• 10.02.2022 11:56

1952’de Bayburt’ta doğdum. 1960 yılında Muş’a amcamların yanına göç ettik. Onların yaşadığı köyde okula başladım. Mehmet Ali Budak adında bir öğretmenimiz vardı. Diğer sınıfların öğretmeni de İstanbulluydu. Onun bir fotoğraf makinesi vardı. Arada bir fotoğrafımızı çeker, aylar sonra getirir bize gösterirdi. O zaman benim de bir fotoğraf makinem olmalı dedim.

Köy yaşantımız 2 yıl sürdü ve şehre göç ettik. Atatürk İlkokulu’nda okula başladım. Babam okulun karşısında bakkal dükkanı açtı. Hemen bitişiğinde de şehirlerarası otogar vardı. 3 günde bir Erzurum’a sefer yapan Rizeli Mustafa dayı evi Erzurum’da olmasına rağmen daha önceden babam ile tanışıklıkları olduğu için Muş’a geldiğinde bizde kalırdı. Babamın iznini alıp onunla anlaşarak beraber Erzurum’a gittik. Amacım biriktirdiğim harçlıklarım ile bir fotoğraf makinesi almaktı. Mustafa dayıya bunu anlattım. Erzurum’a gittiğimizde elimden tutup beni Taç Mağazalar diye bir caddeye götürdü. Orada Demirhan Kardeşler diye bir dükkana girdik. Bütçeme uygun bir fotoğraf makinesi aldık.

Geri döndüğümüzde iki yıl kaldığımız köyümüzde çok sevdiğimiz bir Hatice halamız vardı. Hem amcamızı görmek hem de onun fotoğrafını çekmek için köye gittim. Amacıma ulaştım. Ahırdan çıkarken kucağında bebesi, elinde süt kovası, yanında ineği ile fotoğrafını çektim. Makine zaten 6 poz çekiyordu. İkisi çıktı, dördü yandı. En güzel çıkan fotoğrafta Hatice halamın fotoğrafıydı. Aylar sonra fotoğrafı kendisine verdim. Ardından 3 yıl sonra biz Düzce’ye göç ettik. Bizden sonra da amcamlar Bursa’ya göç ettiler. Fotoğraf çekme sevdam o gün başladı ama henüz bitmedi.

Aradan yıllar geçti, okul maceraları, askerlik, yurtdışı derken 2004 yılında amca oğlum beni aradı. ‘Ne zaman Bursa’ya geliyorsun’ dedi. Bende ‘Yarın oradayım’ dedim. Eve girdiğimizde telefona sarılıp birini aradı. ‘Görmek istediğiniz insan geldi’ dedi. 10 dakika geçmedi, kapıdan bir kadın girdi. Kucağında torunu, elinde çantası, yanında bir ineği yok. Adeta Hatice halamı görmüş gibi oldum. İçeri girer girmez bebeğini bırakıp boynuma sarıldı. Sakinleştiğinde çantasından o fotoğrafı çıkarttı. ‘Bu fotoğraf olmasaydı, ben annemi tanımayacaktım’ dedi. Annesi bebekken hastalıktan vefat etmiş. Babasını da küçük yaşta kaybetmiş. Ve 42 yıl önce bebekken çektiğim fotoğrafın sahibini 42 yıl sonra bir babaanne olarak karşıma çıktı.