• 25.12.2021 12:13

İlk okulda iken Victor Hugo adlı Fransız yazarın Sefiller kitabını okumuştum.

İlk okulda iken Victor Hugo adlı Fransız yazarın Sefiller kitabını okumuştum. Okul her hafta bir kitap okuma ödevi vermekteydi. Ve okunduktan sonra kitap anlatılıyordu. O zamanlar o kitabı seçmiştim.

Kitabı Fransızca okumuştum çünkü o yıllarda yazarın ülkesinde yaşamaktaydım. Yıllar sonra lisede iken yine kitap okuma ödevi verilmişti ve ben hangi kitabı seçeyim derken gözüme Sefiller ilişmişti.

Ben o zamanlar kitabın ismini bilmiyordum. Çünkü başlığını Fransızca biliyordum. Kitabı okumaya başlayınca ve yazarın adını görünce ilgimi çekmişti. Kendi dilimde kitabı okumaya başlamıştım.

Öyle merakla okuyordum ki, okuduğum lisede yemekhane vardı ve öğlen yemeğim sırasında kitabı okumaya devam ediyordum. Sırada iken okulumun müdürü beni fark etmişti ve bana “aferin kızım” demişti.

Kitabı hızlı bir şekilde bitirmiştim. İyice anlamak için kitap kıyaslaması yapmıştım. Özetini çıkartıp öğretmenime sunmuştum. İyi bir not aldığımı hatırlıyorum. Yıllar sonra kitabın filmi çekilmişti. Merakla izlemiştim o zaman filmi ve kitap ile kitaptan uyarlanan film kıyaslaması yapmıştım. Çok farklar görmüştüm. Ama anlatılmak istenen anlatılmıştı. Gözlemlemeyi sevdiğimden filme bakıp tekrar kitabı alıp kıyaslama yapmıştım.

Kitap okuma alışkanlığım ilkokulumdan kalmıştı bana. Belki de zamanla kitap kurdu oldum. Gerçi son zamanlarda kitap okuyamıyor olsam da yakın tarihte Azra Kohen adlı yazarın “Aeden” adlı kitabını bitirdim. Okumakta zorlandığım kitaptı. Her neyse burada anlatmak istediğim nasıl kitap okuduğumuzdur.

İlk okulda okuduğum kitap yıllar sonra karşıma çevrilmiş halde çıkmıştı. Kitabın aslını okuyup sonradan çevrilmiş dilde okumak bana bambaşka dünyalar vermişti.

Günümüzde insanlarımızda kitap okuma alışkanlığı yok. Özellikle ülkemizde hiç yok. Dünyada da kitap okuma alışkanlığı azaldı. Gelişmiş ülkelerde insanların çoğu ellerindeki elektronik aletle ilgilendiğinden okumayı unuttu. Okuyan sayısı bellidir zannımca.

Okullarımızda okuma ödevleri verilmekte ancak okumayı sevmeyen internetten kitabın özetini bulup ödev olarak sunmakta. Oysa o kitapta anlatılmak istenen verilmekte öğrencilere. Ve üzülerek fark ettiğim konu ise kitap okuyanların okuduklarını anlamadıklarıdır.

Bir çok kişi klasikleri bilmez. Kemalettin Tuğcu adlı yazarımızın kitaplarını okumayan çok insan vardır. Kitabını okuyup yazarı merak etmeyen çok insan vardır. Ben kitaplarını okuduktan sonra yazarı araştırmıştım. Victor Hugo’nun ruhsal zekasına hayran olmuştum. Anlattığı hikayelerinde gerçekleri kendini katarak anlatması ve kurgulamış olduğu hikayelerde yarı hayal yarı gerçek dünya sunması..

Ve Kemalettin Tuğcu da böyle bir yazardır mesela. “Küçük Serseri” adlı kitabı okuyarak tanışmıştım Kemalettin Tuğcu yazar ile. Sonra birkaç kitabını da okumuştum. Ve ben o zamanlarda çocuk değildim. Yaşım ilerlemişti. Kitaplarını okudukça yazarı merak etmiştim. Ve araştırabildiklerimle hakkında bilgi edinmiştim.

Bir gün bir röportajına denk gelmiştim. Ona kitapları hakkında soru sorulmuştu ve verdiği cevap. “Ben kitaplarımı çocuklar için yazmadım” dı. Bu cevap o kadar ilgimi çekmişti ki kitaplarını tekrar okumaya başlamıştım. Onun gözüyle bakmaya çalıştım yazdıklarına.

Mükemmellik bulmuştum dram dolu yazılarında. Öyle içten yazmıştı ki.

Daha sonra Dede Korkut ile tanışmıştım. “Deli Dumrul”la başladı serüvenim. Ve her hikayeyi araştırıp okumuştum. Dedim ya zamanla kitap kurdu olmaya başlamıştım.

Her okuduğum kitap sonrası yazarları merak etmeye başladım. Zamanla günümüz yazarlarını okumaya başlamıştım. Bir dönem Amerikan Bestseller kitaplarını okudum. Ve hikayeden çok kitapların çevirisini yazanlar ilgimi çekmeye başlamıştı. Amerikan Bestsellerinle tanışma maceram Debbie Maccomber adlı yazar ile başlamıştı. Ve her zamanki gibi yazarları araştırmaya başladım. Çevirisini yapanlar hakkında bilgi alamamak beni üzmekteydi. Hala üzer aslında. Bir kitabı kendi diline çevirmek hiç kolay değildir.

Muhtemelen az da olsa saydığım kitapların isimlerini bilen insanlar yoktur. Öğrencilere Kemalettin Tuğcu’yu sorsam bilmezler. Ne üzücü durum. Belki de biliyorlardır.

Bir gün öğrencilerin olduğu ortamdayım ve kitap okumaktan bahsediyoruz. Çocuklarla ve gençlerle sohbet etmeyi severim ve onlar da katılırlar bana. Onlara kitap okumalarını ve bana özet anlatmalarını istemiştim. Hevesle okudukları kitapları anlatmaya başladılar. Fark ettim ki çocuklar okuduklarını anlamamışlar.

Kitap okumaktan çok okuduğunu anlamak önemli. Ben nasıl okuyorsun diye sorarım genelde. Kitap okumayı önerirken nasıl okuduğunu sorun ve anlamasını sağlayın derim genelde.

Kitabı nasıl okuduğumuz önemlidir. Bu Kuran-ı Kerim’i okumakla da aynıdır. Hani ilk Vahiy ‘Ikra’ yani ‘Oku” dur ya. İşte oku’nun anlamı nedir?

Okumak bilmektir. Bilmek için anlamak gerek. Ve hangi kitabı okursanız okuyun anlamalısınız.

Kitabı nasıl okuduğunuzu düşünün.

Ve okuyun.

Dijital kitapta olsa okuyun. Ve anlamaya çalışın.