Katar’ın Yüreği Büyük İnsanı




Bu bir yürek hikayesi!

Yüreğinin sesini dinleyebilenin, gördüğüm en büyük yüreğe sahip olanın hikayesi!

Ayrıca tanıdıklarımın içinde en çok kitap okuyanın hikayesi!

Etrafına ilham veren ve enerji saçan bir ruh!

Güldüğü zaman yüreğinin şeffaflığını görebilirsiniz. Çünkü o gözleriyle değil kalbiyle güler. Bu nedenledir ki insanlar ona güvenir, onu dinler, onu takip eder.

Beyza Ataol!

1972 yılında Ankara’da doğdu. “47. yaşımı yaşıyorum” diyor gururla, saklayanlara inat.

İki çocuk annesi.

19 yıldır Katar’da yaşıyor. Burada, yaptığı sosyal çalışmalarda, yardım faaliyetlerinde, kitaplara dair buluşmalarda, desteğe ihtiyaç duyanların yanında görürsünüz kendisini, duyarsınız adını. 

Yanına gittiğinizde ilgiyle gülümseyerek bakar yüzünüze ve yüreğiyle dinler söylediklerinizi. Hepsinden önemlisi unutmaz sizi ve sözlerinizi.

Jeoloji mühendisi ama…

Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünü 1995 yılında bitirdiğinde mesleği ile ilgili iş bulamadı. Onun yerine mesleğinin geliştirdiği yeteneğini bankacılık sektöründe kullandı. O dönemler üzüldü belki ama sonra olumlu yaklaştı bu duruma: “Mühendislik bölümü mezunu olmak bana analitik düşünce yeteneği kattığı için bankada çalışmamı olumlu etkiledi” dedi.

İlk yol ayrımı

26 yaşında evlendi. Eşi yurt dışına çalışmaya gitti. Geri dönüp tekrar yurtdışında ayrı bir işe gitmesi gerektiğinde belki de ilk kez ciddi bir yol ayrımıyla karşılaştı hayatında. İşini, çevresini, tüm yaşantısını Ankara’da bırakıp eşi ile Katar’a gelmeye karar verdi 1.5 yıllığına.  Bu kararı vermek kolay olmadı tabi ama hayatını paylaşmak istediği adamı bulmuştu, yüreğinin sesini dinledi.

Ailesi pek memnun olmadı bu duruma çünkü onun okuduktan sonra hayatı boyunca çalışıp kendi ayakları üzerinde durabilen bir birey olmasını istiyorlardı. Yine de saygı duydular kararına. 

Kültürel farklılık

Her yeni ülkeye taşınan gibi ilk yıllar çok zor geçti. Sosyal bir yaşantıdan tamamen sade bir ortama geçiş yapmıştı. 

Katar’da kadına uygulanan toplumsal baskı sarstı onu ilk önce. Kadın kocasına ve ya babasına bağlı olmak durumunda burada, kendi başına hareket edemez. Beyza hanım ise bunun tersi bir kişiliğe sahip. “ Buradaki kültüre alışmam zor oldu o yüzden, kıyafetimize, gittiğimiz yerlere dikkat ettik kimseyi rahatsız etmemek, buradaki kültüre saygılı bir yaşam sürmek için.” diye açıklıyor uyum sürecindeki zorluklarını. 

Eşinin işi uzadı ve hiç geri dönmediler Türkiye’ye. Alıştı, sevdi burayı.

İkinci yol ayrımı

Katar’a geldiği ilk iki yıl çalıştı. Ama sonra oda çocuk ve kariyer arasında tercih yapmak zorunda kalan annelerden oldu! Art arda iki çocuğu doğunca onları kimseye emanet edip çalışma hayatına geri dönemedi hemen. Nedenini şöyle anlatıyor:

“3-4 yıl geçtikten sonra ise verdiğim ara iyice uzamıştı. Mükemmeliyetçi bir yapım var. Uzun süre ara vermek başarısız olma düşüncesini serpti içime, eskisi gibi başarılı olamama korkusundan dolayı sınırladım kendimi.” 

Ne kadar tanıdık bir cümle bazılarımıza. Yaşamındaki ikinci yol ayrımında ikinci büyük fedakarlığını yaptı: Ülkesinden ayrıldıktan sonra iş hayatını da geride bıraktı.

Hayat öğretti

 “Yaptığımız tercihler bizi biz yapar.” dedi ve olduğu kişiden memnun bir halde ekledi; “Öğrendim ki hayata dair planlar yapmamak lazım. Hayat sizi yönlendiriyor. Sadece sevgiyle kucaklayıp yürümeliyiz önümüze açılan yolda.”

Boş durmak ona göre değildi. Yeteneklerini sosyal projelerde yer alarak kullandı Katar’da. Kendini Türkiye’yi-Türk Kadınını tanıtmaya, Türk çocuklarına yardıma adadı. 

O zamanki Büyükelçinin eşi Gülden Sarıbaş önderliğinde Türk Kadınlar Birliğini kurdular burada. 20 kadınla çıkıldı yola sonra 100’ü geçti üye sayısı. 

Kına gecesi

23 Nisan, Cumhuriyet bayramı, 10 Kasım, Anneler Günü organizasyonlarına imza attılar. Türkiye’nin tanıtımı için atılan en büyük imza ise üyeleri farklı ülkelerin vatandaşlarından oluşan Potlak grubuna, Türkiye ile ilgili muhteşem bir gösteri hazırladılar. Türk geleneklerine uygun kına gecesini canlandırdılar, onlarca kişiye çeşit çeşit Türk yemeklerinden oluşan ikramlarda bulundular. 

Ülkemiz daha güzel nasıl tanıtılabilir ki!

Maddi destekler

LÖSEV’e, Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfının ‘Geleceğe Işık Tut’, Oyuncağımı Paylaşıyorum gibi birçok projeye desteklerde bulundular.  Onlarca çocuğun 1 yıllık eğitim masraflarını karşıladılar.

“Ülkenizden uzaktasınız ama ülkenizin çocuğuna eliniz değiyor. Bu muhteşem bir duygu.” derken bir anısını şöyle anlatıyor Beyza Ataol:

“Oyuncağımı Paylaşıyorum projesi kapsamında gönderdiğimiz oyuncakları alan çocukların o mutluluğunu gördüğümde gözyaşlarımı tutamadım. Yaşadığım duygular hüzün ve mutluluk karışımıydı. O çocukların yaşamına güzel bir pencere açtık.” 

Kitap dostları

4 yıl bu organizasyonlar devam etti. Kadınlar Birliği değişik dağılınca ömrü boyunca hücrelerine işleyen kitapları için kitap dostlarını topladı bir araya. Cemile Topaloğlu attı ilk adımı ama ilk buluşmadan sonra ülkeden ayrılmak zorunda kalınca Beyza Hanım aldı bayrağı. 

Orada bile organize ediyor insanları ara ara kendi vatanımızda ihtiyacı olanlara dokunabilmek için. 

Kitap okuyan ve okumayan

Yıllardır başarıyla yürütüyor liderliği. 

 “Farkındalığı yüksek olanların, insana-insanlığa dair çevrelerine ilham olma zorunluğu vardır.” düşünce yapısıyla ışık tutuyor etrafına. 

Ülkemizde kitap okuma alışkanlığının yok denecek kadar az olmasından bahsederken, gözlerinin buğulanmasını, yüreğinin sızlamasını görebiliyorsunuz.

 “Kitap okumayan her halinden belli ediyor kendini tavırlarında, konuşmalarında. Kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu maalesef bizim insanımız bilmiyor.” diyor ve duygularını şöyle sıralıyor:

“Kitap kulübünde birbirimizden farklı şeyler düşünebileceğimizi yine de birbirimizi anlayabileceğimizi anlatıyorum. Tarafsızca dinliyoruz birbirimizi. ‘Söyleyecekleriniz, düşünceleriniz komik ya da yargılanacak değildir, kendinizi özgürce ifade edin’ diyorum herkese.”

Çünkü Beyza Hanıma göre Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri insanlar birbirlerini eleştirmek için dinliyor, karşısındakinin tam olarak ne söylemek istediğini çok zor anlıyor.

“Kitap okuyan anlar etrafını, insanları, doğayı, politikayı, her şeyi” diyor Beyza Ataol ve ekliyor:

“Kitap okuyan bir insandan nasıl bir zarar  gelebilir ki!”

Hakikaten en zararlı kim? 

Kitap okuyan mı okumayan mı?


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları