Bir öğretmenden çok fazlası

Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprakbabası Kazım öğretmeni Damla’ya anlattı

Bir öğretmenden çok fazlası

BİR ÖĞRETMENDEN ÇOK FAZLASI

31 yıl önce bugün (15 Ocak 1993)  sabaha karşı geçirdiği kalp krizinin ardından 62 yaşında hayata veda eden Kazım Yeşilyaprak Düzce ve Düzce’nin eğitim hayatı için büyük büyük bir kayıp olmuştu. Kazım Bey ‘kısa yaşamı’na ‘dev işleri’ sığdırabilmiş bir kimlik olarak Düzce eğitim tarihine adını yazdırmış bir kimlikti. Peki Kazım Bey kimdi? Hangi şartlarda yetişti? Düzce’de hangi kalıcı izlere imza atmıştı? 
Ölümünün 31. yıldönümünde Kazım Bey’i kızı Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak’tan dinledik.
İşte nehir söyleşimizin ilk bölümü…

30'lu yıllarda Yığılca'nın, okulu olmayan köyü Gelenüz'de doğan bir çocuk... Yokluk yılları... Ancak 9 yaşında iken doğduğu köye 5 kilometre uzaklıkta bulunan Kırık Köyü'nde ilkokula başlıyor. Her gün yürüyerek gidip geliyor ve okulu 5 yılda bitiriyor! Bu kişi babanız Kazım Yeşilyaprak'tan başkası değil. Bir parça sizin alanınıza girerek sormak isterim; Kazım Bey'in bu okuma azmini nereye bağlayacağız? Kalıtsal faktörler mi; çevresel dinamikler mi? Yaratılış, fıtrat veya natura mı?

Bir öğretmenden çok fazlası


Evet, babam 1931 doğumlu, ilkokula ancak 9 yaşında başlıyor; yâni 1940 yılı.. O yıllarda genç bir Türkiye Cumhuriyeti var, Atatürk’ün çağdaşlaşma hedeflerini benimsemiş ve o yolda çaba harcayan… Köylerde okul yok, ancak merkez köylere ilkokul açılıyor ve çevre köylerden çocuklar orada toplanıyor. Babamın okuma azmini ben, o yıllarda Atatürk’ün yarattığı bir idealin, halkı tarafından benimsenmesine bağlıyorum. Yâni o yıllarda okumaya, eğitime ve uygarlığa yönelik olarak Atamızın yaktığı aydınlanma meşalesinin tüm Anadolu’ya yayılmasının etkili olduğunu düşünüyorum.

Bir öğretmenden çok fazlası



BÜYÜK BİR İDEALİZM VE BİTMEYEN ENERJİ

Babamın zor bir çocukluğu olmuş ancak annesi, köyün ileri gelen bir ailesine mensup, ‘Osman kızı’ diye köyde nam salmış bir kadın. Bence babaannem oğlunu okutmak istemiş olmalı; çünkü daha sonra dayısı da onun Arifiye Köy Enstitüsü’ne gitmesine vesile olmuş.. Demek ki babamın da böyle bir isteği ve azmi varmış ki tüm güçlüklere karşın okulunu bitirip, öğretmen olmuş..

Sadece sıradan bir öğretmen değil, bir öncü, bir lider olma özellikleri onu daha fazlasına motive etmiş. Babam kendisine sağlanan bu olanağı tüm çevresine sağlamak için çok çaba harcamış birisi. Sadece kendi ailesinin, akrabalarının değil; görev yaptığı her yerde çocukların okuması, iyi eğitim görmesi, halkın aydınlanması, iş ve meslek sahibi olması konusunda büyük bir idealistlikle ve bitmeyen bir enerji ile çalıştığını görüyoruz.

Yani sonuç olarak yaşam öyküsünde; hem kalıtımla getirdiklerimiz hem de o çevrede bize sağlanan olanaklar ile nasıl bir etkileşime girdiğimiz ortak bir paya sahiptir.

2017 yılında kaleme aldığınız "Düzce Eğitimine Hizmet Veren Bir Şahsiyet: Kazım Yeşilyaprak" başlıklı makalenizi bir solukta okuyup bitirdiğimde merhum babanız 'idealist bir Cumhuriyet öğretmeni imgesi' olarak canlandı gözümde. Arifiye Köy Enstitüsü mezunu olan Kazım Bey öğrencileri yetiştirmek gibi asli görevinin yanı sıra meslektaşlarını eğitmek gibi bir misyonu üstlenen bir kimlik. Bunun yanısıra topluma 'öncülük' ve bir anlamda 'babalık' yapan  kült bir şahsiyet olmuş. Peki, bir aile babası/reisi olarak nasıl biriydi Kazım Yeşilyaprak?

Bir öğretmenden çok fazlası

“BENİM KARİYERİM İÇİN ESİN KAYNAĞIYDI”

Babam, Gölyaka’da benim ilkokulu okuduğum okulun müdürü ve ilk üç sene benim sınıf öğretmenimdi. Okul müdürü olarak disiplinli ve çalışkan biri olduğu için öğrencilerden de aynı şeyi beklerdi. Bu yüzden, okulda öğrencisi olarak ondan biraz çekindiğimi anımsıyorum. Ancak bu yönüyle bana çalışma disiplini ve motivasyonu kazandırdığını düşünüyorum. Aile babası olarak asla görevlerini aksatmayan biriydi. Anneme ve bize karşı her zaman ilgili, özenli ve duyarlıydı. Bizim eğitimimize çok önem verirdi ve koşulları zorlardı bizim için. Demokratik bir yaklaşımı vardı, aileyle ilgili kararlarda hepimizin tek tek görüşünü alırdı, pek çok kararı birlikte verirdik.  Her akşam yemeğe babam gelmeden oturmazdık, öyle bir düzenimiz vardı. Hafta sonları ailece pikniğe gider, yaz tatillerini deniz kenarında geçirirdik. Gençliğimizde bize ‘arkadaşlık’ yapan bir babaydı; ablam ve ben onunla dans eder, oyunlar oynar, birlikte gezilere giderdik. Genç ruhlu bir insandı zaten; gençleri ve yenilikleri desteklerdi. Bu anlamda bizi de sosyal yönden aktif ve özgür ruhlu yetiştirdi.

DÜZCE’YE HİZMET ETMENİN MUTLULUĞU

Bir öğretmenden çok fazlası

Bize sorumluluk almayı ve başkaları için bir şeyler yapmanın doyumunu aşılamışlardır hem annem, hem de babam. Öyle ki babam, biz çocuklarına; Düzce’nin bir köyünde doğup Köy Enstitüsünde yetişerek doğup büyüdüğü Düzce’ye hizmet edebilmenin mutluluğunu yaşayarak yorulmadan yaptığı özverili çalışmalar ile model olmuştur. Onun, bir eğitimci olarak üstlendiği toplum kalkınması sorumluluğunu, başkalarını eğiterek ve memleketinin kalkınmasına hizmet ederek yerine getirmesi; benim kariyerim için önemli bir esin kaynağıdır.

Bir öğretmenden çok fazlası

GELECEK BÖLÜM: Kazım Bey’e neden ‘Düzce’nin Halit Kıvanç’ı’ denmişti?

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Şimşek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Düzce Damla Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Düzce Damla Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Düzce Damla Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.