Suat'ın Mektubu

Tanpınar’ın Huzur isimli kitabı hakkında daha önce konuşmuştuk. Mahur Beste ve Sahnenin Dışındakiler’in ardından nehir anlatının son eseriydi. Kitabın üçüncü bölümüne de ismini veren Suat, Nuran ve Mümtaz’ın evlenecekleri gün, onların evinde bir mektup bırakarak kendini asıp intihar eder. Huzur anlatısının içinde bu mektup farklı yerlerde geçmekte ve içinden bazı kısımları okuyucu ile paylaşılmaktadır.

Fakat Tanpınar, bununla yetinmeyip Huzur’un yayınlanmasından sonra bu mektubun tamamını kaleme almaya girişmiştir. Nehir üçlemenin daha iyi anlaşılması ve daha doğru değerlendirilebilmesi adına Dergah Yayınları (Tanpınar’ın diğer eserleri gibi) bu mektup çalışmasını da düzenleyip 2018 yılında biz okurlarla buluşturmuş. Ben de sıcağı sıcağına Huzur’un ardından bu mektubu okudum ve sizlerle paylaşmak istedim. Üçlemenin fazlasını da bilelim istedim.

Suat intihar etmeden önce bir mektup yazmıştır. Mümtaz sürekli bu mektubu okur. “Hepimiz hissîyiz. Ben de İhsan da Suat da… Onun için hiçbir şey yapamadık! Bizde insanı çürüten bir taraf var!" diyen Mümtaz kendisi gibi Suat’ın da zayıf, hissî ve müdafaasız olduğunu düşünür.

Yılmazın ifadeleriyle; Huzur romanı hakkında yazı yazan eleştirmenlerin birçoğu Suat’ın intiharını “taklit intihar” olarak görmüşlerdir. Fethi Naci, Suat’ın intiharını “çeviri intihar” olarak niteler ve Suat’ın intiharıyla Dostoyevski’nin Cinler romanının kahramanı Stavrogin’in intiharı arasında bağ kurar. Fethi Naci’nin ortaya koyduğu bu benzerliğe ek olarak Berna Moran, Aldous Huxley’nin Ses Sese Karşı romanında geçen intihar sahnesiyle Huzur’daki intihar sahnesi arasındaki benzerliğine de değinir.

Ses Sese Karşı romanının kahramanları da Huzur’un kahramanları gibi hangi değerlere bağlanacaklarını şaşıran, umutsuz ve huzursuz aydınlardır. Ses Sese Karşı romanının başkahramanı Spandrel ölüme giderken Beethoven’in La Mineur Dörtlüsü’nü dinlerken Suat da ölmeden önce Beethoven’in keman konçertosunu dinlemiştir. Nuranların evinde dinlediği Ferahfezâ ayininden zevk alamayan Suat hayata veda ederken klasik Batı müziği dinlemiştir. Beethoven’in müziği Huzur romanında bir leit-motif olarak da karşımıza çıkar.

Romanın dördüncü bölümünde Mümtaz’ın İhsan için çağırmaya gittiği doktorun evinde de aynı müzik çalmaktadır. (…) Suat’ın intiharının dünya edebiyatındaki örneklerin bir taklidi olarak görülmesinin sebebi Suat’ın inandırıcı bir karakter olamayışıdır. Tanpınar roman kurgusu içinde Suat’a gerektiği kadar önem vermemiştir. “Canlı olan her şeye düşman olan” Suat, bir gölge gibi aralarından geçerek Mümtaz ile Nuran’ın hayatını değiştirmiştir. Tanpınar Suat’ı daha çok Mümtaz’ın kişiliğini tanımamıza yarayan bir araç gibi görmüştür.

Romanın tamamına hâkim olan ölüm düşüncesi, küçüklüğünden beri Mümtaz’ın hayatını mahveden bir olgu olmuştur. Tam bir mutluluk yaşayamayan, mutluluğunun acılarla bölüneceğini düşünen Mümtaz’ın Nuran’la yakaladığını düşündüğü mutluluk yine ölüm olgusuyla yok olur. Mümtaz’ın huzuru yakalayamayacağını romanın başından beri okura hissettiren Tanpınar, Suat’ın intiharını Mümtaz’ın hayatında meydana gelen değişimi göstermek için kurgulamıştır

Yılmaz’a göre; İzlenimci bir bakış açısıyla yaklaşılırsa Huzur romanının sonu farklı okumalar yapmaya elverişlidir. Mümtaz romanın başından beri aradığı “iç nizamı” sonunda bulmuş mudur? Bu soruya okurlar ve araştırmacılar farklı yanıtlar verebilir. Örneğin Huzur romanındaki karakterleri aydın tipi çerçevesinde inceleyen Sevim Kantarcıoğlu’na göre Huzur romanı, Mümtaz’ın “ruhî büyüme sürecini” anlatır ve romanın sonunda Nuran’dan ayrılan Mümtaz kendi yolunu bularak -Tanpınar’ın ifadesiyle- “tamlığa” ulaşır.

Bu iyimser yoruma göre Nuran’ın aşkı, her şeyi idealize eden Mümtaz’ın gözlerinin açılmasına ve gerçek hayatı tanımasına yardımcı olan bir araçtır. Kantarcıoğlu’na yakın bir görüşle romanı değerlendiren Mehmet Can Doğan ise Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ı ile Huzur romanı arasında bağ kurar ve romanın sonunda Mümtaz’ın bir iç aydınlanma yaşadığını söyler. Doğan, Nuran ile Mümtaz’ın ayrılmalarına sebep olan Suat’ı Hüsn ile Aşk’ın bir araya gelmelerini engelleyen Hayret’e benzetir. Fethi Naci başta olmak üzere pek çok eleştirmen ise bu değerlendirmelerin aksine romanın sonunda Mümtaz’ın çıldırdığını söyler.

Eserin sonunda kendinden geçmiş bir şekilde merdivene yığılıp kalan Mümtaz, “Huzuru Nuran’da değil, içimde aramalıyım. Bu da ancak ferâgatle olur.” demiştir; ancak henüz “tamlığa” ulaşamamış, istediği olgunluğa erişememiştir. Huzur'un yayımlanmasından sonra kendisiyle yapılan bir röportajda Tanpınar, önce Suat’ın intihar mektubuyla ilgili küçük bir eser neşretmek istediğini, ardından da Mümtaz’la ilgili bir roman yazacağını ifade etmiştir. Tanpınar’a göre Mümtaz’ın hikâyesi henüz bitmemiştir. Öyleyse romanın sonunda Mümtaz’ın huzura kavuştuğunu söylemek yanlış bir yargı olacaktır. Mümtaz'ın ve içinde bulunduğu neslin okuyan, düşünen ve sorgulayan gençlerinin bunalımları ve huzursuzlukları henüz sona ermemiştir.

Tanpınar, Huzur’u yayımladıktan sonra yaptığı bir söyleşide kendisine yöneltilen, “Huzur devam edecek diyordunuz?” sorusuna “Edecek, tabii edecek. Mümtaz ölmemiştir. Hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor” cevabını verir ve şunu ekler: “Fakat daha evvel Huzur’un öbür kısmını neşredeceğim, yani Suat’ın Mektubu’nu. Küçük bir eser, okuyucu orada Mümtaz’ın meselelerini daha başka bir planda görecektir.”

Tanpınar’ın bu niyetini kuvveden fiile çıkardığını İÜ Türkiyat Enstitüsü’nde bulunan arşivindeki sayfalar göstermektedir. Bu sayfalar, eksik de olsa Tanpınar’ın “küçük bir eser” olacak dediği mektup üzerinde ciddi bir emek harcadığını göstermektedir. Sayfaların büyük bir kısmı daktilo edilmiş, bunların her biri daha sonra eski yazıyla bol miktarda çıkmalar ve eklemelerle epeyce değiştirilmiştir. Daktilo edilmesi, kalemle yazmayı tercih ettiğini bildiğimiz Tanpınar’ın metni en azından bir defa elinden çıkardığını, daha sonra üzerinde yeniden çalışmaya başladığını gösteriyor.

Suat’ın Mektubu; Huzur romanının karakterlerinden Suat’ın, arkasında Mümtaz’a hitaben yazdığı bir mektup bırakarak intihar etmesini işler. Huzur’da bir paragrafı yer alan bu mektupta Suat açısından Mümtaz’ın anlatılması ve Suat’ın kendi içine dönerek kendisini açıklaması ilgi çekicidir. Bu yarım kalan eserin kitaplaştırılmasının tercih nedeni de Huzur romanıyla olan bu doğrudan ilişkisi.

İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde bulunan Tanpınar Arşivi, Prof. Dr. Handan İnci’nin çabalarıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve İÜ Türkiyat Enstitüsü’nün işbirliğiyle dijitalleştirilmiştir. MSGSÜ bünyesinde kurulan “Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Araştırmaları ve Uygulama Merkezi” tarafından arşiv üzerinde çalışmalar devam ettirilmektedir. Suat’ın Mektubu, bu çalışmaların ilk ürünüdür.

Suat’ın Mektubu’nu kitapta üç farklı şekilde göreceksiniz. Birinci bölümde, Tanpınar’ın üzerini çizdiği kelime ve satırlar metinden çıkarılmış, gerekli yerlerde sayfaları birbirine bağlayacak kısa notlar konulmuştur. Bu şekilde yazarın metnine sadık kalınarak bir kurgulamaya gidilmiştir. İkinci bölümde ise aynı sıralamaya bağlı kalmakla birlikte bu defa hiçbir ayıklama yapılmamış, üstü çizili bütün kelimeler ve iptal edilmiş paragraflar olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Bu bölümde ayrıca arşivdeki sayfaların görsellerine de yer verilmiştir.

Kundakçı’ya göre mektupta; Suat, vapuru kaçıran kıza, otelde kalması tavsiyesini vererek kendine bedel yaratmayan faydaya yönelse de hemen ardından bedeli kendisi için yükselten şu cümleleri kurar: "... sakın para için endişe etmeyin..." (s. 91) Kızın, şen bir edimsöz olan "Teşekkür ederim." ile cevaplandırdığı bu teklifin ardından Suat'ın sarf ettiği şu sözler, cömertlik ilkesinin her iki alt ilkesine birden uygundur yani diğeri için faydayı artırırken kendi için bedeli yükseltmektedir: "O halde, dedim, tek bir çareniz var, o da benimle beraber gelip bizim evde kalmak." (s. 93) Suat, Kız'ın uzlaşmayı en üst seviyeye çıkarmaya yönelik ve kendini beğenmemeyi en üst seviyeye çıkarmaya yönelik sözlerine, bir iltifat ile cevap vererek karşısındakinin yüzünü korumaya çalışır.

Fakat Kız'ın kendisine yönelttiği beğenmemeyi de örtük biçimde kabul etmiştir: "Üstünüze ehemmiyet vermeyin; başınız herkesi kıskandıracak kadar güzel, dedim." (s. 95) Sonrasında Suat, niyetleri doğrultusunda, sözlerle dünyayı eşitleme çabası olarak değerlendirilebilecek ısrar ifadeleri kullanır. Kız'a dair niyet değiştirici gerçeği öğrenene kadar ısrarcı tutumunu ileri-geri yaparak sürdürür.

Suat'ın içki içme teklifini reddeden Kız'a Suat'ın ısrar etmesi bağlamında gelişen diyalog nezaket ilkelerinin kullanışına dair aydınlatıcı bir örnek ortaya çıkarır. Bu bölümde Suat uzlaşmazlığı yükseltmesine karşın Kız, uzlaşmayı artıran ifadeler kullanır. Suat tekrar aynı şeyi yapar ancak Kız -o anda Suat'ın bilmediği bir sebepten- mahzunlaşır ve uzlaşmazlığı yükseltir. Bunun üzerine Suat "müsaade" isteyerek uzlaşmayı artırır ve karşılığında kızın uzlaşmazlığı en aza indirdiği görülür:

"(S) -Ama nasıl olur?

(K) -Öyle işte... İsterseniz siz de içmeyin, yani bu akşam böyle olsun diyorum.

Zaten ben hiç içki içmedim.

(S) -İyi ya bu akşam başlamış olursunuz...

Yüzü birden bire mahzunlaştı.

(K) -Bu akşam sırası değil; çok yorgunum!

Ferda Atlı’nın ifadeleri ile; Tanpınar’ın kullanmayı çok sevdiği rüya motifi Suat’ın görmüş olduğu rüyalarla metni süslemiştir. Suat, mektup süresince oldukça samimi bir üslupla Mümtaz’ın evine gizlice girişini, intiharının sebeplerini anlatmıştır. Huzur’da Nuran’a âşık olduğu düşüncesi yaratılan Suat, bu mektubunda Nuran için “sevmesem bile düşüncesine alışık olduğum bir kadın” ibaresini kullanmakta ve ona karşı hislerinin alışkanlıktan ibaret olduğunu belirtmektedir.

Suat’ın Boğaz vapurunda tanışıp Mümtaz’ın evine getirdiği kız, mektubun en önemli kahramanıdır. Suat, bu kızın hayata bakışı karşısında alt üst olmuş, yitirmiş olduğu iyilik-kötülük dengesini sorgulamaya başlamıştır. Metin süresince yaşanan bu olaylarla birlikte Suat’ın hem kendi ruh hâlini çözümlemeye çalıştığı hem de İhsan, Nuran ve Mümtaz’ın hatta eşi Afife’nin hayatlarını ve karakterlerini kısacası insanı kendi penceresinden aktardığı görülmektedir.

“Her şeyimiz insanla. Varlığımızı yalnız onun üzerinde deneyebiliyor, onunla kendimizi idrak ediyor, onda kendimizi tadıyor, onunla genişliyoruz. Bütün ihtiraslarımız, zaferlerimiz, açlıklarımız, kinlerimiz…” cümleleriyle insanın insanla olan münasebetini irdeleyen Suat’la karşılaşılır. Ayrıca Suat, “inanç-inançsızlık”, “Allah’a inanmak”, “kader” kavramlarına değinir. Önce hayatı boyunca yaşadığı hayvani zevklerle süslü münasebetleri hatırlar, sonra onu adeta ilahi aşka sevk eden genç kızın hâlini düşünür ve sonunda Allah’a ne kadar muhtaç olduğunun farkına varır: “ Evet o gün akşama kadar senin divanın bir köşesinde tam onun ayaklarını uzattığı yerde oturdum ve Allah’ı aradım. Ona ne kadar muhtaçtım!...” .

Suat’ın mektubunun son satırları kader kavramının sorgulanmasıyla biter. Suat, kendi ruhuna açılan kapıda adeta “anahtar” vazifesi gören genç kızla karşılaşmış olmasa karısıyla barışıp hayatına geri döneceğini fakat bu karşılaşmanın ona intihar kararını aldırdığını, Mümtaz’ın kendisini anlamasını istediğini Tanpınar’ın eşsiz cümleleriyle Mümtaz’a yazmaktadır.

Suat, adeta Nuran’dan çaldığı anahtarı kendi rızasıyla eve gelen genç kızda bulmuştur. Bütün bu olayların anlatımının ardından Suat, bu iç döküşle rahatlamış ve Mümtaz’la vedalaşarak mektubunu noktalamıştır. (…) Suat’ın Mektubu, Türk edebiyatına Tanpınar ve Huzur ile ilgili yeni bir bakış açısı kazandırması bakımından oldukça kıymetlidir.

Suat’ın Mektubu şüphesiz ki Tanpınar’ın nihai olarak tamamladığı bir eser değildir; ama Huzur da aslında nihai bir sonla noktalanmış değildir. Kıymetli okurlarım, maalesef devamı gelmeyen Huzur için bu mektup, aydınlatıcı bir ek görevini görüyor. Hani bazı tablolarda resmin bir kısmı iç çerçeve sınırlarını aşarak daha geniş bir görüş açısı sunar, bu mektup da benzer vazife görüyor. Okumanız kazanımınıza ve bakış açınızı genişletmenize faydalı olacaktır. Tanpınar’ın her metni okunmaya, üzerinde düşünmeye değer…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Doç. Dr. Latif Onur Uğur - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.