h Dolar 8,3496 %-0.55
h Euro 10,1252 %-0.55
h Tam Altın 8.117,81 %-1,20
h BIST100 1.464,00 %0.21
a İmsak Vakti 02:00
Düzce 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
SAĞLIK

SAĞLIK

05 Şubat 2018 Pazartesi

Nezle tedavisinde antibiyotiğin yeri yok

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Havaların soğuması ile birlikte çeşitli enfeksiyon hastalıklarında önemli oranda artışlar görülmekte. Soğuk havalarda hastalık etkeni olan virüslerin ve bakterilerin daha dirençli olmaları, kişilerin hava yollarındaki kurulukta artış, kış aylarında kapalı ortamlarda kalma süresinin uzaması, mekanların havalandırma yetersizliği ve vücut direncinin düşmesi hastalıklara zemin hazırlayan başlıca etmenlerdir.

Kışın en sık görülen enfeksiyon hastalıkları solunum yolu hastalıklarıdır. Bunlar, grip, nezle, farenjit, nazofarenjit, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre başlıkları altında toplanabilir. Bu hastalıkların büyük çoğunluğunda etken virüslerdir. Viral hastalıkların tedavisi ise antibiyotikler ile yapılmaz. Genellikle hastanın rahatsız edici bulgularına yönelik tedavi düzenlenir. İyi beslenme, sağlıklı yaşam koşulları, hijyen, vira hastalıklardan korunmada korunmada esastır.

Kış hastalıklarının bazılarında ise etken ya primer olarak bakteridir yada viral enfeksiyonun üzerine bakteri eklenerek hem viral hem bakteriyel enfeksiyon olmuştur. Bu durumda antibiyotik tedavisi kaçınılmazdır. Hekim muayenesi olmadan ve hekiminiz gerek görmedikçe antibiyotik kullanmamalısınız.

“Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çok büyük bir kısmı viraldir. Bakteriyel olanların oranı cok daha azdır. Bakteriyel hastalıkların tedavisi antibiyotik ile yapılır iken virüsler antibiyotik ile tedavi edilemezler’’

BAZI KIŞ MEVSİMİ HASTALIKLARI:

NEZLE: Diğer ismiyle soğuk algınlığı, halk arasında daha çok grip ile karıştırılır. Soguk algınlığı,  virüslerin neden olduğu hafif seyirli ve genelde kendiliğinden geçen, boğaz ağrısı, boğazda kaşıntı yanma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde sulanma, öksürük, ateş  gibi belirtiler veren durumdur. Bir haftada kendiliğinden geçmekle beraber, bazı hastalarda sinüzit ve kulak iltihabına ilerleyebilir. Tedavide lokal burun spreyleri, öksürüğü, akıntıyı ve tıkanıklığı azaltıcı ilaçlar kullanılır. Antibiyotik kullanımının nezle tedavisinde yeri yoktur. Hatta boğazdaki faydalı bakterileri öldürdüğü için zararlı olabilir. Hasta istirahat etmeli, bol sıvı almalı ve C vitamininden zengin beslenmelidir. Nezle çok bulaşıcı bir durumdur, bulaşı önlemek adına alınacak en önemli önlemler sık el yıkama, kalabalık alanlarda fazla zaman geçirmeme ve bu alanların sık havalandırılması olarak sayılabilir.

GRİP:  Grip başka bir virüs grubu olan influenza  virüsleri aracılığı ile olan, üşüme, titreme ile yükselen ateş, baş ağrısı, eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrıları, gözlerde yanma, öksürük, boğaz ağrısı  ile kendini gösteren bir hastalıktır. Oldukça bulaşıcıdır, bulaşı önlemede en önemli etken yine el yıkama, kalabalık ortamlardan olabildiğince uzak durma ve gripli bireylerle temasın azaltılmasıdır. Grip tedavisinde de antibiyotiklerin yeri yoktur, hatta zararı vardır. Fakat, uzun süren yüksek ateş, balgamlı öksürük, kulak ağrısı, şişmiş lenf bezi  şikayetleri var ise gerekli olabilir. Vakit geçirmeden bir hekime basvurmak gerekir.

Tedavide ateş düşürücü, burun akıntısını önleyici, öksürük giderici ilaçlar kullanılır. İstirahat ve iyi beslenme hastalığı kolay atlatmak için gereklidir.

Grip etkeni virüsler her yıl geetiklerini değiştirerek yeni enfeksiyona neden olur. Çoğunlukla kendiliğinden atlatılmakla beraber bağışıklığı baskılanmış ve kronik hastalığı olan kişilerde ölümcül durumlara yol açabilir. Risk altındaki bireylerde, diyabet, kronik böbrek hastalığı, kalp hastalığı olan hastalarda, 65 yaş üzeri yaşlılarda her yıl eylül ekim kasım ayında aşı yapılması büyük fayda sağlar.

FARENJİT: Farenjit boğazın üst kısmının enfeksiyonudur. Boğaz ağrısı, ateş, yutmada güçlük, öksürük, boyunda beze olabilir. Yine çoğunlukla sebep virüslerdir ve yine antibiyotik tedavisi gerekmez. Ağrı kesici, ateş düşürücü, antiseptik boğaz spreyleri verilebilir.  Virülerin yaptığı iltihaba bakterilerinde eklendiği hekim tarafından düşünülüyor ise antibiyotik verilebilir. Bulaşı önlemede el hijyeni ve kalabalık ortamlardan uzak durulması önemlidir.

SİNÜZİT: Sinüsler kafatası kemiklerinin genelde ön bölümünde yer alan hava dolu yapılardır. Bunların iltihaplanması sinüzit olarak isimlendirilir. Çoğunlukla soğuk algınlığının arkasından gelişir, yoğun başağrısına neden olur. Ağrı daha çok yüzde, burun ve göz çevresindedir, öne eğilmekle artar. Sarı yeşil ve yapışkan burun akıntısı meydana gelir. Tedavide burun kanallarını açacak ilaçlar ve antibiyotikler kullanılır.

BRONŞİT: Akciğere inen borulardaki enfeksiyondur. Genelde üst solunum yolu enfeksiyonunun devamı olarak görülür, ilerler ise zatürreye çevirebilir. Etken hem virüs hem bakteriler olabilir. Ateş, titreme, kas ağrıları, öksürük, nefes darlığı görülür, sonrasında balgam eklenir. Tedavi diğer viral durumlardaki gibidir. Çoğunlukla antibiyotiğe gerek kalmadan iyileşir. Uzamış ateş, yoğun balgam çıkarma gibi durumlarda antibiyotik kullanmak gerekebilir.

ZATÜRRE: Akciğerdeki hava keselerinin iltihap ve sıvı ile dolmasına zatürre denir. Hem viral hem bakteriyel olabilir.  Genellikle grip ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben ortaya çıkar. Ani başlayan şiddetli öksürük, yüksek ateş, titreme, nefes darlığı, sarı yeşil pas rengi balgam, göğüs ağrısı, bulantı kusma, karın ağrısı görülebilir. Zatürre erken teşhis edilip tedavi başlanır ise kolaylıkla iyileşme sağlanır. Bağışıklığı azalmış, yaşlı ve kronik hastalığı olan kişilerde ağır akciğer yetmezliğine ve ölüme neden olabilir. Korunmada ve bulaşı önlemede en önemli etkenler iyi beslenme, sağlıklı ve temiz yaşam alanları, el ve kullanılan malzeme hijyeni, enfekte kişilerle temasın kesilmesi, her yıl grip aşısı yapılmasıdır. Ayrıca en sık bakteriyel etkene yönelik olan pnömokok aşısı,  yüksek riskli,  kronik hastalığı olan ve yaşlı bireylerde 5 yılda bir yapılmalıdır. Bu aşı zatürre gelişimini önlemede oldukça etkilidir.

Sonuç olarak kış mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonu sıklığı önemli oranda artar. Korunmak için alınması gereken önlemler: Kişisel hijyen kurallarına uyulması, sık el yıkama alışkanlığı edinilmesi, enfekte kişilerin kullandığı eşyalarla temas sonrası el yıkanması, ortak eşya mümkünse kullanılmaması, kreş, okul, bakımevi gibi toplu yaşanılan alanlarda hasta olan bireylerin mümkün ise topluluktan uzak tutulması, istirahat etmesi, sağlıklı ve yeterli beslenmesi, kronik hastalığı olanlara ve yaşlılara yıllık grip aşısı yaptırılması, 5 yılda 1 pnömokok aşısı yapılmasıdır.

Solunum yolu enfeksiyonların çoğu viral kaynaklıdır ve antibiyotikler işe yaramaz. Sağlığınız için hekiminiz gerekli görmedikçe kesinlikle antibiyotik kullanımı konusunda ısrarcı olmayınız.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın…

 

Devamını Oku

Vitamin eksiklikleri

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Gamze Kılıçaslan, vücutta en sık eksikliği görülen vitaminlerin D, B12 ve folik asit olduğunu belirtti. D vitamini eksikliğinin kemik ağrısı, kas ağrısı, kas güçsüzlüğü,  omurga üzerinde ağrı, dengesizlik, kemik kırıkları, vücutta uyuşmalar, karıncalanmalar ve  kasılmalar gibi etkiler gösterdiğini kaydeden Kılıçaslan, B12 eksikliğinin de halsizlik, yorgunluk, unutkanlık, baş dönmesi, özellikle ayaklarda yanmalar, uyuşmalar, depresyon gibi belirtilere neden olduğunu söledi. Kılıçaslan folik asit eksikliğinin gebelerde ciddi sorunlara yol açtığını, anne karnındaki bebekte sinir sistemi gelişim defektine ve ağır nörolojik bozukluklara sebep olabildiğini vurguladı.

Vitaminler hücrelerde bazı biyokimyasal tepkimelerde rol alan küçük moleküllerdir.  Çoğu vitamin vücutta sentez edilemez, bu yüzden dışarıdan alınması zorunludur. Vitaminlerin yeterli alınamaması sonucu vücutta bazı aksaklıklar ortaya çıkabilir. En sık eksikliği görülen vitaminler şunlardır:

D VİTAMİNİ:  D vitamini kemik gelişimi ve kan kalsiyum dengesinin sağlanmasında görev alır. Eksikliği yeteri kadar güneş ışığı almayan bireylerde, büyüme çağındaki çocuklarda görülebilir. Eksiklik durumunda kemikler yeteri kadar mineral depolayamaz, güçsüzleşir ve yumuşar. Osteomalazi denilen bu tablo, çocukta daha ağır seyreder ve kemik eğriliklerine neden olur.  Dünyada 1 milyar insanda bu vitaminin eksikliği olduğu tahmin ediliyor. D vitamininden yeteri kadar faydalanmak için her gün en az 15 dakika direk güneş ışığına maruz kalmak gerekir. Cam ve giysiler güneş ışığını engellediği için D vitamin sentezi olmaz.  Ayrıca güneş koruyucuların fazla miktarda kullanımı da D vitamin sentezini engeller.

D vitamini eksikliğinin bazı bulguları şöyledir: Kemik ağrısı, kas ağrısı, kas güçsüzlüğü,  omurga üzerinde ağrı, dengesizlik, kemik kırıkları, vücutta uyuşmalar, karıncalanmalar, kasılmalar. Ayrıca D vitamini eksikliğinin felç, hipertansiyon, diyabet ve kalp damar tıkanıklığına sebep olabileceğini gösteren bir çok çalışma vardır. Yine D vitamin eksikliği bazı kanserlerle ve enfeksiyon hastalıkları ile de ilişkili bulunmustur.

D vitamini ayrıca bazı besinlerde de bulunur. Bu besinler, balık, balık yağı, yumurta sarısı, tereyağı gibi besinlerdir. Fakat bu besinlerle alınan D vitamini ihtiyacın ancak %10 unu karsılar. Güneş ışığına yeteri kadar maruz kalan kişilerde ekstra D vitamini vermeye gerek yoktur, fakat gebelerde, emziklilerde ve çocuklarda vitamin takviyesi gerekebilir.

Kemik ağrısı, kas ağrısı, kas güçsüzlüğü,  omurga üzerinde ağrı, dengesizlik, kemik kırıkları, vücutta uyuşmalar, karıncalanmalar, kasılmalar gibi şikayetleriniz var ise D vitamin düzeyinize baktırmanızı öneririm.  Eksiklik var ise mutlaka takviye yapılmalıdır. D vitamin desteğinin günlük damla olarak verilmesi artık daha çok kabul görmekte, tek doz ampullerin kullanımı önerilmemektedir.

B12 VİTAMİNİ:  B 12 vitamini vücutta sinir gelişimi, kan hücre yapımında ve protein metabolizmasında görevlidir.  B 12 eksikliği temel olarak 2 nedenden olusur. Ya besinlerle yetersiz alım söz konusudur yada midede B 12 vitamini emilimini sağlayan maddeler doğuştan eksik olduğu için, vitamin yeteri kadar alınsa da vücuda kazandırılamaz.

B 12 eksikliği özellikle etten fakir beslenenlerde, büyüme çağındaki çocuklarda görülmekte, halsizlik, yorgunluk, unutkanlık, baş dönmesi, vücutta, özellikle ayaklarda yanmalar, uyuşmalar, kasılmalar, depresyon gibi belirtilere neden olmaktadır. Ayrıca ileri B12 eksikliği kansızlığa neden olabilir. Eksikliğin nedeni yetersiz alım ise öncelikle B12 zengin gıdalarla beslenmek gerekir. B12 nin en fazla olduğu besinler et,süt, peynir, yumurta ve balıktır.  B12 eksikliğinin nedeni midedeki faktör eksikliğine bağlı emilim bozukluğu ise haplar çok etkili olmamakta, bu hastaların ömür boyu düzenli aralıklarla B12 vitamin iğneleri yaptırmaları gerekmektedir.

FOLİK ASİT EKSİKLİĞİ:  Folik asit eksikliği genelde besinlerle alım azlığından kaynaklanır.  Özellikle gebelerde önemli problemlere yol açabilir.  Anne karnındaki bebekte sinir sistemi gelişim defektine  ve ağır nörolojik bozukluklara neden olabilir. Gebelik planlanmadan 3 ay önce folik asit kullanımı başlanmalıdır.

Eksiklik bulguları B12 eksikliğine benzer. Kansızlık, unutkanlık, halsizlik, baş dönmesi vücutta uyuşmalar ve yanmalar olabilir. Folik asitten zengin besinler karaciğer, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllardır. Eksiklik var ise folik asit içeren ilaçlar doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

MİNERAL EKSİKLİKLERİ:

DEMİR EKSİKLİĞİ: Demir vücutta pek çok hücresel tepkimede rol oynamaktadır. Ayrıca kan hücrelerinin direk yapısına katılır. Demir eksikliği üreme çağındaki kadınlarda ve büyüme çağındaki çocuklarda sık görülür. Kadınlarda adet kanaması ile yoğun kan kaybı olur, eğer bu demir kaybı besinlerle karşılanmazsa kişide kansızlık gelişir. Demirden zengin beslenerek kansızlığın önüne geçilebilir. Demirden zengin besinler et, yumurta sarısı, tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler gibi besinlerdir. Ayrıca besinlerdeki demir emilimini artırmak için C vitamini ile beraber almak büyük fayda sağlar. Çay, demir emilimini engeller, bu nedenle yemekten en az 2 saat sonra çay içilmelidir.

Demir eksikliğinde kişide aşırı halsizlik, yorgunluk, unutkanlık, saç dökülmesi, çarpıntı, depresyon, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, tırnaklarda kırılmalar, değişik maddeler yeme isteği (toprak, buz, kağıt gibi) olabilir.

Demir eksikliği erkeklerde sık görülmez. Eğer bir erkekte demir eksikliği var ise altta yatan bir hastalık mutlaka araştırılmalıdır. Bu hastalarda mide ve barsaklarda olabilecek herhangi bir tümöral oluşum kan kaybına neden olarak demir eksikliğine neden olabilir.

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın tedavisi demir depoları doluncaya kadar yapılmalıdır. Çoğunlukla en az 6 aylık tedavi gerekir. Ağızdan kullanılan haplar ile yeteri kadar fayda görülmezse yada bu ilaçlar hasta tarafından tolere edilmezse damardan demir tedavisi verilebilir.

KALSİYUM:  Kalsiyum kemik ve diş yapısına katılır, kas ve sinir fonksiyonlarında görev alır. Kalsiyum eksikliğinin en önemli bulguları: yorgunluk, halsizlik, vücutta kramplar, kalp ritm bozukluğu, tansiyon dengesizliği, cilt bozuklukları, ağır kas kasılmaları, depresyon, psikoz  ve kemik erimesidir. Kalsiyum eksikliğinin en sık nedeni guatr ameliyatları sırasında kalsiyum dengesini ayarlayan paratiroid bezlerin hasarlanmasıdır. Bu hastalarda ömür boyu kalsiyum takviyesine ihtiyaç duyulur.

Çocukluk döneminde ve yetişkinlerde özellikle menopoz sonrasında yeterli kalsiyum alınması kemik erimesinin önlenmesi bakımından önemlidir. Menopoz döneminde günlük en az 3-4 porsiyon süt ve süt ürünü tüketilmelidir. (1 porsiyon 1 su bardağı süt veya yoğurta denk gelir) Gerekli olan hastalarda ise kalsiyum preparatları verilebilir.

Kalsiyumdan zengin besinler:  Süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler ve kuruyemişler.

Sevgili okurlar, vitaminler ve mineraller normal vücut fonksiyonlarının devamı için büyük önem taşır. Yukarda bahsettiğim bulgular sizde varsa mutlaka vitamin ve mineral düzeylerinize baktırınız ve doktorunuzun uygun gördüğü tedaviyi kullanınız. Sağlıklı günler dilerim…

Devamını Oku

Sağlıksız diyetler ve zararları

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dahiliye Uzmanı Dr. Gamze Kılıçaslan: Sevgili okurlar, bildiğimiz gibi hareketsizliğin ve yanlış beslenmenin bir sonucu olan obezite çağımızın en büyük sorunu haline geldi.

Fazla kilo problemi artık çocukluk çağından itibaren görülmeye başlanmış olup, sebep olduğu hastalıklar nedeni ile üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir halk sağlığı sorunudur. Fazla kilo sorunu yaşayan hastalar öncelikle bir dahiliye uzmanına başvurmalı, burada kilo fazlalığına sebep olabilecek herhangi bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalı, gerekli tedavileri yapılmalı, sonrasından hekimin gerek gördüğü hastalar diyetisyen ve psikolog eşliğinde kilo verme programına alınmalıdır.

Sağlıklı beslenme ve sağlıklı kilo verme sürecinde tüm dünyada en çok önerilen, faydası kanıtlanmış olan beslenme şekli Akdeniz tarzı beslenmedir. Bu diyette yüksek miktarda sebze meyve, kurubaklagiller, tam buğday unu, zeytin yağ tüketimi, orta düzeyde süt ve süt ürünleri tüketimi, et, işlenmiş et ve tatlının en az düzeyde tüketildiği diyettir. Bu diyetle kilo verme yavaş olmakla beraber hasta uyumu yüksektir. kalp damar hastalıkları ve kanserden korunmada en etkili diyet olarak tüm dünyada kabul görmüştür. Yapılan bir çok çalışma kolesterol ve tansiyonu düşürdüğünü, kanser riskini azatlığını göstermiştir.

Akdeniz diyetine çok benzer bir diyet olan DASH diyetinde, Akdeniz diyetinde farklı olarak potasyum tüketimi daha fazla önerilir. Bu diyetin kan basıncında azalma ve kalp damar hastalıklarından koruyucu etkisi olduğu kanıtlanmışır.

Bu diyetler sağlıklı olmakla beraber hastaların hangi besini ne kadar tüketeceğini bilmesi, buna uygun bir beslenme programı hazırlanması gerekir. Hiçbir gıda sağlıklı diye sınırsız tüketilemez. Bu yüzden günlük bazal enerji ihtiyacını karsılayacak, düşük kalorili ve dengeli diyetler hastaların tedavisinde olmazsa olmazdır. Bu diyetlerde günlük kalori alımı 500 ila 1000 kalori azaltılarak haftada 0,5 ile 1 kg kayıp hedeflenir. Bu dengeli diyet,  uzman kişiler tarafından hazırlanır ise vitamin, mineral yada başka besin eksikliği oluşmaz.

Sağlıksız diyetlerde en fazla yapılan hata, ağır kalori kısıtlamasıdır. 1200 kalorinin altında bir diyet, yoğun halsizlik, yorgunluk, vitamin mineral eksiklikleri, kabızlık, tansiyon düşüklüğü, yara iyileşmesinde bozulma, depresyon, sinirlilik, adet düzensizliği, cinsel istek azalması ve safra kesesi taşına neden olabilir.  Çok düşük kalorili diyetler sadece ileri obez hastalarda uzman hekim kontrolünde ve hastane şartlarında yapılmalıdır.

Düşük yağlı diyetler günümüzde obezite tedavisinde en fazla önerilen diyetlerdir. Günlük alınan yağ miktarının %30 azaltılması hedeflenir. Düşük yağlı diyet uygulanan hastalar ile yüksek yağlı diyet uygulanan hastalar kıyaslandığında düşük yağ verilen grupta daha fazla kilo kaybı görülmüştür. Zeytin yağı yada diğer sıvı yağların faydalı olması, onların da sınırlı tüketilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez.  Bu diyet ile kötü kolesterol değerinde azalma, iyi kolesterol değerinde artma görülmüştür.

Düşük karbonhidratlı diyetler son zamanlarda oldukça populer olmasına rağmen uzun süreli önerilmesi konusunda yeterli kanıt yoktur. Bu diyetlerde günlük 100 gramın altında karbonhidrat tüketilir.  Düşük yağlı diyete oranla kısa sürede daha fazla kilo kaybı olmasına rağmen, bu etki uzun süreli değildir. 1 yılın sonunda iki grupta da kilo kaybının aynı olduğu görülmüştür.

Ketojenik diyetler de yine düşük karbonhidratlı diyetlerdir. Burada karbonhidrat alımı 50 gramın altındadır.  Düşük karbonhidrat alımının çeşitli zararları; bulantı- kusma, kabızlık, su kaybı, halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, şeker düşmesi olarak sayılabilir. Uzun dönemde ise kolesterol yüksekliği, karaciğer yağlanması, protein kaybı, mineral eksikliği,kalp kası hasarı, böbrek taşı olarak sayılabilir.

Yüksek proteinli diyetler toplam kalorinin %30 proteinden alındığı diyetlerdir. Vücutta asit yükünü arttırarak kemikten kalsiyumu serbestleştirip kemik erimesi riskini ve böbrekte kalsiyum taşı riskini artırır. Bu diyetler böbrek protein yükünü artırarak böbrek yetmezliğini artırabilir. Ayrıca yoğun protein tüketiminin mide barsak kanseri riskini artırdığını gösteren çalışmalar vardır.

Vejeteryan diyetler et tüketiminin yasak olduğu diyetlerdir. Protein, demir, çinko, B12 vitamini, kalsiyum, omega 3 yağ asidi eksikliğine neden olabilir.

Günümüzde medyatik fakat güvenilirliği oldukça şüpheli çok miktarda diyet vardır. Bunlardan bazıları, atkins, dukan, zone, ornish, bevelry hills diyeti vb diyetlerdir. En popüler olanlardan atkins (dukanın benzeri) diyetinde, karbonhidrat aşırı kısıtlanmış, protein alımı ise yüksek oranda önerilmiştir. Bu diyet ile beslenen kişiler üzerinde yapılan takiplerde kilo kaybının oldukça değişken, 24 aylık takipte ise kilo alımının fazla olduğu görülmüştür.

Tek tip besin tüketimine dayanan diyetler örneğin lahana çorbası, domates diyeti, soğan çorbası gibi diyetlerde yoğun vitamin ve mineral eksiklikleri görülür.

Son zamanlarda glutensiz diyet kavramı hastalar arasında sık konusulmakta. Bu diyet çölyak hastaları için olmazsa olmazdır. Fakat gluten hassasiyeti olmayan kişilerde hiç bir faydası olmaz. Aksine demir, folat, tiamin, riboflavin, niasin ve fiber eksikliği görülebilir.

Sıkça duyduğumuz detoks diyetlerinin hiçbir bilimsel yanı yoktur. Şiddetli kalori kısıtlamasına bağlı olarak, diğer sağlıksız diyetlerde görülen tüm yan etkiler bu diyeti uygulayanlarda da görülür. Hatta ölüme kadar gidebilen sıvı elektrolit bozuklukları olabilir.

Sonuç olarak kilo verme programında olun yada olmayın, diyetiniz ve genel beslenmeniz, tüm besin gruplarını içermeli, yeterli ve dengeli olmalıdır.  Eğer kilo vermeniz gerekiyor ise mutlaka uzman kontrolünde sağlıklı bir şekilde kilo vermelisiniz. Sağlıkla ve sevgiyle kalın… 

Devamını Oku

Sağlıklı beslenmenin önemi

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sevgili okurlar, gecen haftaki yazımızda bir çok kronik hastalığın gelişiminde sağlıksız beslenmenin büyük rol oynadığını paylaşmıştık. 

Sağlıksız ve yanlış beslenme diyabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, obezite ve bir çok kanser ile yakından ilişkilidir. Beslenmenin düzeltilmesi ile bu hastalıklarda önemli ölçüde iyileşme gözlenir.

Sağlıklı beslenme nedir? Sağlıklı beslenme bir bakıma yeterli ve dengeli beslenmedir. Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin yeterli miktarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumuna “YETERLİ ve DENGELİ BESLENME” denir.

Et, balık, tavuk, yumurta, kurubaklagil grubu: Bu gruptan da günlük en az 2-3 porsiyon tüketmek gerekir. Bu gruptan özellikle balık eti ve kurubaklagile ağırlık verilmesi daha faydalı olur. Balık omega 3 içerdiği için kolesterolü düşürerek kalp damar sağlığını korur. Kurubaklagiller yüksek protein içeriği yanında kaliteli karbonhidrat ve çeşitli vitaminler içerirler. 

Tahıl grubu: Ekmek, pirinç, makarna, bulgur, buğday, yarma gibi tahılları içerir. Fazla kilo problemi, şeker hastalığı, insülin direnci gibi hastalıkları olan kişiler bu gruptan pirinç ve beyaz ekmek tüketimini kısıtlamalı, diğerlerini ise porsiyon kontrolü yapılarak tüketmelidir. Tahıl grubunun beslenmeden çıkarılması oldukça yanlıştır. Bu grup temel karbonhidrat ihtiyacımızı karşılar. Ayrıca protein ve bir çok faydalı vitamin de (özellikle B grubu vitaminler) içerirler.

Sebze meyve grubu: Sağlıklı beslenmede olmazsa olmaz gruptur. Zengin lif kaynağı, bir çok vitamin ve mineral içeriği ile sebze meyve, günlük en az 4-5 porsiyon tüketilmelidir.Yüksek oranda sebze ve meyve tüketen toplumlarda kalp damar hastalıklarının çok daha az görüldüğü saptanmıştır.

Sağlıklı beslenme dengeli olmalıdır

Yani karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, lif ve mineralleri yeteri kadar ve önerilen miktarlarda içermelidir. Bu besin bileşenlerinden herhangi birinden kısıtlı bir beslenme tarzı çeşitli sağlık sorunlarına yol acar. Örneğin son zamanlarda oldukça sağlıksız olmasına rağmen revaçta olan karbonhidrat ileri derecede kısıtlı diyetlerde kas kaybı, sıvı elektrolit bozuklukları, aşırı protein alımına bağlı kolesterol yüksekliği, böbrek taş problemi, kemik erimesi gibi sıkıntılar olabilir. Yağsız diyetlerde vücuda sadece yağlar ile alınabilen A,D,E,K vitaminleri alınmayacağı için görme sorunları, kemik erimesi, pıhtılaşma bozuklukları ve yoğun halsizlik olabilir. Yeteri kadar vitamin ve mineral almamak ise saç dökülmesi, tırnak bozuklukları, ağızda yaralar, halsizlik, yorgunluk, hastalıklara kolay yakalanma, vücutta uyuşmalar gibi durumlara yol açabilir. Günlük aldığımız besinlerin en az %55 i karbonhidrat, %15 i protein, %30 u yağ olmalıdır. Eğer bu denge bozulur ise sağlıklı ve dengeli bir beslenme olmaz.

Sağlıklı beslenme yeterli olmalıdır

Normal büyüme gelişme için ve erişkinlerde hayati fonksiyonların sağlıklı devamı için yeterli beslenme önemlidir. Her hangi bir aktivite yapmadan kişinin temel vücut fonksiyonları için gerekli olan enerjiye bazal metabolik hız denir. Kilo başına 20-25 kcal kadardır. Bunun üzerine kişinin günlük aktivite düzeyine ve büyüme çağında olup olmamasına göre belli kalori değeri eklenerek en az alması gereken kalori değerine ulaşılır. Yeterli beslenme olmaz ise çocuklarda büyüme gelişme kusurları, erişkinlerde ise kaşeksi dediğimiz aşırı zayıflık durumu ortaya çıkar.

Sağlıklı öğün düzeni

En sağlıklı ve metabolizma açısından en faydalı olan beslenme düzeni 3 ana öğün şeklinde beslenmedir. Öğünlerin arasında en az 4- 4,5 saat olmalı, sık atıştırmalardan uzak durulmalıdır. Eğer şeker hastalığı, insülin direnci yada kilo verme isteği var ise 3 ana, 3 ara öğün şeklinde beslenmek en faydalısıdır.  

Sağlıklı tahıl tüketilmeli

Beyaz un buğdayın kabuğu ve özü çıkarılıp sadece nişastasının kaldığı undur, sağlık açısından önerilmez. Sebebi ise glisemik indexinin yüksek olmasıdır. Yani barsaklardan hızlıca emilir, hızlı ve geçici bir tokluk hissi yaratır. Ayrıca buğdayın faydalı kısımları atıldığı için vitamin ve mineral kaybı fazladır. Pirinç ve patates de glisemik indexi yüksek besinlerdir. Tüketimleri sınırlı olmalıdır. Tam buğday unu, çavdar unu, kurubaklagiller, meyve gibi besinlerin glisemik indexi düşüktür, yani bunlardaki şeker kana uzun sürede karışır, bu yüzden uzun süre tok tutarlar. Ayrıca bu birçok faydalı vitamin ve mineral içerirler. Sağlıklı karbonhidratlar dediğimiz grup bu gruptur.

Sağlıklı yağ tüketimi

Yağlar doymuş ve doymamış yağlar olarak kabaca iki gruba ayrılır. Doymuş yağlar tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı gibi yağlardır. Ayrıca süt, peynir,yoğurt ve ette doymuş yağ bulunur.  Doymuş yağlar kalp damar sağlığı açısından risklidir ve tüketimi sınırlandırılmaldır.  Doymamış yağlar ise zeytinyağı, ayçiçekyağı, fındık yağı gibi yağlardır. Bunlardan en faydalısı omega 3 içerdiği için zeytinyağıdır. Trans yağ denilen çok zaralı yağ türü daha çok paketli gıdalarda bulunur. Margarinlerde miktarı giderek azaltılmıştır, bazı margarinler ise trans yağ içermez. Yine de margarin yerine sıvı yağ tercih etmek daha uygundur.

Kaliteli proteinler

Bilinen en kaliteli protein kaynaklarından biri yumurtadır. Anne sütünden sonra en kaliteli protein kaynağıdır. Bunun dışında kırmızı et, tavuk eti, balık eti, kurubaklagiller de iyi proteinlerdendir. Et ve yumurtadaki proteinlerin vücut tarafından kullanımı kurubaklagillerden daha yüksektir. Haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketimi şekeri dengeler, kolesterolü düşürür, tansiyonu düşürür, kabızlıktan korur. Özellikle kolesterolü ve kalp damar hastalığı olan kişilerin kırmızı et tüketimi olabildiğince sınırlandırılmalıdır.

Sağlıklı beslenme liften zengin olmalıdır

Lifler sebze, meyve, kurubaklagiller ve kompleks tahıllar bulunur. Vücut için önemi çok büyüktür. Lifler midede şişerek tokluk hissini arttırır. Bağırsaklarda kolesterol, yağ ve şeker emilimini azaltır. Ayrıca dışkı hacmini artırarak kalın barsak kanserine karsı koruyucu erki gösterir. Sağlıklı beslenme programında mutlaka liflere yer verilmelidir. Haftada 2-3 kez kurubaklagil tüketimi, hergün bol sebze ve en az 4 porsiyon meyve tüketimi, tahıllardan da kompleks olanların (tam buğday, çavdar gibi) tercih edilmesi lif alımını arttırıcı önlemlerdendir.

Basit şeker alımı azaltılmalıdır

Şeker normalde ekmek, sebze, meyve, tüm tahıllar, kurubaklagiller ve süt ürünlerinde doğal olarak bulunur. Bu doğal şekerler dışında şeker kamışı ve şeker pancarından üretilen işlenmiş şeker, diyetle aldığımız şekerin büyük kısmını oluşturur. Bu şekeri biz, bisküvi, çikolata, şekerlemeler, dondurma, her türlü tatlı, kek, kurabiye, hamur işleri, reçel marmelat gibi ürünler şeklinde vücudumuza alırız. Basit şeker vücut için oldukça tehlikelidir. Hızlıca kan şekerini yükseltip hızlı insülin salınımına neden olur. Buda karaciğer yağlanması, insülin direnci, şeker hastalığı, kilo alımı gibi durumlara yol açar. Kompleks şekerler ise (esmer ekmekteki şeker, meyve ve süt şekeri) gibi daha faydalı şekerlerdir. Bunlar barsaklardan yavas emilir, uzun süre tokluk sağlarlar. İnsülin piki yapmadığı için bu saydığımız hastalıklara neden olmazlar. Bazı meyvelerdeki şekerler istisnadır. Üzüm, karpuz, muz gibi meyvelerin şekerleri hızlı emildiklerinden dolayı şeker hastalarında önerilmezler.

Tuz azaltılmalıdır

Günlük tuz tüketimi Türkiye’de kişi başına istenen düzeyin yaklaşık 4 katıdır. Yüksek tuz alımı özellikle hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, beyin damar hastalıkları, şekerde kötüleşme, böbrek hastalığında kötüleşme, vücutta ödem gibi durumlara neden olabilir. Tuzlu gıdalardan uzak durmanın en önemli yolu, yemeklere tuz atmamak, kendi tabağına atmak, masadan tuzlukları kaldırmak, turşu, salamura, tuzlu zeytin ve peynir gibi besinlerden uzak durmaktır. Yemeklerde bol baharat kullanımı tuz tadına yakın tat verdiği için tuz kısıtlaması yapılması gereken durumlarda önerilebilir. 

İşlenmiş ve hazır gıdalardan uzak durulmalıdır

Gıda endüstrisinin hızlı gelişimi ile uzun süre bozulmayan gıdaların üretim gerekliliği, bu gıdalara fazla miktarda koruyucu eklenmesine neden olmuştur. Bu koruyucular sağlık açısından çeşitli riskler taşır. Özellikle kanser gelişiminde yoğun olarak suçlanmaktadırlar. Hazır gıdalar aşırı miktarda yağ, şeker ve tuz içerir. İçerdikleri yağ çoğunlukla trans yağlardır. Trans yağlar kalp damar sağlığı açısından sakıncalıdır. Yine içerdikleri yüksek tuz oranı ile hipertansiyon ve kalp hastalıklarına davetiye çıkarırlar. Aşırı miktarda ve işlenmiş şeker içermeleri nedeniyle, fazla tüketimleri insülin direnci, şeker hastalığı, karaciğer yağlanması gibi hastalıklara neden olabilir.

Genel sağlıklı beslenme önerileri

-Kahvaltı yapmadan güne başlamayın -Günlük 3 ana öğün mutlaka tüketin, öğün atlamayın. Şeker hastalığı, insülin direnci varsa veya hasta kilo verme programında ise en az 2 tane de ara öğün olması gerekir.  -Sağlıklı beslenme tabağı modeline göre tabağın yarısı sebze, 4 te biri tahıl, kalan 4 te biri et gurubu olmalıdır. Buna ek olarak her öğünde 1 su bardağı yoğurt yada süt olmalıdır. 1 porsiyon meyveyi de eklersek sağlıklı beslenme tabağını oluşturmuş oluruz.  -Güvenilir ve taze gıdalar tüketin.  -Besin etiketlerini mutlaka okuyun. Yüksek miktarda koruyucu, yağ, şeker, tuz içeren gıdalardan uzak durun. -Yememeniz gereken gıdaları alışveriş sepetine koymayın. Sağlıklı beslenme market arabasını elinize aldığınız an başlar.  -Bol sebze ve meyve almayı alışkanlık haline getirin – Sebzeler bol su ile yıkanmalı, uzun süre suda bekletilmemeli, hafif diri olacak şekilde pişirilmeli, vitamin kaybı olmaması açısından pişirme suları dökülmemelidir.  -Beyaz un, tuz, şeker ve kötü yağlardan uzak durun, hamurişi, kızartma, tatlılar, aşırı yağlı ve tuzlu çerezler tüketmeyin. Tüketecekseniz çok çok az miktarlar tercih edin. -Tuzlu turşulardan uzak durun, reçel yapmayın, meyveleri reçel yada meyve suyu şeklinde değil, taze ve mevsiminde tüketin. – Et yemeklerine ve kıyma koyduğunuz yemeklere ekstra yağ koymayın. Et tercihleriniz az yağlı olanlardan yana olmalıdır. -Kızartma mümkün ise yapmayın, nadiren yapacaksanız, yağı 1 kez kullanın. Tekrar kullanmayın. -Sokak sütü satın almayın, sokak sütlerinde bol miktarda mikrop olabilir ve bu mikropların çoğu klasik pişirme yöntemleri ile tamamen yok olmaz. Ayrıca evde kaynatma sırasında sütün besin değerinde bir miktar kayıp olur. Pastörize ve UHT sütler tercih edilmeli. – Çiğ sütten yapılmış ve olgunlaştırılmamış peynirler, brucella (peynir hastalığı) riski nedeni ile tüketilmemelidir.  -Pişirme yöntemi olarak haşlama, buharda yada fırında pişirme yapılmalıdır. Kızartma, mangalda pişirme tercih edilmemelidir. Mangal yapılacak ise ateşin köz olmasına özen gösterilmeli, et ile köz uzaklığı en az 15 cm olmalıdır. Kömürleşen et kısımları yenmemelidir.  – Balık tüketimi haftada en az 2-3 kez olmalıdır. Balık kalp damar sağlığını korur.  -Balık satın alırken tazeliğini kontrol etmek için pullarının parlak, gözlerinin berrak, solungaçlarının kapalı ve kırmızı renkli olmasına dikkat edin. -Et, tavuk, balık gibi çabuk bozulan gıdalar alışverişin sonunda alın. -Yumurta buzdolabında kendi kutusunda saklanmalı ve kullanılmadan hemen önce yıkanmalıdır. Yıkayıp dolaba koymak ve bekletmek doğru değildir.  – Et yemeklerini buzdolabında 1-2 günden fazla, diğer yemekleri 3-4 günden fazla bekletmeyin. -Buzluktan alınan besin oda sıcaklığında değil, buzdolabında çözündürülmeli, çözünmeden direk pişirmeye alınmamalıdır. Çözünen besin tekrar buzluğa koyulmamalıdır. -Hazır gıdalardan, ambalajlanmış ürünlerden, fast fooddan uzak durun. Hazır gıdaların ve fast food denilen ürünlerin şeker ve yağ oranları oldukça yüksektir, bunlar ayrıca aşırı miktarda koruyucu içerir ve bu koruyucuların sağlık üzerinde ciddi sakıncalı etkileri vardır. -Günlük en az 8-10 bardak su tüketin. Kesinlikle şekerli ve gazlı içecekler tüketmeyin. – Alkolün aşırı kullanımı karaciğer hastalıklarına ve siroza, pankreas hastalıklarına, bazı kanserlere, bağımlılık ve yoksunluğa, düşme ve sakatlıklara yol açabilir. Alkol kullanımından kaçınılmalıdır. -Piyasada bol miktarda satılan besin desteği/takviye edici gıda/bitkisel ürün gibi ürünleri kesinlikle hekime sormadan kullanmayın. Bir ürünün tarım bakanlığı tarafından onaylanmış olması sağlığa faydalı olduğu anlamına gelmez. -Yemekleri küçük lokmalar halinde, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketin -Porsiyonlarınız azaltın, mümkün ise yemek tabaklarınızı küçültün. -Asla başka şeylerle ilgilenirken yemek yemeyin. Örneğin tv karsısında, bilgisayar karsısında, cep telefonuna bakarken, birileriyle sohbet ederken yemek yemeyin. Bu şekilde yemek, yediğiniz miktarın artmasına neden olur.  -Fiziksel olarak aktif olun. Gün içinde aktif olmak için kendinize bahaneler bulun. Örneğin asansör yerine merdiven kullanın, kısa mesafelerde araç kullanmayın, toplu alışveriş yerine günlük alışverişinizi yürüyerek yapın. Bunun dışında günlük en az 30 dk yürüyüş yapmanız sağlığınıza çok büyük faydalar sağlayacak. Sevgili okurlar, sağlıklı beslenme sağlıklı bir hayatın temel taşıdır. Beslenme alışkanlıklarımızı düzeltmek bizi tüm kronik hastalıklara karşı önemli ölçüde korur.  Tıbbın babası Hipokrat demiş ki; Besinler ilacınız, ilacınız besininiz olsun…

SAĞLIKLA VE SEVGİYLE KALIN…. 

Devamını Oku

Sağlıklı ve zinde bir yaşam için…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

‘’Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’’ demiş Kanuni Sultan Süleyman. 

Sevgili okurlar, çoğumuz sağlığımızın kıymetini maalesef ancak hastalanınca anlarız. En basiti 3 gün nezle olup bütün herşeyden elimizi eteğimizi çektiğimizde, aslında rahat nefes almanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu farkederiz. Pek çoğumuz ne yazık ki hastalıklar başımıza gelmeden herhangi bir önlem alma çabasına da girişmeyiz. Çoğu zaman çevremizde gördüğümüz hastalıkların bizim başımıza gelmeyeceğini düşünür, o hastalık kapımızı çalana kadar uyarılara pek de kulak asmayız. Ne zaman ki tatsız misafirler kapıyı çalar, o zaman elimiz ayağımız dolaşır, hazırlıksız yakalandığımız bu hastalıklar bizi yavaş yavaş etkilemeye başlayınca sağlığımızın kıymetini anlarız. Ah keşke deriz ama çoğu zaman iş işten geçmiştir. 

Peki sağlıklı olmak, sağlıklı ve zinde yaşamak için neler yapmalıyız?

Öncelikle dünyada en çok hastalığa, ölüme ve sakatlığa neden olan hastalıkları, bu hastalıklara neden olan etkenleri ve korunma yollarını bilmemiz lazım. Tüm dünya genelinde en çok ölüme neden olan hastalıklar sırayla: kalp hastalıkları, beyin damar hastalıkları, kanserler, kazalar, travmalar ve kronik akciğer hastalıklarıdır. 1985 ile 2015 yılları arasında, enfeksiyonlara bağlı ölümler antibiyotik kullanımları ve hijyen koşullarındaki düzelme nedeni ile azalmış iken, kalp hastalıkları ve kanserlere bağlı ölümler önemli oranda artmıştır. 

En sık öldüren: Kalp hastalıkları

Dünyada en sık ölüm nedeni olan kalp hastalıklarından kendimizi korumamız için gerekenler,  öncelikle sağlıklı beslenmek, sağlıklı kiloda olmak, egzersizi ve hareketli bir yaşam tarzını benimsemek, sigarayı bırakmak, stresten uzak durmak, eğer tansiyon, kolesterol, şeker yüksekliği gibi hastalıklarımız var ise doktor kontrolünde tedavi almaktır. Sağlıklı beslenme denince ilk akla gelen şey tabiî ki akdeniz tipi beslenme, yani şeker, un ve tuzun kısıtlı olduğu, bolca sebze meyve ağırlıklı, kuruyemiş, balık ve zeytin yağının ön plana çıktığı, suan tıbbi çevrelerde en sağlıklı olduğu kabul edilen beslenme tarzıdır. Hayatınızdan şeker zehrini ve beyaz unu çıkardığınız zaman kendinizi ne kadar iyi hissettiğinizi göreceksiniz.

Neredeyse tüm hastalıkların ortak paydası: Sağlıksız beslenme ve obezite

Son 100 yıldır araçların ve makinelerin hayatımıza girmesi ile insanoğlu yeni bir hastalık üretti kendisine. OBEZİTE.  100 yıl öncesinde böyle bir hastalık neredeyse yok iken, şimdi dünyanın 3 te biri obez. Obezitenin en büyük sebebi sağlıksız ve aşırı beslenme, bunun yanında da hareketsiz yaşam tarzıdır. Modern hayat ile beraber aşırı gıda tüketimi normal hale geldi. Yüksek kalorili, aşırı yağlı, aşırı tuzlu beslenir olduk. Aburcubur ve fast food dediğimiz yüksek kalorili ve ucuz besinler hayatımıza girdiğinden beri yağlanma sorunu kat kat arttı. Bu besinlere ulaşım oldukça kolaydır, içine katılan maddelerden dolayı lezzetlidirler, ucuzdurlar, hızlıca ve yalancı bir doygunluk hissi sağlarlar. Bu nedenlerden dolayı bu besinlerin tüketimi özellikle gençlerde salgın boyutunda artmış bulunmakta. Bunların aşırı tüketiminin doğal sonucu da maalesef fazla kilo ve obezite sorunu olmakta. Obezitenin ise etkilemediği organ, bozmadığı sistem neredeyse yok gibi. 

Hareketsizlik

Hareketsizlik insan vücudunun tarihi gelişimine uygun olmayan bir durumdur. Zamanında besin bulmak için bile kilometrelerce yürümek ve avlamak için koşmak zorunda olan atalarımızdan bu yana genlerimiz çok fazla değişmedi. Ama hayat tarzımız çok fazla değişti. Tüm gün iş yerinde çoğunlukla oturarak çalışıyoruz. Eve giderken çoğunlukla araç kullanıyor, evde de büyük oranda TV, bilgisayar ve cep telefonları nedeni ile hareketsiz kalıyoruz. Kalp damar hastalıklarından korunma konusunda bize en çok yardımcı olacak husus egzersizi bir yaşam tarzı haline getirmek olacaktır. Kalp damar hastalıklarından korunmak için haftada en az 150 dakika egzersiz yapmalıyız. Egzersiz sırasında kalp hızı yükseltilmeli, kalp bu şekilde bir nevi zor koşullara hazırlanmalıdır. Ulaşılması gereken kalp hızı 220-yaş formülü ile belirlenebilir. Yani 40 yaşındaki bir insan haftada 3 gün kalp hızını 180 lere çıkarır ise, kalbine çok büyük bir iyilik yapmış olur. 

Beyin damar hastalıklarından korunma

Ölüme ve sakatlığa en fazla neden olan hastalıklardan bir diğeri de beyin damar hastalığı dediğimiz hastalıklardır. Kendini inme (felç geçirme) olarak gösterir. Beyin damar hastalıkları damar tıkanıklığı yada beyin kanaması şeklinde olabilir. Damar tıkanıklığının nedeni tıpkı kalp hastalıklarında olduğu gibi, tansiyon ve kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı, sigara kullanımı gibi etkenlerdir. Kanamanın en önemli nedeni ise ani olan aşırı tansiyon yükselmesi durumudur. Tansiyon yüksekliği Türkiyede %40 oranında görülmektedir. Bir çok kişinin tansiyonunun yüksek olduğunun farkında olmadığını düşünürsek bu oran aslında daha yüksektir. Hipertansiyona neden olan ana durumlar yine sağlıksız beslenme (aşırı tuzlu ve aşırı yağlı beslenme), obezite, stres gibi faktörlerdir. Hazır gıdalar, işlenmiş market ürünleri, turşular, salamuralar, restoran yemekleri yüksek oranda tuz içerir. Obezite, hareketsizlik ve stres de eklenince tansiyon yüksekliği kaçınılmaz olur.

Hipertansiyondan korunma

Tansiyon yüksekliğini önlemenin en önemli yolları, düzenli egzersiz (günlük yarım saat yürüyüş gibi), sağlıklı beslenme, kilo verme, stresten ve sigaradan uzak durma ve  tuz alımının azaltılmasıdır. Normal bir insanda günlük tuz alımı en fazla 5 gr olması gerekir iken (1 tatlı kaşığı), Türkiyede kişi başı ortalama tuz tüketiminin 18 gr olduğu saptanmıştır. Türkiyede yapılan bir araştırma 4 kişiden birinin yemeğin tadına bakmadan tuz attığını göstermiştir. Yemekler pişerken değil, tabaklara alındıktan sonra herkesin kendi tabağına tuz atması, masadan tuzlukların kaldırılması, hazır gıdalardan ve market ürünlerinden uzak durulması, zeytin, peynir, turşu gibi ürünlerin tuzsuz olarak tercih edilmesi alınabilecek başlıca önlemlerdendir.

Kanser salgın gibi artmakta

Her çeşit kansere bağlı ölüm tüm dünyada hızla artmaktadır. Bu hızlı artışın en önemli nedenleri, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, alkol kullanımında artış, radyasyon ve kimyasal madde maruziyetinde artış, bazı virüsler, hava kirliliği, uzun süre güneş ışığına maruz kalma gibi nedenlerdir. Bunun dışında bazı genetik bozukluklar kanserlere neden olabilir.

Kanserden korunmak için

Sigara özellikle akciğer olmak üzere tüm kanserlerde artışa neden olur. Dünyada önlenebilir ölümlerin en sık nedeni sigara kullanımıdır. Özellikle kalp damar hastalıkları ve kanserden korunmak için sigara kullanımı kesinlikle sonlandırılmalıdır. Sağlıksız beslenme de özellikle sindirim sistemi kanserlerine yol açar. Aşırı yağlı beslenme, rafine ve hazır gıdalar, gıdalara katılan koruyucular, tuzlanmış, tütsülenmiş ve direk ateşe maruz kalmış besinler ve etler kanser riskini arttırır. Ayrıca sebze, meyve, kurubaklagil ve kepekli tahıldan fakir, kırmızı etten zengin beslenme sindirim kanalı kanserlerine yatkınlığı arttırır. Bunun nedeni posa alımındaki azalma ve sebze ve meyvelerin antioksidan etkisinden mahrum kalmadır. Obezite sıklığı 1985 yılından bu yana tüm dünyada 2 katına çıkmıştır. Obezite bir nevi çağın vebası, neredeyse tüm kronik hastalıkların ana sebebidir. Bunlardan en önemlisi dünyada en çok ölüme neden olan kalp hastalığıdır. Ayrıca obezite, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, kolesterol yüksekliğinin ana sebebidir. Obezite ve hareketsiz yaşam ayrıca bazı kanserlerin sıklığını önemli ölçüde artırır. Bunlardan bazıları meme, kalın barsak, böbrek, prostat ve rahim kanseri gibi kanserlerdir. Obezitenin kanser riskini arttırmasının en önemli nedeni fazla olan yağ dokusundan salınan bazı hormonlar ve iltihabi reaksiyona neden olan sitokin dediğimiz maddelerdir. Bunlar hücre yapısını ve çoğalmasını etkileyerek kansere davetiye çıkarır. Beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmek bizi kansere karşı %30-60 oranında korur. Kanserlerden korunmak için tüm bu saydığımız etkenleri hayatımızdan çıkarmamız gerekir. Özellikle sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite artışı bizi tüm kanserlerden önemli ölçüde korur. 

Genetik eğilimi olan kanserler

Bazı kanserler bazı ailelerde genetik eğilimden dolayı sık görülür. Özellikle meme kanseri, bağırsak kanseri, akciğer kanseri ailesel olabilir. Eğer ailenizde bu tarz bir kanser var ise taramalarınızı kesinlikle aksatmamanız gerekir. 

Rutin kanser taramaları

Günümüzde rutin olarak taranan kanserler meme, rahim ağzı, kalın barsak, cilt kanserleri ve prostat kanserleridir. Kadınlarda en sık meme kanseri ve tiroid kanseri görülür iken erkeklerde en sık akciğer ve prostat kanseri görülmektedir. Meme kanseri taraması için her kadın ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır. Ele gelen bir kitle olur ise hemen hekime başvurmalıdır. Bunun dışında 40 yaş üstünde, 2 yılda 1 mamografi ile meme kontrol edilmelidir. Rahim ağzı kanseri için, ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra veya 21 yaşından itibaren yılda 1 kez rahim ağzından örnek alınarak bakılmalıdır. Kalın barsak kanseri taraması, özellikle ailede bu hastalık var ise büyük önem arz eder. 50 yaş üstünde yılda 1 kez dışkıda gizli kan bakılmalı, ayrıca 5 yılda 1 sigmoidoskopi (makattan barsak görüntüleme)  ile hastalar taranmalıdır. Cilt kanserleri için özellikle benlerde olan değişiklikler ve yeni çıkan cilt lezyonları konusunda uyanık olunmalı, bu tarz durumlarda hemen hekime başvurulmalıdır.  Prostat kanseri taramasında yılda 1 kez kanda PSA bakılması, makattan elle muayene ve makattan ultrason yapılması gibi yöntemler kullanılır. Akciğer kanseri taramasında özellikle sigara kullanan bireylerde aile öyküsü de varsa tomografi ile bakılabilir. Akciğer grafisinin ve balgam testinin güvenilirliği azdır. 

Enfeksiyon hastalıkları

Diğer bir hastalık grubu olan enfeksiyon hastalıklarından korunmanın yolu öncelikle hijyen koşullarına dikkat etmek, temiz içme ve kullanma suyu temin edilmesi, rutin aşıların muhakkak yaptırılması, kronik hastalık var ise özellikle zaatüre ve grip aşılarının yaptırılması olarak sayılabilir. 

Stres

Kendi başına öldürücü bir durum olmasa da psikolojik stres ve üzüntü bizde bazı kronik hastalıklara zemin hazırlayabilir. Baş dönmesi, vücut ağrısı, diş gıcırdatma, çene sıkma, hazımsızlık, baş ağrısı, kas gerginliği, uyku problemleri, çarpıntı, yorgunluk, bitkinlik, titreme, kilo kaybı ya da kilo alımı, sinirlilik, korku, ağlama atakları, depresyon, kaygı, olumsuz düşünceler, unutkanlık, konsantrasyon problemleri kronik stresin bazı bulgularıdır. Bu kronik stres kortizol hormonunu artırarak hipertansiyona zemin hazırlar. Ayrıca insülin direncini artırmak suretiyle şeker düzeyini yükseltir. Ayrıca kalp hastalıkları, obezite, depresyon gibi hastalıklara yol açabilir. Bunlarda yaşam kalitenizi oldukça bozar. Stresten korunmanın ilk yolu, stres faktörlerinin hayatınızdan mümkün ise çıkarmaktır. Eğer bu mümkün olmuyor ise stresle başetme yöntemleri denenmelidir. Bunlar arasında en önemlisi düzenli egzersiz yapmaktır. Günlük 30 dakika yapılan açık hava yürüyüşü, mutluluk hormonlarını artırarak stresi önemli ölçüde azaltır. Sigara mutlaka bırakılmalı, alkol kullanımı kısıtlanmalıdır. Ayrıca sağlıklı kiloda kalma, meyve sebzeden zengin, doymuş yağdan fakir sağlıklı beslenme de stresi azaltmada önemlidir. 

Travma ve kazalar

Diğer önemli ölüm nedeni olan travma ve kazalardan korunmanın en önemli yolu hepimizin bildiği gibi özellikle trafik kurallarına uymak, günlük yaşamımızda travma unsuru olabilecek etkenlerden uzak durmaktır. Özellikle yaşlı kimselerde düşme yaralanmalar önemli sakatlık ve yatağa bağımlılık, hatta ölüme neden olabilir. Bunu önlemek için yaşlıların yaşam alanı olabildiğince güvenli hale getirilmelidir. Özellikle tansiyon ilaçları, idrar söktürücü gibi ilaçlar tansiyon düşüklüğüne neden olup düşme ve sakatlanma riskini artırabilir. Bunu önlemek için bu tarz ilaçları kullanan yaşlılar yakın hekim kontrolünde olmalıdır. Düşme sonrası yatağa bağımlılık meydana gelmesi durumunda bu hastalarda akciğer enfeksiyonu, akciğere pıhtı atması gibi ölüme neden olabilecek durumlar meydana gelebilir. Sevgili okurlar, gördüğümüz gibi sağlıklı ve zinde bir hayat için yapmamız gereken şeyler ve almamız gereken önlemler aslında çok basit. Kendiniz ve geleceğiniz için sağlıklı bir vücuttan daha kıymetli bir yatırım olamaz sanırım. Sağlıkla ve sevgiyle kalın… 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.