Nereye koşuyoruz ?




Başka şehirlerde gördüğüm güzel binaları benim şehrimde göremediğim için üzülürdüm eksiden. Çok katlı binaları gördükten sonra Düzce’de bunların özlemini hissederdim.

Anıtpark’ın kuzeyinde ilk üç katlı SSK binasını  gördüğümde sanki benimmiş gibi sevinç duymuştum. Şehir minibüslerinin  yerini belediye otobüslerinin aldığı günün törenlerinde ise  “şehir milliyetçisi” olarak  gurur yaşamıştım. Bazıları bana “şehir milliyetçiliği” kavramını sormuştu. Ne demekti bu diye ?..

O günlerde başka şehirleri kıskanırdım.

Bugünlerde de kıskanıyorum.

Ama bizde olmadığı için değil; biz niye yapamadığımız için.

Şimdi bizde de var,  belki onlardan daha fazla…

Geçenlerde şehir içinde şöyle bir dolaştım. Annemin mezarını görmek istedim. Başka yerlere gittim. Bir süre dolaştıktan sonra bulabildim. Zira, etrafı binalarla dolmuş, yollar asfalt olmuştu.

Düzce’ye gelenler çok geliştiğini söylüyorlar

Ama onlar benim yaşadığımı bilmedikleri için böyle görüyorlar…

Doğru;

Dışarıdan bakarsan öyle. Belki bende kıskandığım yerlere dışarıdan gördüğüm için özeniyordum.

Düzce’de büyük bir yapılaşma var… Tabii ki inşaat sektöründe. 2017 de 7.300 konut satıldı.

Nereye baksan, nereye gitsen, yeni binalarla, inşaatlarla karşılaşıyorsun. Ne kadar müteahhit varmış diye şaşırmaktan kendini alamıyorsun. Her yer inşaatçılarla dolu. Bilende bilmeyen de inşaatçı olmuş.

Olmasında sakınca yok tabi ki.  Ama, bir yerde iki kat, yanında üç kat, onun yanında dört kat ve onun yanında rezidans düşünülüyorsa bu yanlıştır, imara aykıdır,  çevreye ihanettir, kul hakkı yemektir.

Şöyle bir gezinti yapın göreceksiniz.

Benim söylemek istediğim asıl yer Konuralp’tir. Düzce’nin markası olması düşünülen Konuralp’teki çirkin yapılaşmadır.  Çok büyük bir değerin yok edilmesidir.  Türkiye’de ilk Safranbolu, ilk Beypazarı, ilk İznik olmalı idi. Bizans kültürü, Osmanlı kültürünü yaşatan, toprak zenginliği ile bir hazine olan bu belde, yanındakilerin gözünden uzak kaldı. Evet, değer elindekini  görebilmekti. Ne yazık ki, Düzceli bunu göremedi.

Tarihi değerinin yanında, bugün de  üniversite semti olması ile çok özel konumdadır. 5 yıl önce 6 bin civarında nüfusu ile bir-kaç ilçeden daha büyük belde olan Konuralp, bugün 30 bin öğrencisi olan bir üniversitenin ev sahibi konumundadır.

Üniversitenin olduğu bir yerleşim biriminde, yapılaşmanın planlı ve çevreye saygılı olması gerekmez mi… Evet ama, yazık ki böyle değil.

Konuralp merkezde sit alanı gerekçesi ile yapılaşma iki kat ile sınırlandırılırken, hemen yanında üç kata izin verilmiş. Bitişik devamında 5’ten başlayarak 10 ve 20 kata kadar  izin çıkıyor. Hatta 44’er katlı ikiz kule yapımı konuşuluyor. Hafriyatı yapılmış duruyor.

Sit alanı içinde iki kat sınırlı olan alanda kuzeyden iki, güneyden dört, üç kat sınırlı olan alanda kuzeyden üç,  güneyde beş kat olan inşaatlar var.  Bu durum 5 ile  10 kat olan alanlarda da devam ediyor.

15 katlı rezidanslar yan yana yapılırken, sokak genişliği düşünülmemiş, park durumu  dikkate alınmamış… İç içe bloklar ile yaşam kalitesi hesaplanmamış…

Ayrıca burada yapılar, ticari amaç taşıdığı için kalite önemsenmemiş…

Biliyor musunuz, şu anda bu yoğunluktaki beldede, bir tane park alanı var. O da çok küçük. Yeşil alan yok. Sosyal park alanlarının bazıları satılmış,  eskiden tahsisli olan çocuk parkları alanlarından da tahsis kaldırılarak özel mülke dönüştürülmüş…

Çevre kirliliği çok fazla… Çöpler, başıboş hayvanlar, atıklar, sahipli ama boş alanlarda çöplüğe dönüşmüş çalılıklar…

Hem tarihi, hem turistik, hem üniversite semti bir yer, hem de Düzce’nin markası olmaya aday gösterilen bir yer.

Ben susmayı tercih ediyorum.


İlgili Etiketler

İlgili etiket bulunamamıştır.


Okuyucu Yorumları