Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

Gökyüzüne bakmayı seviyorum

  • 15.08.2022 13:37

Toprak kokusu duymak bana ayrı bir keyif veriyor.

Son zamanlarda ise gökyüzüne bakıyorum. Bulutlar ve gökyüzü bana hayal gücüme katkı sağlıyor.

Son birkaç yıl yaşadığımız dünyaca olan sıkıntıdan dolayı biz insanlar iç dünyamıza kapandık ve hayata küsmüş haldeyiz. Bir virüs geldi dünyayı yönetmeye başladı. Yüzler kapandı, gözler perdelendi, umutlar tükendi ve nefesler kesildi. Dünya ise dönmeye devam etti.

İnsanlığın çok şey öğrendiği bu yüzyılın vedası korkunun ne olduğunu iliklerimize kadar işledi. Ölüm artık bana da sıra geldi sözüne döndü. Nedenini bilemediğimiz ama gizliden tahmin ettiğimiz ve hani susmak ve konuşmak zorunda olduğumuz bu zamanda yan etkisi olarak “z” kuşağın doğduğu bu dönemde ülkece hesaplar sormaya başladık. Önce kendimizden başladık hesap yapmaya. Sonra cepleri saymaya başladığımız döneme girdik.

Belki adını depresyon, belki de umutsuzluk belki de yaşayan ölü denir buna ya da hiçlik.

Dedim ya az evvel gökyüzüne sık bakar oldum bu zamanlarda. Ve hani sosyal âlemlerin dünya olduğu çağın ortasında iken bir yazı takılmıştı bir sosyal ağ gezintisinde. Peygamber efendimiz hazreti Muhammet (S.A..V) üzülünce gökyüzüne, sevinince toprağa bakarmış. Diye sözü okudum.

Gökyüzüne baktığımı ve sık sık baktığımı fark ettim. Ve söz dikkatimi çekince çevremdeki insanları gözlemlemeye koyuldum.

Başlar öne eğik, ağızlarda maske, gözler görünmekte. Ve mimikler görünememekte. Ama insanoğlunu anlatan gözlerdir. Bakışlar öyle derindir ki. Gerçeği ve sahtesini söyler bakışlar. Ve hiç birinin gökyüzüne baktığını görmedim.

Oysa ben baktığımda içimi huzur kaplıyor. Öyle umutsuz olmuş ki insanlar nasıl yaşadıklarını görmüyorlar.

Buluta baktınız mı hiç? Peki, bulutu dinlediniz mi hiç?

Akşam üzeri yolda yürürken ufuğa doğru bakar gibi bakıyordum. Ve güneşin batışı bulutlarla

harmanlanmıştı. Durup o manzarayı izlemeye koyuldum. O an dünya durmuştu sanki. Bulutlar yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Renkler karışmıştı. Çevreden geçen ne insan seslerini duymuştum. Ne de araçların gürültüsünü. Öyle durup seyrediyordum o manzarayı. Bir ara zamanın aleti elektronik cihazıyla resmini çekip bana anı kalsın istedim. Ve yavaş yavaş kafamı kaldırdım göğe doğru.

Öyle dalmış bir şekilde bakıyordum ki, beni izleyenlerin farkında değildim. Onlarda benim yönüme yönelmeye başlamışlardı. Ve sonra yoluma devam ettim.

O an ki düşüncelerim huzurdu. Göğü izlemek ve gözümün önündeki sahne sanki tiyatro sahnesiydi bulutların oynayışıyla. Oysa harika bir manzara tablosuydu. Kaç kişi acaba semaya bakıyordu ki. Bakıp görebiliyorlar mıydı? Hayatlarından bir an çıkıp onu izlemişler miydi? Bu sorularla içime hüzün çökmüştü. O an insanların, duygularını duyar gibi olmuştum.

Dünya dönüyor ve insanlar bu döngüde kaybolmuşlardı. Ne semaya bakıyorlardı ne başka bir şey yapıyorlardı. Oysa anlık hatta saliselik bir bakışla hayata bambaşka bakacaklardır.

Peki, nedir onları bu denli bakar kör eden?

Göğe bakın. Ve onu dinleyin? Hatta ona fısıldayın.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.