• 15.01.2022 12:58

Çizmesi çok kolay ama uygulaması ise binlerce kat zor bir olgudur yol haritası oluşturmak maalesef.

Yönetime gelen herkes ilk iş olarak kendine bir yol haritası çizerek gelmiştir, giderken bakmışsınız ki çizdiği haritanın minyatürünü yapabilmiştir ancak. Onlarda kalıcı değil yüzeysel olmuştur.

Benim memleketimde yol haritası çizimleri 1947 yılında muhalefet lideri Sn. Celal BAYAR'ın Düzce'yi ziyareti ile başlar. Öneriler, vaatler, toplantılar ve sonunda tütün ve kereste bağlantımız olan Fransa’nın Leon şehriyle kardeş şehir oluruz. Belediye başkanımız Nuri İÇİNGİR ve kaymakamımız Fevzi TURGAY önderliğinde 1950 yılında Amerikan ilişkileri başlar ve oradan bir heyet gelir Düzce'ye. Dönemin milletvekili Kamil KAZOK ile buluşurlar. Kamil beyin şimdiki Fiskobirlik’in olduğu yerde ağaç kasa otobüs yapılan atölyesi vardır. Türkiye’nin en iyilerindeniz sanayide. En kaliteli tütün bizde yetişiyor. Hatta ipek börekçiliğinde Bursa’nın çok önündeyiz biz. O günlerden günümüze ulaşabilen iki dut ağacı vardır. Biri Bedrettin Maradit sokağının girişinde, diğeri eski Bağdat caddesinin bitimindedir. Kamil beyle buluşan Amerikan heyeti ona bir öneride bulunur “Düzce'de bu dokuyu 50 yıl muhafaza edebilirseniz dünyanın en zengin bölgesi olursunuz”

Bu dönemler bölgede fındık ekiciliği de popüler olmaya başlamış, öyle ilerlemiş ki devlet, millet işbirliğiyle ver oyu al yolu ,ver oyu al suyu derken, Düzce kısa zamanda Türkiye’nin en çok köyü olan ilçesi olmuş.

Tabi ki biz günübirlik kalkınmalarla avutulmuşuz yada bizi yönetenler kalkınmanın bundan ibaret olduğunu zannetmişler. Doğrudur yapılan her şey alkışlandığı için doğru kabul edilmiş. Düzce için en önemli yol haritası sayılan 1965 nazım pilanıdır.1968 yılında Belediye Başkanımız Süleyman KUYUMCU ve dönemin Başbakanı Süleyman DEMİREL tarafından uygulamaya konurken Sn. Demirel'in bir ifadesi vardır başkanımıza 'Abi buradan bakacağım ceza evini, bu tarafa bakacağım hastaneyi göreceğim' der ve uygulama başlar. Maalesef oda yarım kalır.

1980’li yılların başında yine Amerikan heyeti devrededir. Birçok ekim projeleri vardır. Hatta Çamköy’de ekimi yapılan buğday, Çilimli taşlıkta ekilen tütün ve de Paşakonağı’nda ekilen mısır dünya birincisi olurken, Bolu Dağı, Şifalısu ve Kışla bölgesinde ormanlar kesilir. Amerikan çamı dikilir. 5-6 yıl boyunca yılın belli günleri Bolu Dağı’ndan Kışla’ya kadar muavinler otobüslere rehberlik ederdi sisten. Ne var ki Amerikan Kelebeğiyle de o çamlarla tanıştı bölgemiz.

Buğday unutuldu, mısır miras kaldı hala ekiyoruz hayvan yemi olarak. Tütün ise yıllarca kimyasal destekli ekildi, toprak öldü oda çekip gitti.

90’lı yılların sonunda bölge için sağlıklı olmayan, sadece sahibine faydalı olan sanayi atılımları başladı ki depremle birlikte teşvikte alınca çıkar çevreleri yayılmacılıkta sınır tanımadılar. İl gelişme planı, kalkınma planı ve de il çevre planı bir yol haritası olmasına rağmen, yollar hep çıkar çevrelerine odaklanır oldu.

1999 depremi ve 2000 yılı il olmamız bizim yol haritamız için bir fırsattı ama bunu da değerlendiremedik... SANIRIM BASİRETİMİZ KAPANMIŞTI.

Her seçilen bir yol haritası çizdi. Memleket yap boz tahtasına döndü. Kameranın karşısına geçen hep komşu illerden daha iyi olacağız dedi. Yüzlerce bizi uçuracak denen projeler ürettik. Maalesef komşular uçtu biz yaya kaldık.

Bütün bunları anlayışla karşılayabilirim. Amma son yol haritası çizim sunum toplantısında anlatılanları anlayışla karşılamam çok zor. İktidar partisi il başkanımız çok önemli turizm değerimiz olan Sarıkaya mağarasına asfalt yapmakla övünürken, mağaranın üzerine taş ocağı ruhsatı verdiklerini unuttu. Bir diğer konuşması aynı bölgede oluşturulan bal ormanları ile övünürken ormanların ortasına ÇİMENTO fabrikası kurduğunu unuttu sanırım. En önemlisi ise Sn. Milletvekilimiz kürsüde eli cebinde, şehrin sorunlarını dile getirirken kendisinin üç dönemdir iktidar milletvekili olduğunu ve belediye seçimlerinde başkanlığı 25 encümenden 22 sinin 3 milletvekilinin kendilerinin olduğunu seçimleri ezici çoğunlukla kazanan iktidar partisinin milletvekili olduğunu unutmuş olması idi.

Eh ne yapalım buda kader mi diyelim. O ZAMAN KOLAY GELSİN DÜZCEM.