İnsanları sevdim

  Düzce'nin sokaklarında dolaşıyorum bir sabah vakti. Güneş karşılıyor beni. Her sokağında bir anım var iyisiyle kötüsüyle. Sokakların dili olsa da konuşsa. Neler anlatırlar kim bilir? Ulaşılmaz uzaklıkta anıların her biri. Anılar da yaşlanır. Genç kalan hayallerdir yalnızca. Bir de insanın yaşlanmayan yüreği. Yaşlanmaz devrimin ateşini yüreklerinde taşıyanların yüreği.

   İnsanları sevdim. Asalak olanlarını değil. Nefret ettim kalleş olanlarından. Sevemedim başını kuma gömenleri. Saygıyla eğildim yüreklerinde devrim ateşi sönmeyenlerin önünde. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar yüreğim onlar için çarptı her zaman. Alev alev yandı yüreğim toprağa düştüklerinde. Kazıdım yüreğime adlarını hiç çıkmamacasına. Unutulmaz insanlık için toprağa kök salanların adları. Kök fidan olur. Fidan çiçek olur. Çiçeklerdir dünyayı güzelleştiren.

   Karıncaları sevdim. Çocukluktan beri yuvalarından girip çıkan ve harıl harıl çalışan karıncaları izlemeye doyamamışımdır. Gerçekten tembel midir Ağustos böcekleri La Fontaine'ın masalında anlattığı gibi. Karıncalar denilince işçiler gelir hep aklıma. Bir de işçileri çok seven Lenin. Lenin'in ölümünden sonra yoldaşı ve karısı Krupskaya onun hakkında şöyle diyordu: "Doğayı, baharda ormanları, dağ yollarını, gölleri, büyük kentlerin gürültüsünü, işçi kitlelerini, yoldaşları, hareketi, mücadeleyi, bütün çeşitliliğiyle yaşamı, eskisi gibi sevdi." Biz de seni çok sevdik bütün zamanların en büyük devrimcisi.

   Yaşamı sevdim. Beni üzdüğü zamanlar da oldu. İçime attım çoğu zaman yaşanan acıları. 6 Mayıs 1972'de doğdu Deniz. Siz bakmayın 6 Mayıs'ta öldü diyenlere. Ölümsüzdür devrimin meşalesini insanlığa taşıyan devrimciler. Yirmi üç yaşındaydı fırtına gibi devrimin önderi olarak tarih sahnesine çıktığı zaman. Deniz'di Bizim Deniz oldu adı sınıf mücadelesinin fırtınalı günlerinde. Seni biz çok sevdik Bizim Deniz. Canımızın bir parçası çocuklarımıza verdik adını, her seslendiğimizde onlara senin adın yaşasın diye.

   Papatyaları sevdim. Kıyamadım hiçbirini kökünden koparmaya. Bayıldım papatya tarlalarına. Çocuklar gibi koştum papatyaların arasında. Yorulunca toprağa uzandım sırt üstü. Batan güneşi izledim büyük bir coşkuyla. Sıradan bir er olarak tanımladım kendimi her zaman. "ve sıradan bir er olduğumuz halde bu kavgada/ boyun eğmiyorsak önünde koskoca bir ordunun/ doğruladığı için bizi yaşamın her dakikası." demişti Kemal Özer bir zamanlar bir şiirinde.

   Bir sabah vakti dolaşırken Düzce'nin sokaklarında eski günler geldi aklıma. Neden eski günlere özlem duyarız ki? Yaşlandığımız için mi yoksa? Dostlar, hiç ayrıcalık tanımadı yıllar.

   "Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir/ ben ayrılıkların/ kimi insan ezbere sayar yıldızların adını/ ben hasretlerin" der büyük usta Nâzım Hikmet. Memleket özlemi çıkmaz aklından bir an olsun 'mavi gözlü dev'in.

   Kelebekleri sevdim. Bayıldım helikopter gibi uçuşlarına. Teşbihte hata olmaz dostlar. İnsanları sevdim. Mert olanlarını kavgada. Yaşamı sevdim dostlar. Mücadele ettim. Daha güzeli olsun diye.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ulviye Dikmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.