Bist■.■■
Gr. Altın■.■■
Dolar■.■■
Euro■.■■

Maceralı yolculuk

  • 1.07.2019 09:33

İstanbulda yeni havalimanı açıldıktan sonra oraya inmeye cesaret edemediğim için ve daha hesaplı olacağı için bu kez Sabiha Gökçen Hava alanına inmeyi tercih ettim.

Tabi oraya inmek demek istanbul içinde de 2 saat civarında yolculuk yapmak demek olacaktı. Ama olsun bildiğim yer, iki çocuk ve bavullarla başedebilirim diye karar verip Pegasus uçağından biletimizi aldık.

Nihayetinde Katardan Türkiyeye uçacağımız gün geldi. 3 adet bavul ve iki çocukla yola çıktık, gece 02.00da sağ sağlim uçağa bindik. 11 yaşındaki büyük oğlum ilk şoku uçakta televizyon olmamasıyla yaşadı ve o şoku bize de yaşattı. Malum yeni nesil teknolojisiz yaşayamıyor... 

TV olmayınca da uçak kalkmadan uyudu.

3 dolarlık su

Bu arada küçük oğlum susadığı için su istedim. Getirdikleri 350 mllik bir şişe su için 3 dolar vermek zorunda kalınca o suyun bitmemesi için dua ettim diyebilirim!

Uçakta sorun 

Daha sonra uçağın kalkmasını beklerken küçük oğlum da uyudu. Ben de kabin görevlilerini izlemeye başladım. Birinin pilot olduğunu, diğerinin kabin görevlilerinin şefi olduğunu tahmin ettiğim iki kişi uçağın iç duvarlarından birini ilginç bir şekilde izleyip aralarında konuşuyordu. 

Tabi bu duruma bir anlam veremeyerek izlemeye devam ettim. Sonra o duvarda bir dolap olduğunu ve o dolabın kapağını açabilmek için istişare yaptıklarını anladım. Durum gittikçe ilginçleşmeye başladı. Getirdikleri değişik aletlerle kapağı açmaya çalıştılar ve epey zorlandılar.

Aradan 45 dk kadar bir süre geçmesine rağmen uçak kalkmadı, o kapak da açılamadı. 

Açılamayan kapak

Bu sürede yolcular telaşlanıp kabin görevlilerine sorular sormaya başladı. Bir yarım saat daha geçtikten sonra hala açılamayan kapaktan ümidini kesen pilot açıklama yapma gereği duydu: Teknik bir arıza nedeniyle kalkışımız biraz gecikecektir. Görevliyi çağırdık, arıza giderildikten sonra kalkışımız gerçekleşecektir.

Bu açıklama uçaktaki yolcular arasında adeta bomba etkisi yaptı. Yolcuların hepsinde önce bir sessizlik oldu. Ardından uğultu şeklinde başlayan konuşmalar yerini bir kaç yolcunun kabin görevlisinin şefini sorguya çekmeye bıraktı. 

Havada ne olacak?

Biz yolcuların genelinde olan endişeyi bir kişi dile getirdi:

- Arıza giderildikten sonra havada tekrar arıza yaşanmayacağının garantisini nasıl verebileceksiniz?

Kabin görevlisinin verdiği cevap ise çok ilginçti:

- Sizce ben kendi canımı tehlikeye atıp arıza çıkabilecek bir uçakla uçabilir miyim? 

Yolculardan sesler yükselmeye başladı:

- Oy kullanmaya gidiyorum, işlerimi bitirip dönüş uçağına yetişemeyeceğim.- Halk otobüsünden farkı yok bu uçağın. 

Bebekler ağlamaya başladı, homurtular artarak devam etti... Ben ise çocuklarımın uyumuş olmasına şükrederek olanları takip etmeye devam ettim.

İçimdeki şüphe

Tartışmalar yanımda yapıldığı için video çektim ve sosyal medyada paylaştım. İçime ufak bir şüpheyle, belki bu son paylaşımımdır diye düşünerek...

Teknik arızanın sedece bir dolap kapağının açılamamasından kaynaklandığını bildiğim için içim rahattı ama gelip giden şüpheleri görmezden gelmek mümkün değil! Zira her kes bir şeyler fısıldıyor, tartışıyor etrafta.

O kapak açılmazsa kalkamayacağız. Dolabın içinde kalkıştan önce kontrol edilmesi şart olan elektrik aksamı var. Kabin görevlisi bir ara söylemişti. 

2 saat 15 dakika kadar yerde duran uçağın içinde bekledikten sonra dolap kapağı açılabildi, kaptan anonsunu yaptı ve uçak herkesin içine gerginlik serperek gürültülü kalkışını yaptı.

4 saatlik uykusuz ve tedirgin yolculuğun ardından sağ salim İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına indik!

Taksi nerde

Bavullarımızı bulduk dışarı çıktık, telefonumu açtım, ilk sürpriz; bizi havaalanından alması için ayarladığım araç gelmemiş. Meğer bana gece mesaj göndermiş görmemişim. Arabası arızalanmış gelemeyecekmiş!

Çocuklar acıktı. Simiti özlediğimiz için, her yıl iner inmez ilk yaptığımız iş simit almak. Baktık 6 tl bir simit 7 tl bir su. Elim mahkum 2 simit 2 su aldık. 

Telefon problemi

Kayınvalideme telefon ederken Türkiyede kullandığım telefonun şarji bitti kapandı. Oysa ki yola çıkmadan şarj etmiştim. Meğer 1 yıldır kullanmadığım için bataryasının ömrü dolmuş. 

Katar telefonumla hala Katarda olan eşimi aradım o bizi İstanbulda bekleyen kayınvalideme haber verdi.

Yanımda yeterli Türk parası yok. Para bozdurmaya gidecek enerjim yok. Otobüsü karşılıyor.  Taksim son durak. Taksime kadar Havaalanı otobüsüne binmeye karar verdik. İyi oradan taksiye bineriz taksi parasını kayınvalidem verir. Katardaki eşime bir daha telefon. “Kayınvalideye haber verir misin yanında yeterli parası olsun”

Hızlı (!) taksi

Taksimde indik, taksi çevirdik. Taksici 3 adet bavulu bagaja sığdırmaya çalışıyor.  Mümkün değil! 

- Bir tanesini içeri koyabilirsiniz.  Dedim, taksiciden beklemediğim bir cevap:

- Abla arabayı 4 gün önce aldım içeri komayamam tekerlekler kirletir.

- O zaman ters çevirin.

- Tamam olur.

30 km hız

Yola çıktık. Bekliyorum hızlansın diye... Yarım saat sonra bile 30 kilometre ile gitmeye devam ediyor. İnanın o yorgunluğun üstüne, 30 km katlanılabilecek bir hız değil! Gecen her saniye hayatınızı ağır çekimde gözünüzün önüne seriyor...

- Biraz hızlanabilir misiniz?  Dedim. Beklenmedik bir cevap daha:

- Abla buralar sizin oralar gibi değil her yer çukur dolu, arabayı maf eder.

Bizim oraları nereden biliyorsun? Bizim oralar nereler? Ya sabır!

Yok olacak gibi değil, 15 dk sonra da aynı sürat devam edince yolun yarısında, 3 bavul ve çocuklarımla birlikte taksi değiştirerek yolculuğumuzu tamamladık...

Bir kaç gün sonra yorgunluğumuzu atınca “Daha kötüsü de olabilirdi” diyerek iyimserlik kapılarımızı açtık. Artık o saatler, anılarımızda komik tesadüflerle dolu bir yolculuk olarak yerini aldı.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Damla Gazetesi (www.duzcedamla.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.