• 11.12.2021 11:03

Gökyüzüne bakmayı seviyorum. Toprak kokusu duymak bana ayrı bir keyif veriyor.

Son zamanlarda ise gökyüzüne bakıyorum. Bulutlar ve gökyüzü bana hayal gücüme katkı sağlıyor.
Son birkaç yıl yaşadığımız dünyaca olan sıkıntıdan dolayı biz insanlar iç dünyamıza kapandık ve hayata
küsmüş haldeyiz. Bir virüs geldi dünyayı yönetmeye başladı. Yüzler kapandı, gözler perdelendi,
umutlar tükendi ve nefesler kesildi. Dünya ise dönmeye devam etti.
İnsanlığın çok şey öğrendiği bu yüzyılın vedası korkunun ne olduğunu iliklerimize kadar işledi. Ölüm
artık bana da sıra geldi sözüne döndü. Nedenini bilemediğimiz ama gizliden tahmin ettiğimiz ve hani
susmak ve konuşmak zorunda olduğumuz bu zamanda yan etkisi olarak “z” kuşağın doğduğu bu
dönemde ülkece hesaplar sormaya başladık. Önce kendimizden başladık hesap yapmaya. Sonra
cepleri saymaya başladığımız döneme girdik.
Belki adını depresyon, belki de umutsuzluk belki de yaşayan ölü denir buna ya da hiçlik.
Dedim ya az evvel gökyüzüne sık bakar oldum bu zamanlarda. Ve hani sosyal âlemlerin dünya olduğu
çağın ortasında iken bir yazı takılmıştı bir sosyal ağ gezintisinde. Peygamber efendimiz hazreti
Muhammet (S.A..V) üzülünce gökyüzüne, sevinince toprağa bakarmış. Diye sözü okudum.
Gökyüzüne baktığımı ve sık sık baktığımı fark ettim. Ve söz dikkatimi çekince çevremdeki insanları
gözlemlemeye koyuldum.
Başlar öne eğik, ağızlarda maske, gözler görünmekte. Ve mimikler görünememekte. Ama insanoğlunu
anlatan gözlerdir. Bakışlar öyle derindir ki. Gerçeği ve sahtesini söyler bakışlar. Ve hiç birinin
gökyüzüne baktığını görmedim.
Oysa ben baktığımda içimi huzur kaplıyor. Öyle umutsuz olmuş ki insanlar nasıl yaşadıklarını
görmüyorlar.
Buluta baktınız mı hiç? Peki, bulutu dinlediniz mi hiç?
Akşam üzeri yolda yürürken ufuğa doğru bakar gibi bakıyordum. Ve güneşin batışı bulutlarla
harmanlanmıştı. Durup o manzarayı izlemeye koyuldum. O an dünya durmuştu sanki. Bulutlar yavaş
yavaş şekillenmeye başlamıştı. Renkler karışmıştı. Çevreden geçen ne insan seslerini duymuştum. Ne
de araçların gürültüsünü. Öyle durup seyrediyordum o manzarayı. Bir ara zamanın aleti elektronik
cihazıyla resmini çekip bana anı kalsın istedim. Ve yavaş yavaş kafamı kaldırdım göğe doğru.
Öyle dalmış bir şekilde bakıyordum ki, beni izleyenlerin farkında değildim. Onlarda benim yönüme
yönelmeye başlamışlardı. Ve sonra yoluma devam ettim.
O an ki düşüncelerim huzurdu. Göğü izlemek ve gözümün önündeki sahne sanki tiyatro sahnesiydi
bulutların oynayışıyla. Oysa harika bir manzara tablosuydu. Kaç kişi acaba semaya bakıyordu ki. Bakıp
görebiliyorlar mıydı? Hayatlarından bir an çıkıp onu izlemişler miydi? Bu sorularla içime hüzün
çökmüştü. O an insanların, duygularını duyar gibi olmuştum.
Dünya dönüyor ve insanlar bu döngüde kaybolmuşlardı. Ne semaya bakıyorlardı ne başka bir şey
yapıyorlardı. Oysa anlık hatta saliselik bir bakışla hayata bambaşka bakacaklardır.
Peki, nedir onları bu denli bakar kör eden?
Göğe bakın. Ve onu dinleyin? Hatta ona fısıldayın.