Tanpınar’ın Şiirleri

Ahmet Hamdi Tanpınar, farklı türlerde vermiş olduğu eserler ile Türk edebiyatında müstesna bir yere sahiptir. Hikâyeci; denemeci, romancı, şair olması ve başta resim, müzik, mimarî olmak üzere birçok sahaya olan entelektüel merakı, eserlerinin içeriğini zenginleştirmiş, farklı yorumlarla analizine imkân tanımıştır.

Daha önce deneme, roman ve öykülerine ek olarak Bursa’da Zaman şiirini de burada okuduğumuz Ahmet Hamdi Tanpınar, Cumhuriyet sonrası edebiyatında kendine özgü şiirleriyle öne çıkmıştır. Şiirleri sade ve anlaşılır bir dil üzerine inşa edilmiştir. Hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi ve şiir türlerinde eserler vermiştir. Ama en önemli özelliği şairliğidir. Şiirlerindeki temel unsurlar; his, hayal ve musikidir. En çok işlediği konu zamandır. Şuuraltı da önemlidir.

Romanlarında genel olarak kültür ve medeniyet dünyasında yaşanan değişimlerin birey üzerindeki etkilerini millet merkezinde aidiyet duygusu etrafında ele alan Tanpınar, şiirlerinde daha evrensel bir tutum sergiler.

Ankara Üniversitesi, Açık Ders Dökümanları’ndan alıntı ile; Tanpınar, şiire her şeyden önce soyut bir açıdan yaklaşır. Onun şiirini somut önerilerle açıklamanın ve onu bir zemine oturtmanın pek imkanı yoktur. Çünkü Tanpınar, şiirlerinin derin ve mistik olmasını ister. Onun şiiri görünenin ötesinde, görünmeyen evrene doğru sürekli bir atılım halindedir.

Bu sebeple şiirin tarifi sürekli, “rüya”, “hayal”, “manevi hava” gibi kavramlarla ifade etmeye çalışır. Şiir tarifinin zorluğuna “bakir ve son derece saf şiir… İfadesi ve izahı kabil olmayan şeyler, yani düşüncenin imkansız bir enstantanesi” sözleriyle dikkat çeken Tanpınar, şiire oldukça soyut olan şöyle bir tanım getirir:

“Çocuğun ve hayvanın insanda tekrar canlanması, ilk çağlara dönüş, ruhun kablî bir mevcudiyete istihalesi, kendi müteharrik ve şuurlu varlığımda bir ağacın dalgın ve şuursuz sükunetini kurmak için duyduğum hasret, bütün tecrübe ve bilgilerimi terk ettiği bir anda ruhun kabuğundan çıkarılmış bir kaplumbağa ıztırabı ile eşyayı ve etrafını yoklaması, etimizin, kanımızın ve hasselerimizin aklın ve hatıranın istibdadından kısa kurtuluşlarındaki donuk parıltıları ki geceleyin gördüğümüz rüyanın kendisi değil, fakat onun şaşırtıcı sürati, yahut teşekkülü anında çok telkinkar bir musiki gibi ona refakat eden ve çok defa uyandığımız zaman içimizde bir keder, bir hayret, bir korku halinde bulduğumuz acaip ve isimsiz duygu vesaire…”

Birkaç alıntıya ne dersiniz?

Bir Gül Tazeliği

Bir gül tazeliği içinde her an

Fildişi köpükten ve parıltıdan

Mahmur, uğultulu yaz sabahları,

O üst üste rüya, cenup rüzgarı.

Ürkek dalgaların omuzlarında

Tül tül dağılanlar, sırrı havada

Bu cümbüş, bu bahar... Çılgın öpüşler

Mercan kadeleri gizli gülüşler...

 

Kaç akşam seyrettim bu sahilde ben

Bulutların solgun menekşesinden

Kaç güneş çırpındı kanlar içinde,

Yosun bahçelerin uzak vehminde;

Sesler erişilmez ufuklar gibi

İmkansız sularda tutuşan gemi,

Uçan güvercinler avucumuzdan

Ayrılmayan kader baş ucumuzdan.

 

Tanpınar her şeyden önce bir şairdir ve bütün hayatım verdiği şiir onun öteki eserlerini de kaplar ve onlara sanatlı bir parıltı hayallerle dolu derin çağrışımlar kazandırır. Tanpınar mistik olmamakla birlikte ezeli hakikat ve mutlak güzellik ebediyet ve mükemmeliyetti arayışı ile mistiklere yaklaşır. Ona bir güzellik mistiği demek hiç de yanlış değildir. Şiirin sosyal amaca yöneltilmesini bütünüyle reddeden şair bunları nesirlerine bırakmıştır.

Her şey yerli yerinde

Her şey yerli yerinde; havuz başında servi

Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan,

Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan,

Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi

Her şey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak,

Serpilen aydınlıkta dalların arasından

Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman

Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak.

 

Biliyorum gölgede senin uyuduğunu

Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin

Hazların âleminde yumulmuş kirpiklerin

Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu.

 

Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,

Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,

Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,

Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner.

 

Her şey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda

Azapta ruh gibi gıcırdıyor durmadan,

Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan

Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda.

 

Çalan’a göre; Tanpınar’ın özellikle şiirde tezini dile getirirken “kapalı âlemler” oluşturma gayretinde olması dikkat çeker. Nitekim, bir mektubunda şiirlerinin kapalı âlemler olması isteğinden söz eder. O, bu isteğin bir gereği olarak şiirde imge ve semboller ile anlamı olabildiğince belirsizleştirir.

(…) Onun Eşik şiiri üzerinde uzun yıllar boyu süren titiz çalışması, müşkülpesent tutumu, bu şiire atfettiği özel değer ile ilgilidir. Çalışmanın amacı; zaman, varlık, ölüm gibi olgular karşısında düşüncelerin dinî, mitolojik unsurlar, imge, sembol ve alegoriler ile dile getirildiği bu şiiri çözümlemektir. Böylece şiiri söylemekten ziyade susma işi olarak gören ve şiirin kapalı bir alem olmasını isteyen şairin düşüncelerine tanık olmak mümkün olabilir. Eşik şiirinin başlangıç kısmından;

Eşik

Bu yekpare akış, durgun, derinden...

Her aynada yalnız kendi görünen

Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın

Kendi cevherinde mahpus bir ânın

Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak

 

“Bir uykudan bana tekrar dönenler,

İçimde, dışımda hep aynı çember!

Bin elmas parıltı oyun ve halka

Küçük ve hiç değişmez dalgalarla

Bende bana meçhul akşamlar yoklar!

Gülen ve gömülen gölge ufuklar

Acayip davetlerin rüzgârında

Her lâhza yine kendi sularında!...

 

Uzakta, aya çok yakın bir yerde,

Çılgın ve muhteşem harabelerde,

Büyük sükûtların fırtınası var.

Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,

Çok genç uçuşunda ve hangi haşin

Yıldıza gülerek çarptığı için

Alnında bir siyah nokta geceden

Kovulanlar ışık bahçelerinden,

Bütün ayrılıklar hepsi orada

Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.

 

Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü

Göğsünde kanayan bir zaman gülü

Mahzun bakışlarla dinler derinde

Olup olmamanın eşiklerinde.

Garip telaşını, binlerce fecrin

Ocağında nezir güvercinlerin

Aynı ders notlarına göre; “Zihnin bazı imkansız vuzuh anları uyanık halde görülen bir rüyadan başka bir şey değildir”(2005:34) diyen Tanpınar, Valery’nin “rüyalarını yazmak isteyen insan uyanık halde olmalıdır” sözünden hareketle rüyayı uyanık halde görüp, onun yazıya dökmek ister. Böylece şiir, Tanpınar için uyanık halde görülen rüyaların yazıya geçmiş halidir.

Bu sebeple Tanpınar’da şiir estetiğinin temelini rüya teşkil etmiş olur. (…) Tanpınar, şiirinin bir duyguyu, bir düşünceyi ruh haliyle verme sanatı olduğun söyler. Bunu yaparken de mükemmeliyeti yakalamak gerektiğine inanır. Bunun için şiir lisanının alelade konuşma ve nesir lisanından ayrı olması gibi büyük ve esaslı bir hakikat mevcuttur. romanlarına, hikayelerine, denemelerine baktığımızda görülen hassasiyetler, hep o şair ruhun belirtileridir. Hemen hemen bütün eserlerinde şiirsel duyguyu ve atmosferi hissettiren Tanpınar, şiir türü ve onun bütün unsurları hakkında geniş, derin ve çok yerinde tespitler sunmuştur.”

Valery, Rimbaud, Ahet Haşim, Yahya Kemal gibi altlıkları yeterince okumuş olmama rağmen Tanpınar’ın şiirleri yoğun bir dikkat ve özen gerektirdi benim için. Yeterli kavrayışa ulaşabilmek için bazı şiirlerinin analizlerini de okudum. Tüm Tanpınar eserleri gibi şiirlerini de tekrar tekrar okumak ihtiyacı duyduğumu belirtmek isterim. Her dikkatli okuyuşta daha alt katmanlarda buluyorum kendimi. Okumalarla, şiirle, Tanpınar’la dolu günler diliyorum efendim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Latif Onur Uğur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.