Haçiko ya da sevginin ölümsüzlüğü

 Sevgili okur, mutlaka duymuşsundur Haçiko'nin öyküsünü. Bu yazıda sana bilmeyeceğin bir şey anlatmayacağım. Ama bu yazıda seninle birlikte bir köpeğin sonsuz sevgisini paylaşacağım. Eros öldürülmeseydi eğer bu yazıyı yazmayacaktım. Çünkü Haçiko'nin yaşamı beni çok sarsmıştı. Cesaretim yoktu onu anlatmaya. Ama Eros'un bir katil tarafından tekmelenerek öldürülmesinden sonra kendimi toparladım. Haçiko'nin öyküsünü yazmaya karar verdim. Bu satırları yazarken sevgili okur, çok zorlandım. Çünkü bu satırları gözyaşlarımla birlikte yazdım. Her sözcük, her tümce, her satır gözyaşlarımla ıslandı. Ne zaman Haçiko'nin yaşam öyküsü aklıma gelse, bir türlü sözüm geçmiyor gözyaşlarıma. Umarım yazdıklarımı anlayışla karşılarsın. Çünkü sevgi paylaşıldıkça güzeldir.

*

   1924 yılı. Japonya. Tokyo. Profesör Hidesaburo Veno'nun yolu bir gün yavru bir köpekle kesişir. Profesör yavru köpeği sahiplenir. İçli dışlı olur köpekle. İçtikleri su ayrı gitmez. Baba ile oğul bütünleşirler adeta. Haçiko'nin varlığı babasına mutluluk veriyordu. Haçiko ise onunla birlikte mutluluğu paylaşıyordu. Zaman içinde Haçiko üniversiteye trenle giden babasını her sabah istasyona kadar geçirmeye başlar. Daha sonra evine döner; akşamları da babasını istasyonun önünde karşılar. Akıllı köpek babasının eve döneceği saati hesaplayabiliyordu. Baba ile oğulun mutlulukları iki yıla yakın sürdü. Ne kadar kısa değil mi? Ancak profesör bir gün üniversitede kalp krizi geçirir. Ne yazık ki, kurtarılamaz.

*

   Haçiko babasının öldüğünü hiçbir zaman anlayamadı. Bundan ötürü ölene kadar bekledi babasını. Beni etkileyen de bu oldu. Dile kolay. Tam dokuz yıl! Hiç yılmadan usanmadan bir gün babasının geleceğini düşünerek bekledi.  İstasyonun önünü yuva yaptı kendine. Dili yok ki, derdini anlatsın. İçini döksün. Üzüntüsünü paylaşsın. Hep içine attı babasının özlemini. Nasılsa bir gün çıkıp gelecekti babası istasyonun kapısından. Sabırlıydı. Beklerdi. Oysa bilmiyordu. Babası çıkmayacaktı istasyonun kapısından hiçbir zaman. Ölüm diye bir şey vardı. O nereden bilsin küçücük yüreğiyle ölümü?

*

   1923 yılında doğan Haçiko, 8 Mart 1935 yılında, istasyonun kapısının önünde babasını beklerken ve ona kavuşamadan öldü. Nasıl bir sevgi bu? Son dokuz yılı babasının geleceğini bekleyerek geçen özlemle dolup taşan bir yaşam. Haçiko'nin sevgisi sözcüklere sığmıyor, taşıyor. Çaresizliği insanı derinden sarsıyor.

*

   Tokyo halkı Haçiko'yi istasyonun kapısının önünde öldüğü gün yalnız bırakmadı. Ona sahip çıktı. İnsanlar, bir köpeğin babasına olan sevgisine duydukları hayranlığı, naaşının önünde saygı duruşunda bulunarak yerine getiriyorlardı. Ölümünden bir süre sonra istasyonun önüne Haçiko'nin heykeli dikiliyordu. Çünkü Haçiko sevginin, sadakatin, sabrın simgesi olmuştu.

*

   Sevgili okur, Haçiko'nin sevgisinin sıcaklığı yılları aştı, günümüze kadar ulaştı. Ben de sana yazdım. Bir insanla bir köpek arasında kurulan ilişkinin güzelliğini satırlara dökmek için yazdım. Bir insanla bir köpek arasında doğan sevginin ölümsüzlüğünü satırlara dökmek için yazdım. Bir de sevgili okur, unutulmasın diye yazdım. Çünkü Haçiko geçmişten günümüze küçücük yüreğinde taşıdığı sevginin sıcaklığını ulaştırıyor bize.

   Bu sevginin tüm insanların yüreğine taşınması dileğimle....

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ulviye Dikmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.