|
Zekeriya MORGÜL from sakarya | Tarih: Cts 04 Eyl 2010 12:44:17 EEST TARİH : 02.09.2010 KONU : Düzce İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nün Mal alımlarında uyguladığı esaslar hk. Satın yetkili, Ben bir esnafım. Düzce il sosyal hizmetler müdürlüğü yakın dönem içerisinde Hilmi çilingir huzurevi’nin 2. Etabının inşaatını bitirmiş ve düzce Sevgievinin ilk etabının inşaatlarını bitirmiş veya bitirmek üzeredir. Bizde esnaf olarak sözkonusu yerlerin tefriş işlerine talip olduk ve 3 aydır takip etmekteydik. Sözkonusu iki yerin tefrişlerinin toplamı yaklaşık 500-600.000.-TL civarındadır. En son 01.09.2010 tarihinde sözkonusu kurumun müdürü ile görüştüğümde işleri ihale etmek için firmayı belirlediklerini dolayısıyla bizden teklif almayacaklarını ifade etmiştir. Kurumunun niçin böyle bir mal alımına yöneldiğini sorduğumda ise kendi taktirlerinin bu yönde olduğunu ifade etmiştir. Firmamızın DMO’da katalogları bulunmaktadır. Bununla birlikte firmamız ofis mobilyaları firmalarının içerisinde, Türkiye’de ilk 3’te bulunuyor. Hastane demirbaşları üreten firmamızın yine DMO’da kataloğu bulunmakta bu söktörün içerisinde yine ilk 3’te bulunmaktadır. Bu hususları kurum müdürüne ilettiğimde, yine taktirinin bu şekilde olduğunu ifade etmiştir. Bizim firmamızdan fiyat teklifi almadığını ve ürünlerimizi görmediğini dolayısıyla ürünlerimizin kalitesi ve satış sonrası hizmetleri hakkında fikir sahibi olmadığı belirttiğimde ise, firmamızın ürünlerinin kaliteli olduğunu bildiğini, fiyatlarını da bildiğini buna rağmen fiyat teklifi almaya gerek görmediğini ifade etmiş ve son sözünü söyleyerek görüşmeyi bitirmiştir. benim kurum müdürünün odasında olduğum sırada adını bilmediğim bir memur gelerek yetiştirme yurtlarında kalan yetim çocukların giyim eşyalarını her seferinde aynı yerden aldıklarını bu kez İstanbul ve Ankara firmalarından almayı istediklerini yada satınalma muayene ve kabul komisyonuna isminin yazılmasını istemediğini kurum müdürüne iletmiş fakat kurum müdürü, ilgili memura sen bu işlere karışma biz o konuyu hallederiz şeklinde bir ifadesi olmuş ve memuru odadan çıkartmıştır. Sonuç olarak bütün bu durumları üst üste koyduğumda, ilgili kurumda kanuna uygun satınalma yapılmadığı, hattı zatında bu durumdan kurum içerisinde ki memurların da rahatsızlık yaşadığı düşüncesi bende hasıl olmuş ve bu yazıyı yazma durumu ortaya çıkmıştır. Ben hem bir esnaf olarak hemde bir vatandaş olarak sözkonusu kurumun ne şekilde bir satınalma süreci yaptığını öğrenmek istiyorum. Buna göre; 1. Sözkonusu kurum satınalmalarını hangi kriterlere ve hangi malı, hangi şartnameye göre satınalacağına nasıl karar vermektedir? 2. Kurum müdürünün huzurevi için almaya karar verdiğini ve şifaen belirttiği KENMAK hastane ürünleri adlı firmanın ürünlerini almak için neye göre karar verdiği, 3. Kamu kurumlarının satınalma esaslarından olan rekabet ortamı yaratma esasını neye göre yaptığı, hangi firmalarla rekabet ortamı sağladığı, 4. Huzurevine alınması düşünülen 3 motorlu karyola yerine, 4 motorlu karyolanın tercih edilmesi hangi usüle göre yapıldığı -ki 4 motorlu yatak genelde yoğun bakım ünitelerinde kullanılmaktadır- 5. Yine 4 motorlu yatak alınacaksa bile, neden muadilleri arasından pahalı olan seçilmektedir. 6. DMO vasıtasıyla alınacaksa bile, DMO mevzuatına göre 90.000.-TL nin üzerinde ki alımlarda (bu rakam 2009 içindi) DMO’ya müracaat ederek sözkonu ürün için pazarlık yapılması ve ihale açılması gereklidir. Bu pazarlık ortamı için DMO’ya başvurulmuşmudur. 7. 3 motorlu yatak ile 4 motorlu yatak arasında firmalara göre 1.000.-TL ile 1.500.-TL fiyat farkı vardır. Bu en düşük fiyat farkına göre hesaplandığında 72.000.-TL ek maliyet oluşturur. 4 motorlu yatağın da genelde yoğun bakım ünitelerinde kullanıldığı düşünülürse yetimin ve yaşlının kurumu olan sosyal hizmetler böyle bir alımı neden yapmaktadır. 8. Kurumun müdürünün DMO alımlarında taktir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir hakkını pahalı üründen yana kullanması ve rekabet ortamı yaratmaması ne kadar etiktir. 9. Bunlarla birlikte kurumun birçok satınalmasından biri olan bu satınalmada bu şekilde davranıyor olduğu düşünülürse, diğer birçok satınalmasının ne şekilde davranıldığı tarafımdan merak edilmektedir. Sayın yetkili, Bu husuların aydınlatılması hem vatandaş olarak hem de bir esnaf olarak benim en doğal hakkımdır. Dolaysıyla yetkili makamlar olarak bu konuda bana yardımcı olmanızı arzu ederim. Saygılarımla, Zekeriya MORGÜL Cep tlf : 0532-420 68 48 |
 | |
HALUK ŞAHİN from UZUNMUSTAFA | Tarih: Cts 28 Ağu 2010 19:35:47 EEST İYİ GÜNLER... DÜZCE ANITPARK'TA DEVAM EDEN BU REZİLLİĞE KİMSE DUR DEMİYECEK Mİ ? DÜZCE'MİZİN MERKEZİNDEKİ BU GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ NEDİR BÖYLE ? SİZ YEREL BASIN OLARAK ANITPARK'IN NEDEN BU HALE GELDİĞİNİ HALKA ANLATMAYACAKMISINIZ ? BU İŞE KİMLER GÖZ YUMDU ? LÜTFEN BASIN OLARAK BİZLERİ AYDINLATIN... İYİ ÇALIŞMALAR |
 | |
Murat AŞIK from AKÇAKOCA/DÜZCE | Tarih: Sal 24 Ağu 2010 14:13:05 EEST Sayın Aşık, Yazılarınız için teşekkür ederiz. Ancak, aynı konuda ve siyasi propaganda niteliği taşıdığı için bazı yazılarınızı yayınlayamıyoruz. Bu köşe, yerel sorunlarda ve yerel konularda halkımızın görüşlerini paylaşmak amacı için kullanılmaktadır. Bilgilerinize. Hayırlı günler... |
 | |
Murat AŞIK from AKÇAKOCA/DÜZCE | Tarih: Sal 06 Tem 2010 13:47:35 EEST ONLAR ÖNDERLER VE ONLAR ÖNDELER! Sevgili dostlarım. Yeni ama acılarla dolu bir haftayı daha birlikte ifa etmek için sizlerle yine buluşmuş olmanın sevinci içerisindeyim. Sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi paylaşmak için sizlerle bu yazılarımı paylaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Gün geçmiyor ki şehit vermeden günü geçiremiyoruz. Mevla’m hakkımızda hayırlısı ne ise onu taktir eder İnşa Allah. İşbirlikçi düzenler, statükocu rejimler, gardiyan devletler, adı zulümle anılan hükümetler, cennet satan ruhbanlar, karşılarında Kutlu Nebileri buldular. Yalnız O’na inanan ve yalnız O’ndan yardım isteyen Resuller, şehit edildiler, açlıkla imtihan edildiler, ihanetle denendiler. Yurtlarından çıkarıldılar, işkenceye çekildiler, iftiraya uğradılar; yılmadılar. ‘Konjonktür’ bilmezler, ‘reel politik’ tanımazlardı. Özgürlük, mancınıkların ucunda, geminin güvertesinde, bir derin kuyuda, suya bırakılan sandıktaydı. Seylan’da, Tuva’da, Urfa’da, Eriha’da, Kenan ilinde, Hira’da, Hudeybiye deydi özgürlük. ’Sağ eline güneşi, sol eline ay’ı verseler’, dönmemekti. ‘Haberleri’ geldi, Yüce Kitap’la birlikte. Aşık oldu insanlık. Tutkuya dönüştü, bir sevda oldu. Gemilerle yayıldı, atlılarla ulaştı uzak illere. Uzaklık göreceydi, ‘uzak’ bazen yanı başındaydı. ‘Yakın’ en uzak yerdeydi. Ordular toplandı, kılıçlar çekildi, miğferler takıldı, zırhlar giyildi, ‘sözün bittiği yer’de adaletin bükülmez bileği konuştu. Gücün Sahibi Adına… Karşılığını ötelerde arayarak ‘bir başkasına’ yardıma koştular. Kurtardığı, engizisyondan kaçan Yahudi, İngiliz’in açık cezaevine çevirdiği İrlandalı, korsanlara direnen Açe’liydi. Devran döndü. Haçlı başkaldırdı, ittifak yaptı. Hendek’teki ihanet hortlamıştı, yeniden. Beni Kurayza, Fransa’nın yanındaydı. Limon Von Sanders’in Çanakkale’de ne işi vardı? (Sevr’de İttihatçının danışmanı, siyonist Haim Naum’du.) Türkiye’yi kurtaracaktı(!) İngiliz’e peşkeş çekilen Filistin, Yahudi’ye terk edilen Hicaz, bir Tek Parti oyunuydu. İsrail’i ilk, Cezayir’i en son tanımak redd-i mirastı. Tarihi red, vahyi red, insanı reddi. Sevgiyi red, onuru reddi. Oysa, ‘Bütün onur Allah’a, Resul’üne, mü’minlere ait’ti. ‘Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Kim onları dost edinirse, o da onlardan’dı. Ve, ‘Sen onların dinine girmedikçe, onlar senden asla razı olmazlar!’dı. Papaz şapkası giysen bile! Olan oldu. Kudüs’ün, Ramallah’ın, Gazze’nin sabahı çığlık, öğlesi kıtlık, akşamı açlıktı. Gücünü, başka değil, 206 ülkeye(!) yolladığı piyonlardan alıyordu İsrail. Kimine cumhurbaşkanı, kimine başbakan, kimine bakanlar kurulu atamış, rol biçmişti. Esin, yağın, gürleyin! Halkınıza başka konuşun, bizimle başka anlaşın. –ecek, -acak deyin, yapmayın. Hatta o kadar ileri gidin ki, hainlikle suçlayın, bizi. Maksat kötülük olsun. Yaptırıma gelince, zamana yayın. Nasılsa gündem değişir. Unutur, halkınız. Sonra ligler başlar. Fikstürler gezer ceplerde. ‘En büyük kim?’ yarışına girerler. Gizli şirk yakalarını bırakmaz, fena mı? Unutmamıştı onlar. Seküler hayat inat, Al-i İmran 104 diyorlardı. Bir sabah evlerinden çıktılar. Ali Haydar, İbrahim, Cevdet, Çetin, Necdet, Furkan, Fahri, Cengiz, yine Cengiz… Diyarbakır’a, Istanbul’a, Adana’ya, Malatya’ya, Kayseri’ye, Adıyaman’a, İzmir’e, İskenderun’a… insanlığı miras bıraktılar. Şehit kentler, şahitlerini uğurladı. Varsın tabelada başka yazsın, hep onlarla anılacak şehirler, bulvarlar… Fetih’ten sonra İstanbul, yeniden yaşadı, o anı. Ulubatlı, sancağı Cevdet’e bırakmıştı. Cevdet en önde, şehir adeta ayaktaydı. Davudi sese ses katan milyonlar: Seni bir bomba gibi, taşımak bu göğüste! Bir EbuBekir(RA) kıldı, bir Ömer(RA) kıldı beni!’ En büyük kazanca hasretti Furkan! Yurtların En Güzeli’ne kavuşmuştu. Hanzele Kent’ti, bundan böyle, Kayseri’nin diğer adı. Gaziler vardı, şehidin başı kucağında, şahitliğe selam duran… Bülent’ti, Ali Ekber’di, Abdülhamid’di, Hakan’dı, Sümeyye’ydi… Beş yüz gazi, beş yüz beldeye girdiler, bir akşamüstü. Anadolu, Gazze oldu. Gazze, Anadolu… Sınırlar mı? Yok artık. Yüz yıllık masal bitti. Acı bitti. Utanç bitti. Böl, parçala, yut! Bitti. Parçala Lozan’ı, kaldır sınırları! Ve yeniden anlattılar dünyaya: ‘Biz halkız! Sermayemiz bedenimiz, şahadet kar’ımız! Allah ve Resulünedir ita adımız. Bu dilek ve temennilerle Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Güzel ve mutlu bir hafta sonu diliyorum. Sağlıcakla kalın. HAKKA HAKKIYLAKUL, HABİNE ÜMMET VE KUR’ANI KERİM’E RAM OLABİLMEMİZ DUASIYLA. |
 | |
Salih İşgören from Düzce | Tarih: Cts 26 Haz 2010 23:07:46 EEST http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/526866-ciftciye-milyonluk-ab-destegi adresinde paylaşılan bilgiyi lütfen tarım il müdürlüğüne gönderin ve çalışmayan il müdürlüğünün bu katkıdan halkın yarararlanması için gereken teşviki gösterin. Sizlere inancım tam. Lütfen gereğini yerine getirin. Malum valilik ve il tarım müdürlüğü yeterince yeterli değil. Bunun ilimize faydası tartışılamaz bile. |
 | |
Murat AŞIK from AKÇAKOCA/DÜZCE | Tarih: Cts 26 Haz 2010 00:35:18 EEST HALA UYANMAMIZ İÇİN BAŞIMIZA TAŞMI YAĞMASINI BEKLİYORUZ.! Sevgili dostlarım, yeni bir haftaya daha acılar ve sıkıntılar içerisinde giriyoruz. Her gün kan ve gözyaşı, uyanmaktan korkar hale geldik. Gazetelere ve TV lere bakmaktan nerdeyse hicap duyar olduk. Mevla’m bizlere uyanmayı ve aklımızı başımıza almamızı nasip etsin. AMİN Haberin yok, darbe sana yapıldı. Sen uzaklaştın özünden, ben değil. Seni kopardılar gülünden. Ali’den, On İki İmam’dan, Al-i İmran’dan… Uzaklaşan sensin. Ben değil. Sanın gitmiş, adın kalmış sadece. Emin ol, bana bir şey olmadı. Görünürde baskı gören benim. Benim, diyar diyar dolaşan. Sana jurnal teklif edenler, benim semtime bile yanaşmadı. Sağ eline ay’ı, sol eline güneşi verseler dönmeyecek bir Kutlu Önder’e tutkulu, bu gözler. Sen kaçım kaçım kaçarken bir suçlu gibi, ben başı dik dolaşıyorum, bulvarları, caddeleri ve sokakları. Eğri oturalım, Ama konuşalım, dosdoğru. İlkeler batağında yuvarlanmazdan evvel, çok değil bir asır önce, ağzı dualı gönlü imanlı dedelerin vardı. Eve sağ ayakla girer, şükrederdi nimete. Sabah’ın ardından Haşr, Öğle’nin peşinden Fetih, İkindi’den sonra Amme, Akşam’dan çıkınca bir kez daha Haşr, Yatsı’dan itibaren Amenerrasulü okurdu. “Su, ateş ve toprak insanlığın ortak malı!” derdi. Gecenin bir yarısı ark’a gider, gever’e giden suyu kesen haramiyi fena hırpalardı. “Senin olmayanı ne hakla kıskanıyorsun. Şu âlemde neyin var, söyle bakalım!” zılgıtını yiyen, bir daha kolu komşunun hakkına giremezdi. Komşu hakkından bahsederken, "Neredeyse komşuyu komşuya varis kılacak" bir İnsanlık Öğretmeni’ne sahipti. Kapısına kürekle geleni, köz’le gönderir. Olmadı, ateşin bağrını deşerdi. “Boş çevirmek olmaz’dı. Tarla tump davasında ara bulur; kan gövdeyi götürmeden, kin’i götürürdü yürekten. Osmanlı, nizam-ı alem için asker çıkarınca koşardı, ön safa. Hak için sancak açmış neferlerin arasında kaybolur giderdi. İsimsiz kahramandı. Bütün isimler bir isimde toplanmıştı, adı "Mehmet"ti. Bir cephe gerisinde, Hakkârili Şeyhmus, Tuncelili Düzgün, Aydınlı Murat… Dün’ü an ile buluştururken, katılırdı araya. Cenk name’den ezberine geleni anlatır, boğazına dolanan hıçkırıktan sonunu getiremezdi. “Savaş bitti, terhis başladı!” nidası duyulur duyulmaz köyüne döndü. Yorgunluğu çıkmadan, “Seni ilçeden çağırıyorlar!” sesi yankılandı. Emir demiri keserdi. Üç gün var ki ne bir haber, ne bir selam. “Yeni konsept babanıza uygun değil. İstirahat(!) edecek yanımızda. Taze güç lazım bize. İç düşman’a göre ayarlayacağız, kendimizi. Sakın Piranlı Hoca’ya uymayın. Yanmayın onunla birlikte.” “İyi de Piranlı Hoca’yla derdimiz yok bizim.” Taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmazken elinden bir şey gelmedi. Aklın karıştı. Değiştiremeyen değişirdi. Uydun kalabalığa, başladın hain kahraman edebiyatına… Çok değil, on dört sene sonra Munzur’da, Ali Boğazı’nda, Dersimde, Ovacık’ta… aynı tezgah kurulurken dank etti, kafan. “Demek konsept dedikleri buymuş. Buymuş, halkları önce bölen, sonra düşman kılan. Sustukça, sıra sana gelirmiş. Harp Oyunuymuş bunun adı.” İyi hoş, bir Harp Oyunu da Edirne’nin ötesi için kursalarmış ya… Olmadı, Ahıska’nın hürriyeti… Olmadı, Kıbrıs… Olmadı, Musul Kerkük… Olmadı On İki Adalar için… “Dedemin mezarı nerde?” “Biz babana zor bulduk, kaldı ki deden!” “Bu ses de ne!” “İhtilal, ihtilal… Gitsin Celal, gelsin Cemal…!” “Celal"e bir şey olmaz. Olursa Adnan"a olur. Celal, mason nitekim.” “Mason da ne?” “Siyon’un parlak yıldızı. Kanuni’ye öz oğlunu boğdurtan, Lale Devri’ni başlatan, Tanzimat’ı hazırlatan, gâvurun hatırına Mebus an’ı açtıran, Kızıl Sultan’ı(!) hal eden, sonra pay-i tahtı halleden… Ülkeyi Balkan Savaşı’na sokan, cephede alınanı masada kaptıran, ithal kanun hazırlatan, Mecelle’yi yasaklatan, ırkçılığı hortlatan, etnik kavga başlatan… Terazi’yi takvim’i değiştiren, ucube bir tip üreten, Alisiz Aleviliği pompalayan, Tek Parti’ye arka bahçe yapan… Başsız gövde misali…(”Mustafa Kemal Atatürk’ün Masonluğu yasaklamasındaki gerçek bu işte) “Bu kadar uzun mu mason’un eli?” “Sana bu soruyu sorduran da mason!” “Nasıl yani?” “İsimlerinin geçmesinden hoşlanırlar. Haz verir onlara. Böylece korku yayılır, halkın yüreğine. Gizem katarlar ki hallerine, sinsin insanlık. Çekilsin dört duvarın ardına. Listeler yayımlarlar ara sıra. Zannedersin bütün idareler onların. Niyetleri pasifize etmek. Bu çağın vebası bunlar. Oysa Âlemlerin Efendisi, Bizans’ı alt etmiş, Sasani’yi yok etmiş, bu günün abd’sini tar u mar etmiş. Ömer’in Orduları Kafkasya’ya dayanmış! Kim korkar, hain kurttan!” “Bugünü konuşalım, biraz da…” “Bu denli acıdan sonra, "sevincin kalesini kurmak" elimizde. 27 Mayıs’ın 40. yılı. O güne varmadan atılmalı adımlar, cesurca. Varabildiği yere kadar gitmeli. Yüz yirmi bin mahkûm, tahta bavuluyla ayrıldığı yuvasına varmalı. Kapıyı bir umutla çalmalı. “Allah’ım, neydi günahım! Ben nerde yanlış yaptım!” demeli. Gecenin bir yarısı gözünü açtığında, isli lambaları, demir ranzaları değil, nicedir okumadığı Mushaf’ı görmeli. Zaman bir imkândır. İnsan bir imkândır. Aile bir imkândır. Selam bir imkândır. Hayat bir imkândır. Vahiy bir imkândır. Hukuk, silah olmaktan çıkmalı. Yargılamak için değil, fırsat için olmalı, devlet. Sabıkalı, titretmeli yüreğini, devletlinin. "Her günahta ben varım! demeli. Herkes bir adım atmalı. En çok da yasak koyucu(!) Uzaklara barış dağıtan, kendini nasıl ihmal eder? Terör, kan, gözyaşı… Lügatlerden çıkmalı. Tarihi buluşma, dünyaya örnek olmalı. Empatisi olmayanın sempatisi olmaz. "Öteki" bir candır. "Ötelenmiştir" zamanla. Öte’ye beriye savrulmuştur, bir anda. Tayfunun önünden almalı. Sen de onun "öteki’sisin, bir anlamda. Irklar üstü, diller üstü bir medeniyete başkentlik yapmalı, Ankara. Üç kıtaya hükmetmiş bir ülkenin çocukları, “Nerede kalmıştık?” demeli, yeniden. Ensar ile muhacir misali kaynaşmalı. Mekke’nin Fethi’nde, "Ey Mekkeliler! Sizden kim Mescid-i Haram'a girerse emniyettedir. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse emniyettedir. Hepiniz hürsünüz. Size bugün bir kınama yoktur. Umulur ki Allah sizi affeder. Çünkü O, merhamet edenlerin en merhametlisidir." Çağlar üstü Fermanı’na kulak kesilmeli Anadolu. Fethe odaklanmalı, yeniden… Yetmiş iki milyon altı yüz seksen bin olmuşken… Hakka ve Adalete teslim olmak için hala ne bekliyoruz ki… Kalın sağlıcakla… HAKKA HAKKIYLA KUL, HABİBİNE ÜMMET VE KUR’ANI KERİM’E RAM OLMAKTIR KURTULUŞUN ADRESİ. |
 | |
Düzceli_81 from Merkez | Tarih: Cum 18 Haz 2010 01:24:16 EEST Düzeltme: şaban dişli akp genel başkan yardımcılığı görevinden istifa etmiştir. |
 | |
Düzceli_81 from Merkez | Tarih: Prş 17 Haz 2010 23:53:35 EEST Ben bu kısma Düzcemizle ilgili sorunlar görüşler yazılır diye baktım. ama bazıları yorumsuz siyasi paylaşımlar yapmaya başlamış. şaban dişlinin milletine hizmet etmek yerine işadamlarına hizmet ettiği belgelenmiş ve kendisi akp genel başkanlığı görevinden istifa etmiştir. bu zat-ı muhteremin milleti için değilde işadamları için çalışıp milyon dolarları götürdüğünü belgeleyen Kemal Kılıçdaroğlu nu karalayan şeyler paylaşmak kimsenin haddine değildir. Şaban dişlinin milyon dolarlık iş takipleri yaptığı belgelenmiş olmasına rağmen kendisi hala akp de milletvekilidir. adaletten ve kalkınmadan yoksun insanların görüşlerini savunan zihniyeti Kemal Kılıçdaroğlunu eleştiren saçma yazılar paylaşmak yerine önce aynaya bakmaya davet ediyorum. bunu yazarak aynı zamanda Düzcemizin bir sorunu olan geri kafalılarada seslenmiş olayım. alevi olmak kişinin tercihi değildir. suçta değildir. ülkemie hizmet eden milyonlarca alevi vardır. hiçbir gerekçeyle alevi olmayan ulusalcı gibi tabirler kullanamazsınız. bu ülke şeriatla değil Cumhuriyetle yönetiliyor. aklınızı başınıza alın... |
 | |
| akif keten | Tarih: Prş 10 Haz 2010 00:20:02 EEST Sayın yerel basının temsilcileri; Dün yeniçağ yakınlarında elim bir trafik kazası sonucu İstanbul üniversitesi orman fakültesi hocalarından ikisini kaybettik. bu hocalarımızdan Prof. Dr. Ahmet HIZAL aslen düzcelidir. bu iki durum hiç haber değeri taşımıyor sanırım. yazık... |
 | |
duyarlı vatandaş from merkez | Tarih: Çrş 09 Haz 2010 01:58:44 EEST alın size haber düzce devlet hastanesi acil servisinde driaj diye bir poliklinik açıldı haberiniz vardır belki peki şimdi ne durum da o poliklinik hiç araştırdınız mı hastane çalışanlarına sorsanız o poliklinik açık ama doktorun insafına kalımış sanırım doktor nöbet cizergesindede o poliklinik açık gözüküyor ama doktoru bulabilene aşk olsun bu konuyu haber yaparsanız insanlık adına ve hasta insanlar adına sevinirim hiç olmazsa belki bu haberin üzerine işlerini dogru yaparlar |
 | |