Kuyucaklı Yusuf

Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin 1937 yılında kaleme aldığı ve yayımladığı ilk romanıdır. Romanın baş kahramanı olan Yusuf, Türk edebiyatının en romantik karakterlerinden birisi olarak kabul edilir.

Alaattin Karaca'ya göre; “Diğer eserlerinde genel olarak toplumsal gerçekçi edebiyat çizgisini sürdüren Sabahattin Ali, bu ilk romanında bu çizginin dışına çıkarak romantik edebiyata yakınlaşır. 20. yüzyıl başında Edremit’te romanın baş karakterleri olan Yusuf ile Muazzez'in aşkı etrafında gelişen eser, romantik felsefeden kaynaklanan zengin ve fakir, zalim ve mazlum, saf olanla yozlaşmış olan, doğal hayat ve yapay hayat, köy ve kent, medeniyet ve tabiat arasındaki karşıtlıklardan beslenir.

Bu evrensel temanın yanı sıra Anadolu kasabasındaki toplumsal, töresel yaşamı güçlü bir gözlemcilikle yansıtır. Romanda kasaba ve köy gerçekliği; bir bireyin iç dünyası, yalnızlığı ve değerleri üzerinden anlatılmaktadır. Kasaba hayatında eşraf ve bürokrasinin kurduğu adaletsiz düzene romanda geniş yer verilir ve bu düzen eleştirilir.

Romanın sonunda Yusuf'un kasabadaki eşraf ve bürokrat temsilcilerini öldürerek atını dağlara doğru sürmesi nedeniyle eser, Türk edebiyatındaki başkaldırı ve eşkıya romanlarının öncüsü kabul edilir. Yusuf karakteri, köyden kente çeşitli nedenlerle göç eden ve uyum sağlayamayan köylü tipinin de habercisidir. (…) Kuyucaklı Yusuf, Rousseau'nun isyan ve doğaya dönüş felsefesinden kaynaklanan başkaldırı temasını işleyen ilk roman Türk edebiyatında.”

Eserin konusu (wikipedi’den alıntıyla) şöyle; 1903 yılının yağmurlu bir sonbahar gecesinde Aydın ilinin Nazilli ilçesinin Kuyucak köyünde bir karı kocanın öldürülmesi olayını soruşturmaya giden Nazilli Kaymakamı Salahattin Bey, anne babası gözleri önünde katledilmiş olan 9 yaşındaki Yusuf'u, evlatlık olarak alıp evine götürür.

Salahattin Bey, kendisinden 15 yaş küçük olan Şahinde Hanım ile evlidir. Hem yaş farkı, hem de mizaç bakımından uyuşmazlık yaşadığı eşiyle zor yürüttüğü ilişkisi, Yusuf’u eve getirmesiyle daha da bozulur. Şahinde, kocasının eve getirdiği bu köylü çocuğunu sevmez ve benimsemez. Yusuf, evin küçük kızı Muazzez ile birlikte, karı koca arasındaki huzursuzluğun içinde büyür. Salahattin Bey'in, Yusuf’u eve getirişinden bir yıl sonra Edremit'e tayini atanır. Yusuf, evdeki karı koca kavgalarının getirdiği huzursuzluğa rağmen, Edremit’te mutlu bir çocukluk geçirir.

19 yaşına gelen Yusuf, bir bayram günü, kaymakamın kızı Muazzez'e kasaba eşrafından Hilmi Bey'in oğlu Şakir'in sataşması üzerine onunla kavga eder. Bu olay sonucu kasabanın en zengini olan fabrikatör Hilmi Bey’in gücü ile karşı karşıya gelir. Şakir, bayram yerindeki olaydan bir süre önce Kübra adında bir genç kıza tecavüz etmiştir.

Şakir, babası ve Hacı Ethem Bey’in tertibi ile Kübra ve annesini de kullanarak suçu Yusuf’a yüklemeye çalışır. Ancak Kübra’nın itirafı sonucu plan başarısız olur. Yusuf tarafından korunan Kübra ve annesi, kaymakamın zeytinliğinde çalışmaya başlar; bu durum Şakir’in Yusuf’a kinini arttırır.

İlk defa bir genç kıza gösterdiği ilgisi ters karşılanan Şakir, Yusuf’la kavgasından sonra Muazzez’le evlenmek ister. Babası Hilmi Bey, evliliğe kaymakamı ikna etmek için yeni bir plan yapar. Salahattin Bey’i hileli bir kumar oyununa dahil ederek borçlandırır. İmzalattığı senetler karşılığında Muazzez’i oğlu Şakir’e ister.

Şahinde Hanım, kızını Şakir ile evlendirme düşüncesini sevinçle karşılar fakat Selahattin Bey işi sürüncemede bırakır; Kübra’ya Şakir’in tecavüz ettiğini öğrenince, borcu ödeyip kızını Şakir’le evlenmekten kurtarmanın yollarını arar.

Yusuf, esnaf arkadaşı olan Ali’den para alarak kaymakamın borcunu kapatır ve karşılığında Muazzez’i onunla evlendirmeyi düşünür. Muazzez ise Yusuf’u sevdiği için Ali ile evlenmeye yanaşmaz. Yusuf, Ali’ye Muazzez’in onunla evlenmek istemediğini söyleyemeyip zeytinliğe kapanır. Şakir, evlilik hazırlıklarına başlayan Ali’yi, bir arkadaşlarının düğününde bütün kasabanın gözü önünde öldürür. Güçlüden yana olan kasaba halkı, el birliği ile bu cinayeti örtbas eder…

Birkaç alıntı;

“Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf’un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.”

"...ikincisi kendisini burada oldukça yabancı buluyordu. Buranın insanları çok şeyler biliyorlardı; kendisinin hiç bilmediği birtakım şeyler... Ve bu bilgiçlikleri her tavırlarından dökülüyordu. Bu yabani çocuğa evvela ehemmiyet vermediler; fakat asıl ve hakikaten ehemmiyet veımeyenin bu yabani çocuk olduğunu fark edince onunla alay etmek, kızdırmak istediler. (...).. fakat bir gün, kendisi hakkında yine manasını anlayamadığı bir şeyler söyleyen ve bu pek de Yusuf'un lehinde olmayan sözlerle etrafmdakileri güldüren Karabaşın Mehmet ismindeki bir çocuğa Yusuf birdenbire iki kuvvetli yumruk ekleştirdi, "

"Memleketi ası! idareleri altında bulunduran bu adamların karşısında bir hükümet memurunun ne kadar az kıymeti olabileceğini; bir kaymakamın, aşağı yukarı, kendisine itibar edilen, fakat işlerine engel olmaya başlayınca derhal tüydürülen bir kukla olduğunu..."

"... yerini bulamama'nın azabını bütün teferruatıyle duymakta idi. Bu his herhangi bir işsizliğin verdiği can sıkıntısı veya endişeye benzemiyor, insanı gözle görülür bir şekilde eziyor ve yavaş yavaş, hayatta lüzumsuz olduğu kanaatini uyandırıyordu.”

"Muazzez 'in yüzü yağlı yağlı parlıyordu. Saçları pösteki gibi dolaşmış ve yer yer terli yüzüne yapışmıştı. Burun delikleri genişlemiş gibi duruyor ve nefes aldıkça kanatları oynuyordu. Ağzı sırıtmaya başlayan bir şekilde yarı açıktı. Gözlerinin etrafı çürük ve yorgundu. Kaşları hafif çatılmıştı. Fakat Yusuf u asıl korkutan, bu çehrenin kirli sarıya benzeyen rengi idi. "

“Muhakeme uzun sürmedi. (,..) Çünkü başka türlü olmasına imkan yoktu. Bu böyle gelmiş, böyle gidiyor ve kasabanın başında bulunanların aklı bile, hürriyete ve onun getirdiği birkaç müsavat fikrine rağmen, Hilmi Beyin oğlunun sahiden hapsedilebileceğini kabul etmiyordu. Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Beyin oğlu adam öldürse bile, onlarla bir tutulamazdı”

Karaca’nın ifadesiyle; Romanda olaylar, başta bir kız nedeniyle başlayan, sonra Anadolu'da bir kasabada, toplumsal ve töresel güçlerle, bu güce boyun eğmeyen bir genç arasındaki çatışmadan çıkmıştır. Ancak temelde bu, doğal hayatla yapay hayat, masum, insanî ve adaletli olanla, kirli, hayvani ve zalim olan arasındaki çatışmadır.

Berna Moran, Kuyucaklı Yusuf'u başarılı bir roman olmasının ötesinde öncü bir yapıt olarak değerlendirir; “Tanzimat'tan 1950'lere kadarki Türk romanının ana sorunsalını Batılılaşma oluşturuyordu.

Yazarlarımız toplumsal yapının kendine yönelmiyor, mevcut düzeni sorgulamıyorlardı. Toplumsal yapıyı, ezilen halk ya da köylü sınıfının durumunu ele alan romanlar gerçi 1950’lerden sonra görülür, ama bunların ilk örneği 1937'de yayımlanan Kuyucaklı Yusuf'tur.

Ayrıca, romana Anadolu'yu da bu sorunsalla birlikte getirmiş olması Kuyucaklı Yusuf'u başka bir yönden daha öncü yapar. Bilindiği gibi Sabahattin Ali'den önce, İstanbul sınırlarını aşarak Anadolu'ya eğilmiş, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin gibi yazarlar vardı, ama Vurun Kahpeye, Yaban, Yeşil Gece gibi romanların sorunsalı Batılılaşmanın bir uzantısıdır, çünkü ideolojik bakımdan gerici-ilerici, yobaz-aydın çatışması üzerine kurulmuşlardır.

Kuyucaklı Yusuf'ta ise böyle bir sorun yok. Sabahattin Ali'nin gördüğü çatışma toplumsal yapıdan kaynaklanır; bir yanda bürokrasi ve eşraf vardır bir yanda da ezilen halk.”

Fethi Naci’nin eser hakkında yorumu şöyle; “Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf ’ta bir Anadolu kasabasını, bütün insani ve sosyal gerçekliğiyle verir: Soylu  insanlarıyla, bayağı insanlarıyla; sevgilerle, nefretlerle; umutla umuzsuzlukla… (…)

Okuduğum Türk romanları  içinde ayrıntıların en mükemmel, en ustaca kullanıldığı romanlardan biri. O pek önemsizmiş gibi görünen küçük küçük ayrıntılar romana tam bir somutluk kazandırıyor; romandaki dünya, çerçevesini kırıp dışarıya fırlıyor, sizin dünyanıza karışıyor.”

Arka kapak yazısı şöyle diyor; “Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikâyesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.”

Ali’nin sanata ilişkin görüşlerinden bir kısmı şöyle; “Ben hiçbir zaman sanalın amaçsız olduğuna inanmadım. Sanatın bir tek ve açık amacı vardır: İnsanları daha iyiye, daha doğruya, daha güzele yükseltmek ve insanlarda bu yükselme isteğini uyandırmak. (...)

Bireycilikten olabildiği kadar yaşama, çevreye dönmek, çevreden birçok şeyler almak ve çevreye birçok şeyler vererek yazmak gerekir. Bunun yapılabilmesinin birinci koşulu ise, yazana gerçekçi olmak izninin verilmesidir.”

Cevdet Kudret’in ifadesiyle “gözlemci gerçekçilik” yerine “eleştirel gerçekçilik” akımına öncülük eden Sabahattin Ali’nin tüm öykü ve romanlarını okumaya ve sizle paylaşmaya çalıştım. Bu kıymetli yazarı, düşüncelerini, yazdıklarını size bir miktar aktarmaya çalıştım. Tanınmaya, okunmaya değer kıymetli bir edebiyat insanımızı biraz daha yakından görelim istedim. Dilerim roman ve öykülerini okuma arzusu duymanıza birazcık vesile olabilmişimdir. İyi okumalar…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Latif Onur Uğur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.