Bölge Haberleri

Son Yorumlar

Kullanıcı Girişi



Düzce İl Haritası

Haber Manşetleri

<?php echo $mosConfig_sitename; ?> Untitled Document
Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta

Hava Durumu

Ali BEŞER


AKIL VE APTALLIK Yazdır e-Posta

Berber, traş ettiği iş adamına, sokaktan geçen bir çocuğu gösterir. “Bak şu çocuk, dünyanın en aptal çocuğudur” der. “Göstereyim istersen.”

“Ali, oğlum buraya gel...”

Çocuk, şaşkın, korkak içeri girer. Sağa sola ürkererek bakarken, berber de işadamının kulağına eğilerek “Gör şimdi” diye fısıldar. Sonra bir eline beş lira, ötekine 50 lira koyarak çocuğa uzatır.

“Bunlardan hangisini alırsın” diye sorar. Çocuk şaşkın, bir birine, bir diğerine bakar ve beş lirayı alır, kaçar gibi dükkandan çıkar.

Traşı biten iş adamı yolda yürürken, ileride oynayan çocuğu görür. Yanına yaklaşır ve sorar: “Merak ettim, niye elli lirayı değil de beş lirayı aldın”

Çocuk cevap verir: “Elli lirayı alsam oyun biter”

+++

Akla hemen, kim akıllı, kim aptal sorusu geliyor.

Kavramlar karıştı.

Ama şu gerçek, herkes birbirini kullanıyor. Kendini akıllı zanneden de, aptal olanda.

Çok fazla fikir yürütmeden birkaç düşürden birkaç söz ile bu haftaki yazımı tamamlıyorum bende. Zira uzatırsam içinden çıkamayabilirim:

+ Akıllı adam,aklını kullanır;daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.

+ Kendini akıllı sananlar kadar,dünyada aptal yoktur.

+ Aptallık yüzünden namuslu olan pek çok insan vardır.

+ Aptal görünmeye cesaret etmek büyük bir akıllılıktır.

+ Aptal,kendisinin akıllı olduğunu zanneder;akıllı adam ise kendisinin aptal olduğunu bilir.

 
AYIP GERÇEKLER Yazdır e-Posta
 
BİZİM LİDERLER BÖYLE... Yazdır e-Posta

İktidar  partisi lideri ile ana muhalefe partisi lideri söz düellosu yapıyor. Söz düellosu gibi ama biraz da geyik muhabbeti…Başka ülkelerden bu görüntüye bakarsanız “neyi paylaşamıyorlar” dersiniz. İkisinin de tek hedefi ve amacı hizmet değil mi. Peki bu çekişme niye…

Üstelik seçimle hiç ilgisi olmayan bir referandum yüzünden. Sanırsınız ki, referandumu kazanan iktidar olacak.

Biri diyorki, evet derseniz, fındık fiyatınız artacak mı. Öteki diyor ki sen ne bilirsin, memurluktan başka bişey yaptın mı. Diğer tarafta da kaç bin dolarlık ev, karşısında kaç liralık kooperatif hissesi, tartışmaları yapılıyor.

Dışarıdan bakanlar, yine diyecekler ki, bunların işi gücü yok, ülkenin sorunlarını halletmişler, birbirleri ile vakit geçiriyorlar.

+++

Ağacın gölgesi dibine vurur.

+++

Yukarısı böyle olursa, aşağısı elbette farksız olur. Mesela, Düzce’nin bir numaralı vekili diyorki, “Ben tabanın vekiliyim, istesiniz de istemezseniz de ben sizin vekilinizim.”

Bir dönemde Barış Manço’nun benzeri Barbaros Hayrettin’in dillere dolanan bir şarkısını hatırlattı:  “Ben sizin babanınızım, ben ne dersem o olur…”

Siz ne derseniz deyin, ben bildiğimi okurum der gibi.

+++

Konuşuyorlar, vatandaşlar dinliyor.

Vatandaş istiyor, vaat ediyorlar. Ortada henüz bir şey yok.

Muhalefet konuşuyor: Ne yaptınız?, İktidar cevap veriyor: ne yapmadık.

Muhalef soruyor:  Yaptıklarınızı söyleyin bakalım.

İktidar ısrar ediyor: Yapmadıklarımızı söyleyin, yaptıklarımızı söyleyelim.

+++

Önce referandum, sonra seçim… Önümüzdeki günler siyaseten hareketli geçecek. Siyaset dediğin, işte böyle 4 yılda bir vatandaşın ayağına geliyor.

Her yer güllük, gülistanlık olarak.

+++

Bildiğiniz bir şeyi çok kolay anlatırsınız. Ama karşıdaki bunu bilmiyorsa, kolay anlayamaz. Bu durumda, doğruluğuna inanmak daha kolay gelir.

İktidara göre:  Güllük, gülistanlık bir ülkedeyiz. Sorun yok, ufak tefek şeyler sorun olmasın…

Muhalefete görede:  Battık, batıyoruz. Her şey felaket...

Demekki, iktidar hizmeti biliyor, muhalefet yapılmayanı...

Ama biz galiba ikisini de bilmiyoruz.

Eğer siz de bilmiyorsanız, ikisine de inanmak zorundasınız. Başka seçeneğiniz yok. Yani, ya evet. Ya hayır.

 

 
BİR KÖPEK VE BİR İT Yazdır e-Posta

“Bir köpeğin dostluğu, bir dostun köpekliğinden iyidir”
...
Ne garip ve ne acı değil mi... Köpeğin dostluğu...  Köpek dost, it düşmandır ama.

Aynı aile sayılsalar da, it biraz gelişmemişidir. Mesela Köpek, başka bir köpeği ısırmaz, korur, sever, yardım eder. Ama it, saldırır, parçalar, hayat hakkı tanımaz.

Bu yüzden insanoğlu da en yakın dostunun düşmanını sevmez, onu hakaret sözcüğü olarak kullanır.”it” diye aşağılar

Bende burada birilerine it kadar bile olamıyorlar diye seslenmek istiyorum.

Daha ağır bir hakareti varsa onu da ekliyorum.

İnsanın sabrı taşar ya bazen, gözü görmez.. Kusura bakmayın şu an öyleyim.

Üç yıldan beri bu birileri benimle çok uğraşıyor. Bunların yüzünden iki yıldan beri valilik ile aram açıldı. Sonuçta mağduriyete uğratıldım.

Şimdi de, matbaa binam ile uğraşıyorlar.

Belediyeye şikayet ettiler, Savcılığa şikayet ettiler, Vee,  belediyeyi de içişleri bakanlığına şikayet ettiler. Hakkımda işlem yapmıyor diye.

Bunlar belediyenin dostu biliyormusunuz. Yaranmak ve menfeatlenmek için neredeyse sokakları yalayıp temizleyecekler. Ama “Düzce belediyesi depremden bu yana şehir içindeki prefabrikleri yıkmıyor. Özellikle Damla Gazetesinin prefabrik binasına, ayrıcalık gösteriliyor” gibi ifadelerle kullanıyorlar. Gözleri o kadar dönmüşki belediyeyi şikayet ettiklerini dahi bilemiyorlar ve yaladıkları sokağı pisliyorlar.

Bunlar, Damla Gazetesi’in o prefabrik (!) dedikleri  binasının hukuki durumunu bile bilmiyorlar.

Bana karşı nasıl ne yapacaklarını şaşırdılar. Bir süre önce Düzce’deki bir görevli hakkındaki yazılarımıza, 14 dakika içinde 7 ayrı isimle ama aynı bilgisayardan sözde tepki gösteren ifadeler ile koruma çabası gösteren bunlar. Halkın tepkisi diye gösterecek ve o kişiye “Bak halk senin yanında” diyecekler.

Sözde bana “Menfeat sağlayamadığın için bunları yazıyorsun” derken, menfaalendikleri kişiyi  koruma çabasına girdiklerini fark edemeyecek kadar cahil ve aptal  bunlar. Ve şerefsiz..

Çünkü, bunlar menfeatleri için onurlarını bile satıyorlar. Nasıl el pençe durduklarını, o kişilerin havlularını bile kuruttuklarını bilmeyen var mı.

İt, evet bunlar “it” bile olamaz…

Ağızlarındaki salyaları kafalarını sağa sola sallayarak etrafa saçtıktan sonra, bişey yokmuş gibi yollarına devam etmeleri doğal halleri bunların.

Kimler mi bunlar…

Yaptıkları için başkalarının adını kullanacak kadar korkak, yapmadık diye inkar ederek bunun için  yemin edecek kadar izansız, yüzüne karşı en ağır küfürleri savuranı sarılıp öpecek kadar da onurundan yoksun bunlar.

 
BALIK VE KAVAK AĞACI Yazdır e-Posta

Deyimi bilirsiniz; Balık kavak ağacına çıkarsa.. diye. Olması imkansız şeyler için söylenir.

Düsiad’in geçen hafta içinde okuduğum bir haberinden aklıma geldi bu deyim. Yol istiyorlar. TEM’den organize sanayiye bağlantı yolu istek kervanına onlarında katıldığını üzülerek gördüm.

Celalettin Özdal’ı hatırlarsınız.  Kimilerine Düzce’nin en başarılı ve gelmiş geçmiş en iyi bürokratı. Onun döneminde başladı Organize Sanayi öyküsü.

Astaldi Firmasının Tem yolu yapımı için toprağını aldığı boş alana organize sanayi kurulması önerildi. Köstebek yuvası gibi arsa ne olacaktı tabi. Öneri kabul gördü. Arsa bedava idi, devri alındı. Parsellendi. Alan aldı, kalan parseller içinde organize sanayiye gelecek yatırımcılar arandı. Alt yapı için metrakaresine 5 dolar istenirken, daha sonra bu rakam 10 dolara çıkarıldı.

Derken, bağlantı yolu gündeme geldi. Sanayi arsaları cazip olacak kalan parseller satılacaktı bunun içinde TEM’den organize sanayi bölgesine bağlantı yolu yapılmalı idi. Ve Özdal, Düzce’den bir heyet ile Ankaraya gitti.

Yanındakilerden canlı dinledim. Celattin Özdal’ın Tem’den bağlantı yolu talebi, bakanı ve yanındakileri şaşkınlıkla birbirine baktırdı. “Bu adam ne diyor” der gibi.

Siyaset işte burada devreye giriyor. Teklifiniz güzel, bunu bir düşünelim gibi nezaketen bir cevapla heyet Düzce’ye döndü. Özdal, bu gafı ile belki de daha üst görevleri kaçırmış oldu.

Evet, uluslararası bir yoldan, şehir girişleri dışında ve karayollarının belirlediği dinlenme alanları dışında hiçbir yere giriş verilemezdi. Bugün de böyle…

Kaldıki, o günden beri, Düzce’ye giriş yolu verilmemişken, hala geçici giriş yolu kullanılırken, organize sanayiye  bağlantı istemek Balığı Kavak ağacına çıkarmak gibi bir şey…

Düsiad’ın bunu nasıl düşenemediğine şaşırdım doğrusu.

Ama, haklılar çünkü, yaklaşık 15 yıldan beri, herkes TEM’den bağlantı istiyor.

Birgün Düzce’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan Ticaret Odası başkanı ile bunu konuştum. Dediki, “Biz organizeye onayı alırsak, tabii ki Düzce bağlantısı yaptıktan sonra yan yollar ile bağlantı vereceğiz.”

Hala anlamadım. Organizeye onay alınacak, Düzce’ye bağlantı yapılacak ve yan yollar ile organizeye ulaşım sağlanacak.

Doğru,  bugün, Bayındırlık Bakanlığı teklife olumlu bakıyor, Karayollarından onay alınmış (!)…

Düsiad haklı, çünkü milletvekilleri de Sanayı Bakanını ve Karayolları Genel Müdürünü Düzce’ye davet edip yerinde inceleme yaptırmışlardı.

Bakan isteği haklı bulmuş, gerekenin yapılacağını söylemişti.

Peki, niye yapılmıyor.

Belli ki  balığın kavağa çıkması bekleniyor.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 8