• 29.01.2022 12:20

KAR, kimine göre felaket, bazılarına ise zevk-ü safa. Kimilerine çile, zahmet, kendini bilen çoğunluğa göre ise BEREKETtir.

Çocukluk yıllarımızda bilhassa orta halli aileler kış gelmeden kış hazırlığı olarak unu, şekeri çuvalla alırdı. Komşular birbirinden çayı, şekeri bardakla isterdi. Şimdilerde bunlar hikaye olduğu gibi bu hikayeleri de anlatacak insanlar kalmadı. Yaşamadığın bir şeyi ancak masal olarak anlatabilirsin. Çünkü inandırıcılığı kalmamıştı bu davranış ve de samimiyetin.

Paylaşım sayfalarında gezerken bir kaç paylaşım dikkatimi çekti. Bende onlara istinaden yorumlarımı paylaşayım dedim.

Bir arkadaşımız 1950 yılından buyana yağan en yoğun kar demiş: 1984 yılında 27 Aralık ile 1 Ocak arasında yağan kar Düzce'de kırkın üzerinde evin çatısının çökmesine sebep oldu, çatı temizlemeye çıkan 5 vatandaş çatıdan düştü, biri öldü. Yılbaşı gecesi İstanbul’dan gelen otobüsler Kışla girişinde kaldı. Yolcular Düzce'ye yürüme geldi.

Bir yönetici arkadaşımız ise İstanbul ile İstanbul'un bir mahallesi kadar olmayan Düzce'mizi mukayese etmiş. GÜLDÜM… Kalıcı konutlardan, Yığılca'dan, hatta Bolu Dağı’ndan da bir fotoğraf koysaydın ya demek geldi içimden.

Büyüklerimiz derki; BİR MUSİBET BİN NASİHATTEN EVLADIR.

Tabi ki o musibete karşı tedbirli olmamız, kolay önlem almamız açısından söylenmiştir bu söz.

Bir büyüğümüzde derki; Bulunduğunuz alanda bir musibetle karşılaşırsanız onu iyi değerlendirin ki tekrarında hemen önlem alasınız; ancak bu musibet sırasında KENDİLERİNE BİR PAYE ÇIKARANLAR ORTAYA ÇIKARSA, işte o zaman bu musibet FELAKETE dönüşür.

TABİKİ ANLAYANA.