Bir garip Düzce





Önceki yazımda “Bir garip yolcu” demiştim ya, aslında bu yolcu bir kişi değil, bir kitle, bir semt, bir şehirdi. Evet bu şehir Düzce idi.  “Bir garip Düzce”.

Çünkü, Düzce gibi özellikleri olan bir başka şehrin olmadığını sanıyorum. Dünya’da, doğada, tarihte olan tüm değerler burada var.

Çünkü, bunları görebilen insanlar yok…

Bu nedenle Düzce bir garip yolcu gibi..

Düzce’nin garipliği insanlarından  geliyor tabi ki.

Geleceği bilemeyeceğimiz için bu teşhislerimizi geçmişi hatırlayarak vermek durumundayız.

Geçmiş bir aynadır, kendimizi görmek için de bu aynaya bakmak  zorundayız.

Geçmişe bakmadığımız için de, geleceğimizi göremiyoruz. Önce 99 yılına dönelim, Düzce tarihinin en büyük felaketini yaşadığı yıla.

O günlerde, bu felaket, Düzce için bir şans olarak gösterilmeye çalışıldı. Düzce yeniden imar edilecek, Düzce Dünyanın merkezi olacak, doğu yönünde Tokya, batı yönünde Paris tabelası konulacaktı.

Dendi ki, uygulanamayan imar planı, yenilerek uygulanacak.

Esnaf dükkanını açamazken, dışarıdan gelen satıcılar prefabriklerle caddeleri doldurdu. Belediye halkın yanında olma yerine yurt dışında inşaat peşinde koştu. Ticaret odası Kıbrıs’a Denktaş’a destek gezileri düzenledi.

Siyasi partiler yeni kurulan birimleri paylaşarak kendi adamlarını yerleştirdiler.

Sivil Toplum Kuruluşları biraya geldi, Düzce’yi kalkındırmak amacı ile Divan Heyeti adında bu gurup oluşturuldu. 40 kişiden oluşan bu topluluk, toplantılarında Düzce’nin imar planını değiştirdiler, milli eğitimi düzenlediler, valilerin adları okullara verdiler. Aylarca aynı sözleri tekrarladılar.

Sonradan anlaşıldıki, bir kuruma karşı prestijleri kırılan iki-üç arkadaş güç gösterisi için bu oluşumu planlamış.

Garip insanlar, Düzce can çekişirken kendi çıkarlarına çalıştılar. Dışarıdan gelen görevlilere yanlış bilgiler vererek engelemeler yaptılar.

99 afetinde zarar gören yerler, yaralarını sardılar. Acının izlerini sildiler.

Düzce’de izler hala duruyor....


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları