teşvik eder ve bana sürekli kitaplar alır onlar hakkında benimle konuşurdu.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Resim konusunda da ortak noktamız vardı. Ben de resim yapıyordum ve bunun bana hep ondan geçtiğini düşünmüşümdür. Onu son gördüğümde birlikte tablo yapacağımıza söz vermiştik.

Tanıdığım en kültürlü, sanat düşkünü ve düşünceli insandı. Onu tanıdığım, düşüncelerine ve yaşamına şahit olabildiğim için çok şanslı hissediyorum.

Onun sevdiği sözlerden biriyle bitirmek istiyorum:

- Oku ama neyi, yaşa ama nasıl?

ÖNCE ÇİÇEKLERİNE VEDA ETMİŞTİ…

Ali Bey’in oğlu Can Beşer’den babasını anlatmasını istiyoruz.
Can Bey’in ‘vefat etiği gün de çok sevdiği bahçesinde bitkilerine son bakımları yaparak veda etti’ sözleri içimize fena işliyor.

Diyor ki:

“Babam çok duygusal ve yardımseverdi. Yardım etmeyi ve ailesi vakit geçirmeyi seven biriydi. İş hayatı dışındaki zamanlarını ailesi ile geçirmekten keyif alırdı. İşkolik, disiplinli, hırslı ve tutkuluydu. Sosyal yönü kuvvetli, insan ilişkilerinde başarılıydı.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Aynı zamanda yenilikçi, gözlem yeteneği kuvvetli, sanatsal yönü güçlü ve küçük bir şehirde yaşamasına rağmen vizyonu genişti. Örnek olarak, resmi kurumlara bile bilgisayar girmemişken, bilgisayarın mesleği için önemini kavramış, iş yerine kazandırmıştı. Çizimlerini, tasarımlarını bilgisayarda hazırlayarak Matbaa ve gazetede ilk kez renkli baskılar yaptı.

Küçük şehrin büyük vizyoneri

Emekli olduktan sonra ofise gelir işleri takip ederdi. Torunları ile vakit geçirmekten mutlu olurdu. Son yıllarında vaktinin çoğunu keyif aldığı bahçesinde geçirdi. Bahçesine mimoza, manolya, çeşitli çam, meyve ağaçları, güller, değişik farklı çiçekler dikti. Onların bakımına büyük özen gösterirdi. Çeşit çeşit meyve, sebze yetiştirdiği bahçesinde torunları ile ürünleri toplardı. Sahiplendiği köpeğinin torunları ile oynamasını tebessümle izlerdi. Vefat ettiği gün de çok sevdiği bahçesinde bitkilerine son bakımlarını yaparak veda etti”

ELA’DAN BABA’YA ŞİİRSEL SESLENİŞ

Son söz Ali Beşer’in iki göz bebeğinden birinin, küçük kızı Ela’nın…

Küçük şehrin büyük vizyoneri


Ela babasına seslenişi adeta şiir tadında:

Canım babam...
Kocaman bir boşluk hiç kapanmıyor...
Her gün büyüyor.....
Keşke kabullenebilsem hiç gitmemişsin gibi...
Her an kapıdan içeri girecekmişsin gibi...
Benim bildiğim herşey ve burada olmam senin eserin, bana öğrettiğin herşey için teşekkür ederim.
Kalbimde herzaman en büyük yer sana ait olacak...

SON BÖLÜM: YAKINLARI VE DOSTLARI O’NU ANLATTI

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şimşek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.