• 6.01.2022 10:49
  • (1)

Beşikten mezara kadar hiç ayrılmayan iki nesne, anlayana tabi ki.

Bilmek güzel şeydir. Bildiğini başkalarının da bilmesi için paylaşmak çok daha güzeldir. Bana göre tabi ki. Bilgiçlik taslamamak kaydıyla…

Konumuzun başlığı bir Japon araştırmacının kitabından alınmıştır. İnsan ve ağaç… Lise yıllarında okulumun (Haydarpaşa Erkek Lisesi – 1972) kütüphanesini düzenlerken hocam bana bir kitap uzattı. “Düzceli al bu kitabı oku. Sizi anlatıyor” dedi. Aldım okudum. Japon bilim adamı ağaç insan ilişkisini araştırmış ve yazmış. Kitap önce Fransızcaya, Osmanlıcıya, Osmanlıcamdan da 1936 yılında Türkçeye çevrilmiş. Günümüzü ilgilendirdiği için ilginç bölümlerini not almışım.

Dağda ağaç 800 – 1200 yıl, dağda insan 80 – 150 yıl, şehirde ağaç 400 – 600 yıl, şehirde insan 40 – 60 yıl, mezarlıkta ağaç 150 – 200 yıl, mezarlıkta insan ∞ yıl…

Ormanda, temiz havada özgürce yaşamak ömrü uzatıyor. Şehirde stresli, bol müdahaleli yaşam, ömrü yarıya indiriyor. Mezarlıkta ise ağacın kökleri her mezar kazılışında tahrip oluyor. Araştırmacı çalışmalarında özellikle insanların sadece yaşarken değil, ölünce de ağaçla ilişkilerini kesmediklerini ortaya koyuyor. İnsan, evinin bahçesinde olduğu gibi, mezarının başında, hatta mezarının taşında bile ağaç bulunduruyor.

Özellikle Türkler bir adı Selvi, diğer adım mezarlık ağacı olan bu ağacı her zaman dost edinmiş. Bununla ilgili kitapta çok ilginç bir ifade kullanılmış. “Dünyanın neresinde bir Selvi ağacı görürseniz, o ağacın altında mutlaka bir Türk mezarı vardır.” Kitabın sonunda kapak arkasında, kitap bağışlayıcısı Mehmet Emin Yurdakul’un (1869-1944) ‘Sakın Kesme’ şiiri yer almış.

Ey hemşehri! Sakın kesme,

Yaş ağaca balta uran el unmaz;

Na, kütükler!.. Nice yıldır,

Hiçbirine kervan gelmez, kuş konmaz;

Bunları kes, o baltanla

Bu çürümüş ağaçları yere ser.

 

Bak, sizin köy şu yemyeşil koruluğun gölgesinde ne güzel!..

Gönülleri açmadadır, yaprakların arasından esen yel.

Yazık, günah olmaz mı ki, çıplak kalsın bu zümrüt yurt, şirin yer?

Hem dünyada en birinci borç değil mi her kula,

Bir tohumu fidan yapmak, fidanı da bir orman?...

Eğer böyle olmasaydı, ne kalırdı oğula:

"Mirâsımı artır" diye öğüt veren atadan?...

Sakın kesme, her dalından bir güzel kuş ses versin;

Sakın kesme, gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin;

Sakın. kesme, şu sevimli köye kanad-kol gersin;

Sakın kesme, aziz vatan günden güne şenlensin!...

 

1976 yılında inşaat direği temin etmek için Bursa Pınarbaşı mezarlığına gitmiştik. Mezarlık Selvilerini yenileme ihalesini alan vatandaş, uzmanca bir şekilde ağaçları tek tek budayarak, mezarlara zarar vermeden, köklerini bile çıkarıp, yerine yeni Selvi fidanları dikti. Amacı tarihi dokuya zarar vermemekti. Neden bu ağaçları söktüğünü sorduğumuzda “Bu ağaçlar normalde 600 – 700 yıl yaşar. Ama her mezar kazışta kökleri zarar gördüğü için bu ağaçların ömrü 150 yılı geçmez” dedi. Buda bize bir ders oldu.

 

Buna benzer bir olayı 1986 yılında Düzce’nin sayılı kerestecilerinden Mustafa Özyılmaz ile yaşadık. Sohbet anında oğlu Süreyya bey geldi. Yalova’nın bir köyünden iki tane mezarlık kesim ihalesi aldığını söyledi. Mustafa amcanın yanında bulunan arkadaşı hem müdahale etti. “Mezarlık ağacından hayır gelmez” dedi. Biz bunun ‘günahtır’ anlamında algıladık. Halbuki iş öyle değilmiş. Kalktık grup olarak Yalova’ya gittik. Ağaçları yerinde gördük. Bir ağaç kesildi. Görünüşte 300 yaşında, sapasağlam bir meşe ağacı. Devrildiğinde ise içi boştu. Yanımızdaki amca çantasında bir kutu çıkarttı. İçerisinde bir delik zımbası, mikroskop camı ve mikroskop dürbünü vardı. Zımba ile ağaç kabuğundan bir parça aldı. Yine çantasından çıkarttığı göz damlasına benzer bir sıvıyı üzerine döktü. Dürbün ile baktı. Bize döndü ve “Bakın görün, bu ağaç 120 yaşında maalesef” dedi.

Nedeninin sorduğumuzda “her mezar kazılışında ağaç kökleri tahrip edildiği için ağaç kendisini besleyememiş” dedi. Dayanamadım sordum “Bey amcam bu bilgi nereden?”

Bana döndü ve gülerek “Evladım biz İstanbul Belediyesi’nin Sarıyer’deki Büyükdere Fidanlık Bahçıvanlık Okulunda yetiştik. Ben oradan emekli oldum. Oranın müdürü Düzceli Hamdi beydi. Yani 1965 yılında Belediye Başkanı Hidayet Gösterişli’nin önderliği ve İstanbul Belediyesi Fidanlık Araştırma Müdürü Hamdi beyin çalışmaları ile Maarif tarlasını ağaçlandıran kişiydi bu. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.”

Günümüz ağaç kesimlerine ve meydana gelen tahribatlara yada sirkülasyonlara bakıldığında bir türlü nokta koyamıyorum.