h Dolar 13,5045 %1.44
h Euro 15,3579 %1.44
h Tam Altın 12.265,31 %0,08
h BIST100 1.877,60 %1,09
a Yatsı Vakti 02:00
Düzce
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Mehmet Şimşek

Mehmet Şimşek

29 Kasım 2021 Pazartesi

Düzce’den Devrek’e yanlışlıklar komedyası…

Düzce’den Devrek’e yanlışlıklar komedyası…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mehmet Seyda (Çeliker) edebiyatımızın en renkli kalemlerinden birisi…
Kimyager ve eczacı bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Seyda’nın ilk ve ortaokul yıllarının hemen başka bir ilde geçmesi onun kalemindeki güçlü renklere çok büyük katkı yaptığı şüphe götürmez bir gerçek…
İstanbul’un köklü eğitim kurumlarından Pertevniyal Lisesi’nin orta bölümünü dışarıdan bitiren yazarın dünya görüşünün oluşmasında gazete muhabirliğinden işçiliğe uzanan bir çizginin de önemini vurgulamak gerek.
Evet yanlış okumadınız işçilik…
Söz buraya gelince durmak lazım.
Mehmet Seyda Düzce’nin yakın çevresinde; Zonguldak Ereğli Kömürleri İşletmesi’nde çalıştı. (1927-41). Yazar bu sayede bölge halkını, halkın davranış biçimlerini, yaşam biçimini çok iyi gözlemledi.
Seyda’yı okurken zaman zaman Anadolu ve halkı anlatırken onun kaleminden Kemal Tahir ve Refik Halid Karay tadı aldığımı not etmeliyim.

DÜZCE’DE BAŞLAYAN BİR HİKÂYE

Yazarın 1962’de Yeditepe Yayınları arasında çıkan “Zonguldak Hikâyeleri” 5 öyküden oluşur.
Bizim burada eksene alacağımız hikâyesinin ismi “Dur, Ben Bunu Yazayım Da…” başlığını taşıyor.
1943 yılında kaleme alındığı bilinen bu hikâyenin ana mekânı ‘Düzce Emniyet’ olarak başlar.
Düzce’nin bürokrat ve eşrafının devam ettiği şehir kulübüne vurgu yapılan öykü günümüz insanının inanmakta güçlük çekeceği birbirinden tuhaf olaylar zinciriyle ilerler.
Düzce’de yanlışlıkla tutuklanan birisinin (Osman Bey) Devrek’e kadar iki jandarma tarafından elleri kelepçeli ve yaya olarak götürülüşü okur için oldukça kasvetlidir dersek yeridir.
Hikâyemizin başkahramanı Osman aynı zamanda olayların anlatıcısı olarak karşımızdadır. Yedi gün süren yolculukta gecelemek için zorunlu uğranılan konaklar, karakolda yaşanılanlar dönemin gerek mahkûmları ve gerekse kolluk kuvvetlerinin karşılaştıkları zorluklar hakkında belgesel niteliğini taşır. Başlıca çok sık vurgu yapılan Darıyeri Karakolu, Mengen, Bolu, Gerede, Çaydut, Reşadiye gibi yerleşim birimlerinde Osman Bey’in (Güralp) yaşadıkları konu edinilir.

REJİSÖR VE KUMARBAZ BİR MEMUR

Osman Bey aslında sıradan biri değil…
Dönemin Düzce Halkevinde rejisörlük yapar.  Şehir Kulübüne üyesidir. Akşamları gelip burada kumar oynar.  Kısa adı Tütülim olan Türk Tütün Limited Şirketi’nde ikinci yazman olarak çalışır. Tutilim şirketine gelen polislerce karakola getirilen Osman Bey için yanlışlıklar komedyası başlayacaktır. Orada önüne bir dosya konur. Dosyadaki zanlının adı Nazım Çilingir’dir.
Gelgelelim evrakın üzerinde Osman Bey’in fotoğrafı yapıştırılmıştır.
Kahramanımız fotoğrafın kendisine ait olduğunu kabul etmekle birlikte, isminin Nazım Çilingir olmadığını defalarca söylese de derdini anlatamaz.
Çok değil, daha dün gece şehir kulübünde karşı karşıya poker oynadığı baş komiser hiç oralı değildir. Osman Bey’i muameleleri tamamlatmak üzere jandarmaya gönderir.
Ve ertesi gün yaya olarak 3 gün sürecek yolculuk başlayacaktır.
Jandarma birliğinin kontrolünde gidilen ilk durak Darıyeri karakoludur.
Burada kısa bir parantez açalım.
O yıllarda Darıyeri’nde bir jandarma karakolunun mevcut olup olmadığını araştırmaya bir değer konu olduğunu akılda tutarak parantezi kapayalım.
Yol boyunda uğradıkları Mengen’de Osman Bey’e Zonguldak’taki eşiyle konuşmasına müsaade edilir.  Kısıtlı bir sürede başına gelenleri telefonla özetler. Eşi de küçük kızlarını kucağına alarak kocasını sakinleştirmeye çalışır.  Ve nihayet oldukça zorlu ve sıkıntılı geçen üç günlük yaya yolculuğu bitmiş,  Devrek’e varılmıştır
Öykünün başından sonuna kadar başına gelenleri ilginç bulan anlatıcı-başkahraman Osman bir anlamda Mehmet Seyda’nın tastamam kendisidir.  Başına gelenleri, tanıklık ettiği olayları gerçekçi bir perspektif ve akıcı bir üslupla dönemin ruhunu ‘Dur Ben Bunu Yazayım Da…’ diyerek defterine kaydetmiştir…

İÇİNDEN DÜZCE GEÇEN BİR BAŞKA ROMAN

Doğumunun 102. Yıldönümünde (15 Ağustos 1919) saygıyla andığım Mehmet Seyda’nın içinden Düzce geçen bir başka romanı daha var.
Onu da bir başka vesileyle ileriki yazılarımıza bırakalım.

NOT: Uzun zamandır yapamadığım tatil iznimi  kullanacağımdan yazılarıma kısa bir ara veriyorum. Eylül başında görüşmek üzere (M.Ş)

===============================================================================

USTALAR ‘USTA’YI ANLATIYOR

Çağdaşı olan yazarlar Mehmet Seyda’yı şöyle anlatıyor:
“Anlatımında yer yer alaycı bir bakış açısı sezilen öykülerinde en çok Zonguldak ve çevresiyle kömür havzasındaki olayları, kent ve kent insanının kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkilerini işliyordu. Öykücülüğümüzde dış gözlemle anlatılmış en güzel tip öykülerine Mehmet Seyda’da rastlayabiliriz. Asıl başarılı öyküleri de sanırım tiplerin anlatıldığı bu öykülerdir” (ADNAN ÖZYALÇINER)

“CANLI, KIVRAK, SADE VE GÜÇLÜ”

“Zonguldak Hikâyeleri’ aşağı yukarı yirmi yıl önce yazılmış hikâyelerin yeniden ve yazarın şimdiki ustalığıyla gözden geçirilmiş şekillerini veriyor. Gerçekçi gözlemler, bir hikâye açısının darlığından umulmayan bir ufukla toplum sorunlarını kapsayan bir tutum, çok arınmış, canlı, kıvrak, sade ve güçlü bir anlatım. Olgun ve çok sezişli bir mizah havası içinde insanın içini sızlatan bu güzel örnekler, Mehmet Seyda’nın bugünlerin hikâye ustaları arasındaki yerini iyice sağlamlaş­tırıyor” (RAUF MUTLUAY)

NE SABAHATTİN ALİ NE SAİT FAİK

“Pek az sanatçı, kendi dramını bu ölçüde kendinden uzaklaştırarak acılardan arıtılmış, insan­lara bağlanmış olarak verebilmiştir. Yazarın pek sevdiği Gorki’de, bizde çok okunan Strati’de, ne de öncü ustalardan Sabahattin Ali, Sait Faik, hele Faik Baysal’da bu anlatış özelliğini bulamıyoruz. Hangi çevreden olursa olsun, Seyda’nın kişilerinin yaşamalarına ortak olarak, onların hikâyelerine kolaylıkla girebildiği görülüyor”. (TAHİR ALANGU)

“BU ÇEŞNİYİ SIKMADAN VEREBİLEN”

“Seyda’nın üslubu öbür hikâyecilerimizden değişik. Bir kez devrik tümceyi belki de en iyi kul­lanan, bu çeşniyi bizi sıkmadan verebilen Seyda, ‘Zonguldak Hikâyeleri’nde romandaki başarısını da geçmiş bulunuyor”. (TEKİN ÇAKIT)

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.